"Ve şu kâinattaki makasıd-ı âliye-i İlâhiyenin medarı" ne demektir, açar mısınız?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Evet, bin üç yüz elli senede, her sene üç yüz elli milyon insanların sultanı ve onların ruhlarının mürebbîsi ve akıllarının muallimi ve kalblerinin mahbubu ve her günde, es-sebebü ke'l-fâil sırrınca, bütün o ümmetinin işlediği hasenâtın bir misli, sahife-i hasenâtına ilâve edilen ve şu kâinattaki makasıd-ı âliye-i İlâhiyenin medarı ve mevcudatın kıymetlerinin teâlîsinin sebebi olan o zât-ı Ahmediye Aleyhissalâtü Vesselâm, dünyaya geldiği dakikada 'Ümmetî, ümmetî' rivayet-i sahiha ile ve keşf-i sadıkla dediği gibi, mahşerde herkes 'Nefsî, nefsî' dediği zaman, yine 'Ümmetî, ümmetî' diyerek, en kudsî ve en yüksek bir fedakârlıkla, yine şefaatiyle ümmetinin imdadına koşan bir zâtın gittiği âleme gidiyoruz. Ve o güneşin etrafında hadsiz asfiya ve evliya yıldızlarıyla ışıklanan öyle bir âleme gidiyoruz."(1)

Allah’ın kâinatı yaratmasındaki yüksek maksadı en güzel bir şekilde gösteren, bütün insanlığa en mükemmel rehber ve eşsiz model olan zât, Habib-i Kibriya Efendimiz (asm)'dir.

Allah’ın kâinatı yaratmasındaki en yüksek gaye ise, kendi cemal ve kemalini görmek ve göstermek istemesidir.

Üstad Hazretleri bu manaya şu ifadeleri ile işaret ediyor:

"Her cemal ve kemal sahibi kendi cemal ve kemâlini görmek ve göstermek istemesi sırrınca, o sultan-ı zîşan dahi istedi ki, bir meşher açsın, içinde sergiler dizsin, ta nâsın enzarında saltanatının haşmetini, hem servetinin şaşaasını, hem kendi san'atının harikalarını, hem kendi marifetinin garibelerini izhar edip göstersin. Ta, cemal ve kemâl-i mânevîsini iki vecihle müşahede etsin: Bir vechi, bizzat nazar-ı dekaik-âşinâsıyla görsün. Diğeri, gayrın nazarıyla baksın."(2)

Yaratılmışlar içinde Allah’ın cemal ve kemaline en büyük meşher ve en parlak ayna ise Resu-i Ekrem Efendimiz (asm)'dir.

Kâinatın ve mahlûkatın yaratılmasındaki maksatların tahakkuku, Resulullah Efendimizin tâlim ve irşadına bina edilmiştir. Zira “anlaşılmaz bir kitap muallimsiz olsa, mânâsız bir kâğıttan ibaret kalır.” (11. Söz)

Şu kâinat kitabı esmâ-ül hüsna ve sıfat-ı İlâhîyenin cilveleriyle yazılmış ve her bir mevcud âdeta bir kitap hükmüne getirilmiştir. Elbette, bu kitabı ders verecek bir muallime ihtiyaç vardır. Eğer muallim olmazsa kitabın mânaları anlaşılamaz ve hikmet-i vücudu kaybolur.

"Üstadı mutlak, Muktedâyı Küll, Rehberi Ekmel olan” Resul-i Ekrem Efendimiz (asm.) son resul olarak âlemlere rahmet olarak gönderilince bütün âlem nurlandı, kış bahara döndü. Cenab-ı Hakk’ın varlığına ve birliğine delil olan bütün enfusi ve afakî deliller, o büyük rehberin ve o en büyük mürşidin sayesinde okundu ve anlaşıldı.

Bütün âlemleri en mükemmel bir şekilde okuyan Habib-i Kibriya Efendimiz (asm.) insanlara Ezel ve Ebed Sultanı olan Allah’ı anlattı, O’na iman etmeye ve yalnız O’na kul olmaya davet etti. Vahid ve Ehad olan Allah’ın emir ve yasaklarını tebliğ etti. İmanın esaslarını, ubudiyetin esrarını, yaratılışın sırrını ve hikmetin inceliklerini harika bir şekilde ders verdi. Yirmi üç sene gibi kısa bir zamanda yüz yirmi dört bin (bir rivayete göre 114 bin) yıldız insan yetiştirdi.

Dipnotlar:

(1) bk. Lem'alar, Yirmi Altıncı Lem'a.
(2) bk. Sözler, On Birinci Söz.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...