"Hatemü'l-Evliya" ne demektir, kim kastedilmektedir?
Değerli Kardeşimiz;
"Hatemü'l-Evliya" tesmiyesi "Hatemü'l-Enbiyadan" mülhem olarak kullanılmıştır.
Hatem’ül-Evliya tasavvufi bir kavram olup, evliyaların keşif yolu ile haber verdiği, ahir zamanda gelecek olan en son ve en büyük evliya demektir. Birçok mutasavvıf bu kavramı kendi meşrebine uygun bir şekilde tarif etmiştir. Bunlardan bazıları şöyledir:
Dâvud-ı Kayserî -kuddisesırruh- Hazretleri buyururlar ki:
“Nasıl ki nübüvvet, hariçte peygamberlerden müteşekkil bir dâire meydana getiriyor ve bu dâire Hazret-i Muhammed Aleyhisselâm ile tamamlanıyorsa, velâyet de hâriçte, velilerden meydana gelen bir daire teşekkül eder ve bu daire, son veli ile tamamlanır.” (Mukaddimetü Şerhü’l-Fusûs)
Muhammed Pârisâ -kuddisesırruh- Hazretleri buyururlar ki:
“Bu ümmetin kutupları on ikidir, şu gördüğünüz âlemin burçları da on ikidir. Müfred (makâmında tek) olanlar çoktur, zaman boyunca devam ederler. İki Hatm de onlardandır. Kutuplar içinde Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)'in kalbi üzre olan yoktur. Hatm de bunlar içindedir, yani Hâtemü’l-evliyâ-i has da bunlara dâhildir.” (Faslu’l-Hitab Tercümesi; s. 584, trc: A. Hüsrevoğlu)
Mahmud Şebüsterî –kuddisesırruh- Hazretleri buyururlar ki:
“Veliliğin tam zuhuru da velilerin sonuncusu ile olacak. İki âlem de onunla tamamlanacak, onunla kemâl bulacak. Bütün velilerin varlıkları, son velinin âzâsına benzer. O küldür, öbürleri cüz. Onun peygamberlerin sonuncusuyla tam bir münâsebeti vardır. Bu yüzden, umumî rahmet de onunla zuhur eder. İki âlem de ona uyar, âdemoğulları içinde Allah’ın halifesi odur.” (Gülşen-i Râz)
Meseleye Risale-i Nur'un zaviyesinden bakacak olursak, Hatem’ül-Evliya Mehdi-i Âzam'dır. Yani ahirzamanın beklenilen en büyük evliyası demektir.
Tabi bu meseleler dinin herkes tarafından kabul edilmesi zaruri olan muhkem meseleleri değildir. Bu mesele içtihada ve yoruma açık bir mesele olduğu için, kimse "Falanca son evliyadır, kim onu kabul etmez ise günaha girer." diyemez.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Yorumlar
Hatemul-Evliya veya Hatmul-Evliya olarak kendisinden bahsedilen zat, velilerin sonuncusu olan bir şahıstır. Bu şahıstan, önce Hakim-i Tirmizî, Hatmul-evliya adlı eserinde bahsetmiş, daha sonra Muhyiddin İbn Arabî Anka-u mağrib adlı eserinde bu konuyu geniş bir şekilde incelemiştir. Fakat şunu söylemeliyiz ki, bu eserde, Hatemul-Evliyanın Mehdi olduğunu gösteren ifadeler yanında, onun farklı bir şahıs olduğunu gösteren ifadeler de vardır. - Bununla beraber, İbn Arabî, Futuhat adlı eserinde daha açık bazı ifadelere yer vermiştir: Buna göre; Hatmul-evliya makamı iki kısma ayrılır: Birincisi, mutlak olan Hatmul-velaye makamıdır. Bu makam nübüvvet kanadından gelen bir velayettir. Bu velayetin sahibi, Hz. İsa(a.s.m)dır. Kendisi, kendi döneminde bir peygamber olmakla beraber, âhir zamanda Hz. Muhammed(a.s.m)in ümmetinden olup, onun şeriatiyle amel eder. Böylece, artık velayet-i nübüvvete hatime çeker. kendisinden sonra nübüvvet kanadından gelen bir velayet artık söz konusu olamaz. İkincisi: Hatmul-velayetil-Muhammediyyedir. Bu makam, Hz. Muhammed(a.s.m)in velayet yönünü temsil eder. Bu zat, Arapların en asil bir ailesine mensup olup, günümüzde var olan bir kimsedir. Bu makam sahibiyle 595 hicri yılında görüştüm. Fasda kendisini tanıdım ve gizli olan bu makamının nişanını müşahede ettimFutuhat, 2/49). Bu zat, Hz. Mehdiden ayrı bir şahıstır. Çünkü, Hz. Mehdi, soyca Al-i bettendir. Hatmul-Evliya ise, manevî cephesiyle âl-i beytten sayılır(a.g.e, 2/50). Kur'ân'a göre velâyet, Allah'a inanmak, emir ve yasaklarına titiz biçimde uymak demektir. Bir âyette Allah velilerine korku olmadığı, onların üzülmeyecekleri bildirilir (Yunus, 10/62). İzleyen âyette de bu velâyetin tanımı yapılır: İnanmak ve muttaki olmak (Yunus, 63). Başka bir âyette de muttaki insanın nitelikleri açıklanır. Buna göre muttaki insan Allah'a, ahiret gününe, meleklere, kitaplara, peygambere inanan, sevdiği malını yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, kölelere harcayan, namaz kılan, zekat veren, yaptığı anlaşmanın gereklerini yerine getiren, sıkıntı, hastalık ve savaş zamanlarında sabreden müminlerdir (Bakara, 2/177). Bu tanıma göre velâyet gerçek anlamdaki tüm mü'minlerin niteliğidir.
Hatemül evliya demek ondan sonra başka evliya gelmeyecek demek mi
Hâtemü'l-evliyâ (Evliyaların sonuncusu) tabiri, tasavvuf literatüründe farklı şekillerde açıklanmış ve genellikle evliya mertebesinin en üst noktası veya o makamın zuhur edeceği son halka olarak değerlendirilmiştir. Ancak bu kavram, kelime anlamı olarak akla getirdiği "ondan sonra dünyada hiç veli olmayacak" şeklindeki mutlak bir kesinti anlamına gelmez.
Bu husustaki temel yaklaşımlar ve tasavvufi açıklamalar şu şekilde özetlenebilir:
Makamsal ve Hiyerarşik Sonluluk: Tasavvuf ehli ve İslam alimleri, velayet (velilik) kapısının Hz. Muhammed'in (s.a.v.) risaletine ve nübüvvetine bağlı olarak kıyamete kadar açık kalacağını ifade etmişlerdir. Nasıl ki Hatemü'l-enbiyâ (Hz. Muhammed) ile peygamberlik müessesesi tamamlanmış ve hatme ermişse, velayet de kıyamete kadar devam edecektir. Bu bağlamdaki "Hâtem", evliya neslinin tamamen kesilmesi değil, belirli bir velayet silsilesinin veya en üstün kutbiyet makamının nihayete ermesi veya o makamın özel bir mührü olarak yorumlanmıştır.
Velayet Kapısının Kapanmaması: İslam inancına göre Hz. Muhammed'in son peygamber olmasıyla peygamberlik kapısı kapanmıştır; ancak velayet, peygamberlerin mirası olduğu için kıyamete kadar sürecek manevi bir yoldur. Dolayısıyla "Hâtemü'l-evliyâ" unvanını alan bir zatın gelmiş veya gelecek olması, kıyamete kadar Allah'ın veli kullarının olmayacağı anlamına gelmez. Zira her devirde irşad edici, Hakk'ın rızasını kazanmış zatlar bulunmaya devam edecektir.
İbnü'l-Arabi'nin Görüşü: Konuyu en detaylı ele alan mutasavvıflardan biri olan Muhyiddin İbnü'l-Arabi, Fütûhât-ı Mekkiyye adlı eserinde Hâtemü'l-evliyâ kavramını ikiye ayırır: Biri genel velayetin hatmi (Hz. İsa'nın ahir zamandaki nüzulü ile gerçekleşeceği ifade edilir), diğeri ise Muhammedî velayetin özel hatmidir. Ona göre de bu durum, veliliğin kökünden kuruyacağı veya veli insan kalmayacağı manasına gelmez; aksine velayet pınarı insanlık var olduğu sürece akmaya devam eder.
Özetle; bu tabir, evliya kapısının kapanacağı ve bir daha kimsenin veli olamayacağı anlamına gelmez. Manevi mertebelerin ve kutbiyet zincirinin belirli bir zirve noktası veya son halkası olarak değerlendirilir. Son müceddid gibi ama son müceddidin açtığı yoldan evliyalar çıkabilir.