Yirminci Pencere'nin giriş paragrafını; âyetleri, haşiyede geçen Arabi ibarelerin mânâsı ile izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Kâinat, genel mânâda iki kısma ayrılır. Birisi toprak, su, hava ve ateş gibi küllî unsurlar. Diğeri ise bu unsurlar vesilesiyle icat edilen küçük ve cüz’î mahlûklardır.

"Nasıl cüz’iyat ve neticelerde ve teferruatta kemâl-i hikmet ve cemâl-i san’at görünüyor. Öyle de, tesadüfî ve karışık tevehhüm edilen küllî unsurların, büyük mahlûkatın zâhiren karışık vaziyetleri dahi bir hikmet ve san’atla vaziyetler alıyorlar. İşte ziyanın parlaması, sair hikmetli hidemâtının delâletiyle, yeryüzünde masnuat-ı İlâhiyeyiizn-i Rabbânî ile teşhir ve ilân etmektir. Demek bir Sâni-i Hakîm tarafından ziya istihdam ediliyor; çarşı-yı âlem sergilerindeki antika san’atlarını onunla irâe ediyor."

Cüz’î, küllînin fertlerine deniliyor. Meselâ, çiçek kelimesi küllî bir mânâdır, her bir çiçek ise o küllî mânânın müşahhas bir ferdidir. Öte yandan, cüz’î küçük mânâsında, küllî ise büyük mânâsında da kullanılmaktadır.

Bir çiçeğin açıp solması cüzî bir hâdisedir ama gündüzün gelip gitmesinden baharın yerini kışa bırakmasına kadar çok küllî faaliyetlere de işaret eder. İşte cüz’îdeki bu hikmetli faaliyet, küllî faaliyetlerin de hikmetli olduğunu gösterir.

Bu Pencere’de küllî unsurların hikmetli faaliyetleriyle akıllara yine küllî tefekkür levhaları sunulmaktadır.

Ziyanın parlamasının cüz’î neticesi bize yolumuzu göstermesidir. Onun parlamasını küllî mânâda düşündüğümüzde görürüz ki, bu âlem bir teşhirgâh, bir sergi, bir fuar gibidir. Ziya ise, onda sergilenen antika sanatları teşhir ve ilan etmektedir.

Mesela, deniz küllî bir unsur iken, içinde yaşayan bir balık cüz’î bir mahlûktur. Cüz’î mahlûk üstünde tecellî eden isim ve sıfatları okumak ve idrak etmek daha kolaydır. Bu sebeple insanların ekserisi küllî unsurları karmaşık, anlaşılmaz ve başıbozuk zannetmiş ve onlarda tecellî eden isim ve sıfatları okuyamamışlar.

Mesela, güneşin ışıkları görünüşte alelade ve dağınık gibi duruyorlar ama dikkatle, yani fennin gözlüğü ile bakıldığında ne kadar ölçülü ve dengeli bir şekilde istihdam edildiği anlaşılır. Toprak yeryüzünü istila etmiş, karmaşık ve hikmetsiz gibi duruyor. Lakin fennin nazarı ile bakıldığında, muazzam bir ölçü ve hikmet ile canlılara beşik olarak tahsis edilmiş.

Rüzgârlar, sanki gelişigüzel esip dalgalanıyorlar gibi duruyor, ama dikkatle ve fennin nazarı ile bakıldığında onların ne kadar hikmetli hareket ettikleri anlaşılır. Lodos karları eritip baharın alt yapısına hizmet ederken, sair rüzgârlar da başka vazifeler için istihdam olunuyorlar. Yani rüzgârların hiçbirisi hikmetsiz ve maslahatsız esmiyorlar.

Çeşmelere çaylara, nehirlere ve ırmaklara iman ve ilim nazarıyla bakıldığında onların tesadüfen ve gelişi güzel değil, çok intizamlı bir şekilde ve bir program dâhilinde nice gayeler ve hikmetlerle aktıkları ve sayısız canlılara hayat verdikleri anlaşılır.

Sular, çeşitli toprak tabakalarından geçtiği hâlde çamurlu ve bulanık olması gerekirken, nasıl berrak ve temiz bir şekilde kalabiliyorlar?

Yeraltında belli tabakalarda toplanan sular, yeryüzüne nasıl çıkıyor. Yerin derinliklerinde niçin kaybolmuyor?

Bir ayette mealen şöyle buyruluyor: "De ki: Haber verin; eğer suyunuz yerin dibine göçüverecek olsa, bu durumda kim size bir akarsu kaynağı getirebilir?" (Mülk Suresi, 67/30)

Sızmanın olabilmesi için zemini teşkil eden kayaçların menfez, yarık, çatlak, gibi suyun geçmesine imkân sağlayacak birtakım boşluklar ihtiva etmesi, yeraltı suyunun teşekkülü açısından çok mühimdir. Burada bir yaratılış mu’cizesi daha ortaya çıkmaktadır. Suyun kolayca sızabileceği toprak tabakalarının üst kısımları kumlu tabakalardan meydana gelmişken, suyun kaçmasını engelleyen killi topraklar da yeraltı suyunun tabanında yer alır. Zeminin bitki örtüsü ile kaplı olması sızmayı kolaylaştırır. Çünkü bitki örtüsüyle kaplı olan yerlerde suyun akışı yavaş olacağından sızma artar.

Görüldüğü gibi yeryüzüne düşen suyun yeraltında belli katmanlarda toplanması ve tekrar yerin üstüne çıkması belirli şartların tahakkuku ile mümkün olabilmektedir. Tüm bu şartlar, yeraltı sularının hep belli bir plan ve çok hassas bir nizam içerisinde teşekkül ettiğini göstermektedir.

Küçük bir gözeden akan suları bir yere toplasanız koca bir göl olur. Memelerden akan bütün sütleri de hayalen bir araya getirseniz, büyük bir süt nehrinin de aktığını müşahede edersiniz

Keza taşlar da toprak tabakasının altındaki sulara kanallık ve yataklık yapıyorlar. Şayet toprağın altında taş tabakası olmasa idi, sular toprağı göçürüp hayata imkân vermeyeceği gibi, onların dolaşmasına da imkân olmayacaktı. Bu sebeple taşların sayısız hikmet ve faydaları vardır. Taş cinsinden olan cevher ve madenlerin hikmet ve faydaları zaten herkesin malumudur.

Bir elma nasıl Allah’ın rahmet ve lütfunu izhar ve ilan ediyor ise, küllî unsurlardan olan sema ve toprak da aynı şekilde Allah’ın azamet ve büyüklüğünü izhar ve ilan ediyor.

Âyet-i kerîmelerin mealleri:

“Her şeyin (melekûtu) hükümranlığı elinde olan Allah’ın şanı yücedir! Siz ancak O’na döndürüleceksiniz.” ( Yasin Sûresi, 83)

“Hiçbir şey yoktur ki hazineleri yanımızda olmasın. Biz onu ancak belli bir ölçüyle indiririz. Biz, rüzgârları aşılayıcı olarak gönderdik ve gökten bir su indirdik de onunla su ihtiyacınızı karşıladık. O suyu depolayan siz değilsiniz.” (Hicr Sûresi, 21-22)

Arabî ibarenin mânâsı:

“Işığın parıldaması Senin nurlandırman ve teşhir etmendendir. Fırtınanın dalgalanması Senin yönlendirmen ve görevlendirmendendir. Sen her noksandan münezzehsin; ne büyüktür saltanatın!

Nehirlerin fışkırması Senin depolayıp emre boyun eğdirmendendir. Taşların süsleri Senin tedbirin ve şekillendirmendendir. Sen her noksandan münezzehsin; ne eşsizdir Senin hikmetin! Çiçeklerin tebessümü Senin süsleyip güzelleştirmendendir. Meyvelerin süslenmesi Seninin'âmın ve ikramındandır. Sen her noksandan münezzehsin; ne güzeldir Seninsan'atın!

Kuşların cıvıldaşması Senin konuşturman ve yakınlaştırmandandır. Damlaların şıpıltısıSenin indirmen ve fazlındandır. Sen her noksandan münezzehsin; ne geniştir Senin rahmetin!

Ayların seyretmesi Senin takdirin ve tedbirinle, Senin döndürmen ve aydınlatmandandır. Sen her noksandan münezzehsin; ne aydınlatıcıdır delilin, ne engindir saltanatın!”

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...