"Yoksa âlemlere giydirilen şu güzel teşekkülleri, nakışları baûda veya kaplumbağa mı yapmıştır?" İzah eder misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
"Evet, tabiatın iki ciheti vardır. Biri zahiridir ki, ehl-i gaflet ve dalâletçe hakikat zannedilmiştir. Diğeri bâtınıdır ki, san'at-ı İlâhiye ve sıbğa-i Rahmâniyedir. Tabiata ilâveten iddia edilen kuvvet ise, Hâlık-ı Hakîm-i Alîmin cilve-i kudretidir. Ehl-i gafletin sâni olarak telâkki ettikleri tabiata cenah olarak yapıştırdıkları kör tesadüf ve ittifak ise, dalâletten neşet eden ıztırar neticesinde şeytanların ihtirâ ettikleri hezeyanlardır. Çünkü müteaddit eserlerimde katî bir surette ispat edildiği gibi, harikaların harikası olan şu sanat, ancak ve ancak bütün evsaf-ı kemâliyeyle muttasıf bir Habîr-i Basîrin yed-i kudretinden çıkmamış ise, şu kesif, câmid, mukayyet, miskin, mümkinin eliyle mi şu kâinata giydirilen gömlek yapılmıştır? Yoksa âlemlere giydirilen şu güzel teşekkülleri, nakışları baûda veya kaplumbağa mı yapmıştır? Hâşâ, sümme hâşâ!"(1)
Sivrisinek ve kaplumbağa adi ve basit sebeplerin neticeleri yaratmaktan çok uzak olduğuna birer misal olarak zikredilmiştir. Sivrisinek ya da kaplumbağanın harika motifli dantel örmesi nasıl mümkün değilse, kesif, câmid, miskin, kör ve sağır olan sebeblerin de san’atlı ve mükemmel neticeleri icad edip yaratması mümkün değildir.
Cenâb-ı Hak bu hikmet dünyasında birtakım varlıkları bazı sebeblerle yaratmaktadır. Bunun en açık misali, insanın yaratılışına anne ve babasını sebep kılmış olmasıdır. İnsanı anne ve babası yapmış değillerdir, zira onlar da yapılmışlardır. Anne ve babayı yaratan kim ise, onlar vasıtasıyla insanı dünyaya gönderen de O’dur. Âdem babamızın topraktan yaratılması, kavun ve karpuzun ağaç olmaksızın ince bir saptan çıkarılması gösteriyor ki, anne-baba ve ağaçlar sadece birer sebebtirler.
Allah sebebleri gayet derecede zayıf, basit ve kuvvetsiz, onlardan hâsıl olan neticeler ise gayet derecede hikmetli ve çok san’atlı yaratmıştır. Buna milyonlarca misal verilebilir. Mesela bir köyü bir asker zorla bir yere sevk edebilir. Burada sevk kuvveti askerin şahsından değil, askerlik münasebeti ile dayandığı ordu kuvvetinden geliyor. Bu yüzden, asker kendi namına değil, ordu namına bu işi yapıyor, denilir. Yoksa bir askerin şahsî kuvveti yüzlerce insanı zorla sevk etmeye yetmez.
Yine tohum ve çekirdek Allah’ın kudretine bir perde ve bir sebeptir. Çekirdek ve tohumun mahiyeti gayet basit ve zayıf iken, ondan çıkan ağaç gayet mükemmel ve san’atlıdır. Böyle basit bir sebebin, böyle harika bir neticeyi yaratıp, bütün işlerini tedbir ve idare etmesi mümkün değildir. Öyle ise, çekirdek ve tohum her şeye kudreti yeten bir Zât’ın memuru ve hizmetkârıdır.
Her bir sebebin neticeyi yapmaktan aciz olması, Allah’ın kudret ve tasarrufuna işaret eden bir işarettir. Sebepten hâsıl olan neticeler, Allah’ın isim ve sıfatlarını güneş gibi gösterip ilan etmektedir. Sebeplerin arkasında Allah’ın kudret elini görmemek, isim ve sıfatların tecellisini okuyamamak tam bir cehalettir.
Bu harika işleri tabiata ve tesadüfe veren kişi, sebepler adedince İlahları kabul etmeye mecbur kalacaktır.
(1) bk. Mesnevî-i Nuriye, Zeylü'l-Zeyl.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü