"Vücub ve vahdaniyet-i İlahiye ve evsaf ve şuunat-ı Rabbaniye" tabirlerini izah eder misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
Vücub, vacib olma demektir. Allah, vacibu’l-vücuddur, yani varlığı vacibdir, zatındandır, kadîm ve bakidir, olmaması muhaldir. Kudret bahsinde Allah’ın kudretinin zatî olduğu, yani hariçten verilmiş, yaratılmış bir kudret olmadığı beyan edildikten sonra, bu kudrete aczin giremeyeceği “Zatî olan zail olamaz. Bir şey zatî olsa onun zıddı ona arız olamaz” ifadeleriyle beyan ediliyor. Zat için yapılan bu açıklamaları vücud sıfatı için de aynen düşünebiliriz. Allah’ın varlığı zatındandır, başka birinin var etmesiyle var olmuş değildir. O halde vücudun zıddı olan adem (yokluk) o varlığa arız olamaz.
Masivanın, yani Allah’tan gayrı her şeyin varlığı mümkin grubundadır, Allah’ın var etmesiyle var olmuşlardır, bunlara adem arız olabilir, yani ilahi kudretle yaratılan bu varlıklar Allah’ın dilemesiyle de varlık sahasından silinebilirler.
Vahdaniyet, Allah’ın bir olduğunu ifade eder. Bu birlik, “Varlığı vacib, kadim ve baki ancak Allah’tır, bu sıfatlara sahip yegâne zat odur.” manasındadır.
Evsaf, sıfatlar demektir. Bunlar da zatî ve sübutî olmak üzere ikiye ayrılır.
Zatî Sıfatlar:
1. Vücut (Varlık),
2. Kıdem (Ezeliyet, evveli olmama),
3. Beka (Ebediyet, ahiri olmama),
4. Vahdaniyet (Bir olma, şeriki bulunmama),
5. Kıyam binefsihi (Varlığının devamının zatından olması, başkasının yardımıyla olmaması),
6. Muhalefetün-lil-havâdis (Zatının mahlukatın zatlarına ve sıfatlarının da mahlûk sıfatlarına benzememesi).
Sübutî Sıfatlar:
1. Hayat,
2. İlim,
3. İrade,
4. Kudret,
5. Sem (işitme),
6. Basar (görme),
7. Kelam,
8. Tekvin (Yaratma, var etme).
Bu tasnif Maturidi mezhebine göredir. Diğer itikad imamımız İmam Eş’arî’ye göre ise sübutî sıfatlar yedidir. Tekvin sıfatı müstakil olarak düşünülmeyip irade ve kudretle birlikte mülahaza edilir.
"Şuunât"a gelince;
Bu kelimenin Türkçe’mizde tam bir karşılığı yoktur. İnsanlar için bunun karşılığı kabiliyet veya karakter olabilir, ancak Allah hakkında kabiliyet ifadesi kullanılmaz.
Şuunâtın Nur Külliyatı'nda iki tarzda nazara verildiğini görüyoruz.
Birisi, lezzet-i mukaddese,…, lütuf, kahır ve emsali şe’nlerdir.
Diğeri ise, Hâlıkıyet, Rezzâkiyet, Rububiyet şeklindeki ifadelerdir. Halk (yaratmak) fiildir, Hâlık (yaratıcı) isimdir, Hâlıkıyet ise şuunât-ı İlahiyeden bir şe’ndir. Nurlarda zat, şuunat, sıfat, esma, ef’al…şeklindeki sıralamadan anlaşıldığı gibi şuunât zatttan hemen sonra gelir. Sıfatların tecellisiyle mahlukat âlemi yaratılmadan da İlahi şuunât vardı.
Mesela, Halıkıyet yani yaratıcı olmak şuunattandır. Hiçbir varlık yaratılmadan da Allah’ın yaratıcılığı vardı. Allah mahlukatı yaratmayı irade ettiğinde kudretiyle ve sair sıfatlarıyla eşyayı vücuda getirdi, böylece esmasını tecelli ettirmiş oldu. Buna göre, sıfatları faaliyete geçiren şuunâttır.
Bunun en açık misali şu hadis-i kudsidir:
"Ben gizli bir hazine idim. Bilinmeye muhabbet ettim ve mahlukatı yarattım." (Acluni, Keşfü'l- Hafa, II, 132)
İşte bilinmeye muhabbet etmek İlahi şuunâttandır ve sıfatların tecellisine esas olmuştur.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü