Block title
Block content

Yirmi Altıncı Söz, İkinci Mebhas, Yedinci Vechi açıklar mısınız?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

İnsanın irade-i cüziyesi ve ihtiyariyesi mahiyeti itibariyle ve insan ona malik olabilmesi için ve onda istediği gibi hükmedebilmesi için, gerçi zaiftir sadece insanın meylinin itibariyle ortaya çıkan ve varlığı ile yokluğu tartışmalı ve göreceli olan bir keyfiyettir. Fakat Cenab-ı Hak âdetullah ve sünnetullah kaidesine binaen, o çok zaif olan ve "emr-i itibari" diye anlattığımız meyli; külli iradesinin taallukuna ve o meyli esas alarak neticeyi halketmesine ve yaratmasına âdeta şart yapmıştır. Yani âdetullah ve sünnetullah; kulun iradesi ile ilgili maduratı yani takdir edilen şeyleri halketmeden evvel kulun meylini sebep ve ana unsur kabul ediyor.

Yani bu halle ve bu keyfiyetle Cenab-ı Hak hadisatın dili ile manen diyor ki: Ey kulum iradenle, meylinle ve ihtiyarınla hangi yolu istersen ben seni o yolda götürürüm. Hangi şeye meyledersen, ben kudretimle onu yaratırım. Öyle ise yaratmak ve yolun mahiyeti itibariyle şartlarını hazırlayarak götürmek bana aittir; sorumluluk ve mesuliyet sana aittir.

Üstadımız bu mevzunun rahatça anlaşılabilmesi için şu misali veriyor:

Sen iktidarsız bir çocuğu omzuna alsan onu muhayyer bırakıp nereyi istersen seni oraya götüreceğim desen. O çocuk yüksek bir dağı istedi götürdün. Çocuk üşüdü veya düştü. Elbette buraya gelmeyi sen istedin diyerek öfkelenip tedip edip belki de çocuğa bir tokat vuracaksın. Burada iradenin iktidarsız bir çocuğa benzetilmesi; irade-i cüziyenin aslının zayıf, biçare, varlığı yokluğu eşit kabul edilen bir hususiyet taşıdığından dolayıdır. Yani kulun irade-i cüziyesinin iktidar, kudret ve müessiriyet açısından hiçbir özelliği ve evsafı yoktur. Aynen o iktidarsız çocuk gibidir.

Ayrıca çocuk sahibin veya babasının tasarrufuna aittir. Baba o çocuğu istediği gibi yönlendirebilir. İşte irade-i cüziye de o çocuk gibi insanın arzusu ile istediği gibi yönlenebilir, istenildiği alana tevcih ettirilebilir. Bu noktada da irade-i cüziye o masum çocuğun tabiatına benzer.

Kudret ve ihtiyar açısından masum ve iktidarsız olan o meyelan ve irade-i cüziye onun sahibi olan insan tarafından yönlendirilirse, burada mesul olan insanın kendisidir ve arzularıdır veya nefsidir. Tokadı çocuğun yemesi gibi; insan meylini hayra kullanması icap ederken tercih edip şerre olan meylini kuvvetlendirip onun neticesinin zuhur etmesine sebebiyet verdiğinden, mesuliyeti o meyli menfi kullanan insan çeker ve kader tarafından tokat yer ve cezalandırılır.

Burada mesuliyet meylin tercihi ile doğru orantılı olmakla beraber insanın masum ve günahsız olan vücudu, hücreleri ve azaları kader tarafından cezalandırılır. Mesuliyet nefisten kaynaklanmakla beraber, Cenab-ı Hakk'ın âdetullahı icabı masum olan can, vücut ve hücreler yakılmakla cezalandırılır. Mesela hırsızın elinin kesilmesi şeriatın bir hükmüdür. Burada elin; bir mesuliyeti ve sorumluluğu yoktur. El masumdur. Zira o el sahibinin iradesine tabidir. Helalada ve haramada aynı şekilde uzanır. Mesuliyet insanın tercihinde ve meylinde olmakla beraber masum olan elin kesilmesi Cenab-ı Hakk'ın âdetidir. Zaten masumlar cezalandırılmakla zalimliğin önü alınır. Zulmün, isyanın mahiyeti fikri, meyli, iradi ve beyani olduğundan, bu mahiyetlere müeyyide ve ceza uygulamak mümkün değildir.

İşte Cenab-ı Hak her şeye hikmetle hükmettiği için, insana imtihana medar olabilmek için vermiş olduğu iradesini, halketmeye ve vücuda getirmeye adeten şart yapıp, külli iradesiyle irade-i cüziyeye nazar eder ve halkeder.

Burada "külli irade" denmesinin sebebi: kul irade-i cüziyesini meyil olarak tercih ettikten sonra her yapılan iş, fiil, muamelat ve mevcudat Allah’ın külli iradesi, ilmi ve kudreti ile zuhur eder. İnsanın bu alanlara gücü yetmez. Sadece insanda olan meylinin tercihini yapmaktır. Diğer kalan kısım Cenab-ı Hakk'ın külli iradesi ve kudreti ile halkedilir.

Bu veçhin el hasıl kısmından sonrası kaderin farklı bir veçhesini nazara vermektedir. O da şudur:

İnsanın elinde mahiyeti itibariyle gayet zayıf, fakat seyyiatta yani günahlarda ve isyanlarda ve tahribatta eli gayet uzun fakat hasenatta, hayırda ve vücutta eli gayet kısa cüzi ihtiyari namında bir irade mevcuttur.

Burada bu iradenin hayırda elinin kısa, şerde ve tahripte elinin uzun olması, iradenin insana verilişinin mahiyet farklılığı anlamına gelmez.

Çünkü iradenin hayra veya şerre, nispeti ve taalluku eşit olmalıdır ki insan iradesi ile baskı altında olmadan tercihinden mesuliyet altına girsin. Buradaki farklılık; kulun irade beyanından sonraki yaratılmalar, vücuda getirilmeler ve neticenin hasıl olması açısından azim farklılığın nazara verilmesidir.

Yani her zaman tahrip tamirden kolaydır. Bir adam bir ormanı bir kibritle bir günde yakabilir. Fakat aynı ormanı tekrar vücuda getirmek için belki asırlar lazımdır. Fakat burada ormanın yapılması ve yıkılmasının karar merkezi olan meylin tasarrufunda mahiyet farklılığı yoktur. Ancak meyil tasarrufundan sonra ormanın yok olması veya vücuda getirilmesi açısından büyük farklar vardır.

İşte kolay meydana gelecek olan şerrin veya günahların, isyanların engellenmesi mesuliyetin asgariye inmesi veya affedilmesi için istiğfar, hacalet, nedamet ve tövbe mekanizması devreye girer. Şerdeki azim ve büyük tahribatı asgariye çeker burada âdaletullah ve rahmetullah bir muvazene ve denge oluşturur. Hayırda ve vücutta eli kısa olan o iradenin, alanını genişletmek ve hayrını artırmak keyfiyetini nemalandırmak için bu defa dua, yalvarma, iltica etme abdiyetin sırlarını kavrama devreye girmekle bu kısa olan alan genişler. Burada da yine rahmet ilahiye bir denge ve muvazene devreye sokar.

Dua, iltica, yalvarma cennete olan gidişatı hızlandırdığı gibi, tövbe, nedamet ve istiğfar da cehenneme gidişi mahiyeti itibariyle engeller ve denge bu şekilde kurulmuş olur.

Demek ki dua ve tevekkül meyelan-ı hayra büyük bir kuvvet verir. İstiğfar ve tövbedahi meyelan-ı şerri keser tecavüzatını kırar.

Cenab-ı Hakk'ın rahmeti gadabını geçtiğinden, bütün ikramlar, iltifatlar ve hassaten cennet Allah’ın lütfundan ve fazlından olduğu; cehenneme gitmek ise adalet-i ilahi icabı olarak tahakkuk ettiği ve kulun hem dünya da ve hem de ukbada huzur ve saadetle yaşayabilmesi için kader ve rahmet burada insanlar için tabiri caiz ise pozitif ayrımcılık yapmaktadır. Çünkü insanın hayatındaki alışkanlıklar eğer müspet olursa yani dua, iltica ve yalvarmanın yanında tövbe, nedamet ve istiğfar muameleleri çalıştırılabilirse, insan meylini her zaman hayra, vücuda ve müspete kullanacaktır. O insan İslamiyetle hakiki insan olacaktır.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş

Yorumlar

MUHAMMED BERHAK
Allah razı olsun
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
BENZER SORULAR
Yükleniyor...