"Zira itimad-ı nefsin fıkdanı ve aczin vücudu cihetiyle, saadetini yalnız hükûmetin cebinden zannettiğinden; kalbini, aklını da hükûmetin kesesinden tahayyül eder, korkar." Açıklar mısınız?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Elhasıl: İnkılâb-ı siyasî cihetiyle dininden havf eden adamın, dinde hissesi, beytü’l-ankebut gibi zayıf düşmüş cehalettir, onu korkutur; taklittir, onu telâşa düşürttürür. Zira itimad-ı nefsin fıkdanı ve aczin vücudu cihetiyle, saadetini yalnız hükûmetin cebinden zannettiğinden; kalbini, aklını da hükûmetin kesesinden tahayyül eder, korkar."(1)

Allah’a itimat edilmesi gerekirken, insan ya sebeplere ya da nefsine itimat ediyor. Allah da ceza olarak bu kimseleri korku, endişe ve kaos içinde bırakıyor. Evet, tevhit ve tevekkülde saadet ve emniyet, şirk ve sebeplere itimat etmekte ise elem ve korku vardır.

İnsanlar saadet ve elemi Allah’tan bilmeyip, sebeplerden bilirlerse, sebeplerin kulu ve kölesi olurlar. Bu içtimai ve siyasi olaylarda da böyledir. Çok insanların ağzında, "Falanca olmasa idi ekonomi düzelmez, huzur kalmazdı." gibi lakırdılar dolaşıyor. "Falanca kişi" Allah’ın irade ve kudretine sadece bir perdedir, bir bahanedir.

Her şeyde olduğu gibi, siyasi ve sosyal olaylar da Allah’ın emir ve iradesi dahilinde gerçekleşir. Bu gerçek kesin olmakla beraber, sebepleri boşlamak anlamına gelmemelidir. Risalelerin çoğu yerlerinde Allah izzet ve azameti gereği sebepleri vaz ettiği, ama onlara tesir vermediği, bununla beraber celal ve tevhidi gereği de onlara tesir vermediği hakikatinden bahsedilir. Biz de elbette güçlü hükümet ve idareler kurmaya çalışacağız. Ama onlardan gelen hayır ve güzellikleri yine Allah'tan bileceğiz.

(1) bk. Münazarat, Sualler ve Cevaplar.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...