"Zaruret derecesine geçen ve insanları müptela eden, bir beliyye-i amme suretine giren çok umurlar vardır ki, su-i ihtiyardan, gayr-ı meşru meyillerden ve haram..." Ne demektir?
Cevap
Değerli Kardeşimiz;
Bu zamanda zaruret olmadığı hâlde zaruret derecesine çıkan, insanları kendisine müptela ve meftun eden ve bütün insanların müşterek bir meselesi hâline gelen çok işler vardır ki, insanların iradesini kötüye kullanması, meşru olmayan arzuların ve haramların bir neticesidir.
Bu yüzden İslam'da kolaylık olarak vazedilen hükümlere konu olamazlar. Yani kendisini bilerek kötü işlere ve kötü ahlaka alıştıran insanlar, İslam’ın ruhsatlı ve kolaylık için konulan hükümlerinden faydalanamazlar. “Zaruret var.” deyip faiz gibi günahları işlemek, batıl bir yaklaşımdır...
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü
Yazar:
Kategorileri:
Okunma sayısı : 6.872
Yorumlar
Günümüzde her şey tartışmalı, faizin tozunun değmediği yer yok. İhtiyari ve ıztırari umur kıstas olsa gerek. Hizmet ediyorsak tüketmek sakıncalı değil ümid ediyoruz. Halime-i Sa'diye'nin sürüsünde kahtlık vardı. Tok oluncaya kadar yemiyorlardı. Açlığı öldürmek ve hayatta kalmak farklı. Daha ötesi için ise fazlası iktiza edebilir. Bu hususta akla neler geliyor?
Niyet ve İstikamet: Eğer amaç sadece tüketmek değil de, daha büyük bir hayra (hizmete) enerji toplamaksa, o tüketim bir "yakıt" hükmüne geçer. Halime-i Sa'diye'nin bereketinde olduğu gibi, niyet halis olduğunda az olan çoğalır ve haramın "tozu" bile o niyetin saflığında eriyebilir.
İhtiyaç vs. İştiha: Belirttiğiniz gibi, açlığı öldürmek (hayatta kalmak) ile doymak farklıdır. Ancak "hizmet" için gereken güç, bazen sadece hayatta kalma sınırının ötesinde bir "donanım" ve "imkan" gerektirebilir. Buradaki ölçü, imkanın lükse mi yoksa verimliliğe mi dönüştüğüdür.
Zaruret ve Takva: "Tozun değmediği yer yok" tespiti bir vakıadır (ıztırari durum). Bu noktada kişi, elinden gelen "ihtiyari" hassasiyeti gösterdikten sonra, kaçınamadığı kısım için "istiğfar" ve "hizmet" ile kefaret yolunu tutar.
Kısacası; gaye şahsi keyif değil de ulvi bir dava ise, o yoldaki "fazlalıklar" birer yük değil, menzile ulaştıracak vasıtalar olarak görülebilir.