Block title
Block content

"Veyahut galebesi ona istidraçtır, Müslümana tathîrdir." Bu cûmleyi somut bir biçimde açıklar mısınız?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Bir insî tarafından soruldu: " اَلْحَقُّ يَعْلُو وَلاَ يُعْلٰى عَلَيْهِ Halbuki kâfir Müslümana galebe eder."

"Elcevap: Sıfat-ı kelâmdan gelen evâmir-i teşriiyeye karşı itaat ve isyan olduğu gibi, sıfat-ı iradeden gelen evâmir-i tekviniyeye karşı da itaat ve isyan vardır. Evvelkide mükâfat ve mücazat galiben âhirette olur; ikincisinde ağlebi dünyada olur."

"Meselâ, sabrın mükâfatı zaferdir. Atâletin mücazatı sefalettir. Sa'y ve sebatın sevabı, servet ve galebedir. Şu halde, kâfirin evamir-i tekviniyeye karşı itaati, Müslümanın evamir-i tekviniyeye karşı isyanına galebe etmiştir. Bir müslim, herbir sıfatı Müslüman olmak lâzım gelmediği gibi, bir kâfirin herbir sıfatı kâfir olmak ve küfründen neş'et etmek lâzım değildir. Veyahut galebesi ona istidraçtır, Müslümana tathîrdir."(1)

Kainatta iki türlü şeriat vardır. Birisi Allah’ın kelam sıfatından gelen ve vahiy ve peygamberler vasıtası ile insanlığa gönderilen dinlerdir. Bu şeriatın asıl muhatabı insanlıktır. Bu şeriata uymak, yaşamak ve hayatları ile aksettirmek insanların görev ve vazifesidir. 

Diğer şeriat ise Allah’ın irade ve kudret sıfatından gelen tekvini şeriattır. Yani kainata konulmuş bütün kanun ve adetullahlardır. Çekirdeğin bir sistem ile çatlayıp büyümesi, yıldızların hassas bir şekilde yörünge içinde hareket etmeleri, bütün canlıların hayat şartlarının ve rızıklarının mükemmelen tanzim ve tedbir edilmesi gibi işlerin hepsi irade sıfatından gelen şeriatın meseleleri ve hükümleridir.

 İşte nasıl kelam sıfatından gelen dinin hükümlerine uymak  insanların ve cinlerin görev ve vazifesi  ise, şu irade sıfatından gelen fıtri ve tekvini şeriata da uymak  yine bütün insanların ve cinlerin görev ve vazifesidir. Dine uymayanların ekserisi ahiret hayatında ceza çekerler, ama fıtri şeriata yani kainatın bilimsel yasalarına uymayanlar peşinen cezasını bu dünyada fakir ve zelil olarak çekerler. Bu mümin olsun kafir olsun fark etmez. Kainattaki adet ve kurallara uymayanların peşinen zelil ve hakir olmaları Allah’ın değişmez bir kanunudur.

Bir insan tekvini şeriata tam riayet ederse, Allah onun geçimini ve yaşamını genişlendirir ömrünü de uzun kılar. Mesela sigara ve uyuşturucu gibi zararlı maddeler ile hayatını zehir edenlerin hayatının kısa, sağlıklı ve iyi beslenenlerin hayatının uzun olması Allah’ın fıtri bir yasasıdır. Biz bu yasaya uyarsak uzun yaşamamız, uymaz isek kısa yaşamamız mukadderdir.

Mesela, Allah fıtraten diyor ki falanca kulum sigara içmez ise seksen yıl içerse elli yıl yaşar. O falanca bu fıtri kaideye riayet ederse kaderde muallak duran hükme mazhar olur. İlaç ve sağlıkta geri olan ülkelerin ömür ortalaması az iken, ileri ülkelerin ömür ortalamalarının fazla olması bu ikinci şeriata uyup uymamak ile ilgilidir. Allah bu ikinci şeriatta mümin kafir ayrımı yapmıyor, kim bu şeriata uyarsa mükafatını peşin alıyor kim de uymaz ise cezasını peşinen görüyor. İslam ülkelerinin geri kalmasının en büyük sebebi bu şeriata yeterince uymamalarıdır. Gerçi birinci şeriata da tam uydukları söylenemez.

Her iki cihanda mesut ve bahtiyar olmanın yolu her iki şeriata tam riayet etmekle mümkündür. Kafirler belki bu dünyada tekvini şeriata uymanın mükafatını görüyor olabilirler, lakin onlarda ahiret cihanında perişan olacaklalar zira onlarda ilk şeriata riayet etmiyorlar.

Öyle ise kafir küfrü ile mümine ve onun imanına galip gelmiyor, kafir ikinci şeriata uymasına bir mükafat olarak ikinci şeriata uymayan Müslümanlara galip geliyor. Galip olan sıfat yine şeriattır. Fıtri şeriatı kim elinde tutarsa dünyada galibiyet onundur.

"Veyahut galebesi ona istidraçtır..."

Kafirin bu dünyada ekseri olarak galip ve rahat olması bir istidraçtır. İstidraç ise, gaflet içinde iken yani Kur’an ve sünnet çerçevesinin haricinde iken  eşya-yı gaybiyenin inkişafından ve garip fiilleri izhar etmekten ibarettir. Bu haller Allah’ın razı olmadığı kişilerde görünür. Kişi bu harikulade işleri kendinden bilir ve nefsine verir. Nitekim Nemrut, Firavun, Şeddad, Deccal gibi azılı kafirlerde de olağanüstü haller görülmüştür, ama bunlar gafil ve münkir oldukları için bu olağanüstü halleri nefsine vermişler, küfür ve gafletlerini daha da ziyadeleştirmişlerdir. Karun’un harika bir tarzda ikram edilen serveti için

"Bu servet, bilgim sayesinde bana verilmiştir."(Kasas, 28/78)

demesi  ve oradaki ikramı inkar etmesi bunun bir istidraç olduğunu teyit ediyor.

Yani istidraç Allah katında makbul olmayan insanların küfür ve gafletini ziyadeleştirmek için Allah tarafından verilen bir takım nimet ve harika hallerdir ki, buna Kur’an mekr-i İlahi, yani Allah’ın kafirlere bir tuzağı bir oyunu diyor. Nemrut’un ömründe hiç hastalanmaması, Karun’un harika bir şekilde servete sahip olması, Deccal’ın bir gözündeki ispritizma ile insanları tesiri altına alması, bunların hepsi birer İlahi mekir ve tuzaktır.

 İmanı ve ameli eksik olanların harika ikramlara mazhar olmalarından korkmaları iktiza eder. Zira bu bir mekir olabilir. Her insanın mekri farklı olabilir. Alimin mekri ilmi olabilir, zenginin mekri malı olabilir, idarecinin mekri harika saltanatı olabilir, babanın mekri evladı olabilir, gencin mekri şehvet ve kadın olabilir vs... Böyle mekirleri  hayra ve keramete çevirmenin yolu iman ve salih ameldir. Yani Allah kimseye durup dururken mekir yapmaz, insanların kendi irade ve tercihlerinden dolayı bu mekir ve tuzak kurulur. Öyle ise kendi kendimize tuzak kuranlardan olmamalıyız.

"Müslümana tathîrdir."

Müslümanın bu dünyada sıkıntı çekmesi ise inşallah onun için manevi bir tathir ve temizlenmek demektir. Yani Allah mümine bazı sıkıntılar veriyor ki, ahiretin o dehşetli azabına kalmadan bu dünyada temizlenip kurtulsun. Müslüman dünyasının hali hazırdaki bir takım sıkıntı ve çileleri inşallah boşa gitmiyor, temizlenmesine ve kendine gelmesine bir vesile oluyor.

(1) bk. Rumûz, İfade

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Rumûz | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 4944 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...