"Abd, kendi ihtiyacını ve bütün mahlukatın fakr ve ihtiyacatını sual ve dua lisanıyla izhar ve Rabbinin ihsan ve inamatını şükür ve sena..." İzah eder misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
"Abd, kendi ihtiyacını ve bütün mahlûkatın fakr ve ihtiyâcâtını sual ve dua lisanıyla izhar ve Rabbinin ihsan ve in’âmâtını şükür ve senâ ile ve Elhamdülillâh ile ilân etsin." (Sözler, Dokuzuncu Söz, İkinci Nükte)
Bu cümle ibadetin esası olan tesbih, hamd ve tekbir dediğimiz zikirleri yapmanın insanın asli vazifesi olduğunu ilan eder.
1. Kâinatın Umumi Zikri ve İnsanın Tercümanlığı
Kâinattaki her varlık -Güneş'ten yıldıza, ağaçtan en küçük böceğe kadar- aslında kendi hal diliyle (lisanıhâl ile) yaratıcısını tesbih eder ve rızkını ister. Ancak bu dilsiz kâinatın sesini duyacak, onların bu sessiz yakarışlarını ve fıtri dualarını idrak edip dile getirecek şuurlu bir "mümessil"e ihtiyaç vardır.
İnsan, akıl ve şuur sahibi olması sebebiyle bu muazzam meclisin başkâtibi ve tercümanıdır.
Bitkilerin suya olan ihtiyacını, hayvanların rızık arayışındaki telâşını sanki kendi ihtiyacıymış gibi hissedip Allah'a sunan yine insandır.
2. Sual ve Dua Lisanı (İhtiyaçların İbadete Dönüşmesi)
İnsanın ve mahlukatın bitmek tükenmek bilmeyen ihtiyaçları vardır: rızık, şifa, ilim, merhamet ve devamlılık gibi. Bu eksiklikler ve fakirlik hissi, aslında zahiren bir sıkıntı gibi görünse de hakikatte manevi birer duadır.
Cenâb-ı Hak, o sonsuz kudretiyle bu ihtiyaçları karşılamak için her an kâinatı yeniden yaratır ve donatır.
İnsan, kendi aczini ve fakrını bildikçe Rabbine yönelir; bu yöneliş ise en samimi dua halidir. İhtiyaçlar, kul ile Yaratıcı arasında sürekli bir rabıta (bağ) kuran manevi birer vesiledir.
3. Şükür, Sena ve "Elhamdülillâh"ın Geniş Manası
Nimetler ulaştığında, insanın bunlara karşı tavrı ne olmalıdır? İbarede geçen şükür ve sena, nimetin sahibini tanımak, ona minnettarlık duymak ve bunu övgüyle dile getirmektir.
"Elhamdülillâh" kelimesi sadece yemekten sonra söylenen basit bir ifade değil; kâinatta yaratılan bütün güzelliklerin, tatların, şefkat tecellilerinin ve rahmet eserlerinin tek bir kaynaktan çıktığını görüp bütün mahlûkat adına yapılan külli bir teşekkürdür.
İnsan bu zikriyle, sanki bütün kâinatın minnet borcunu omuzlarında taşıyan bir sultan gibi davranır ve kâinatın teşekkür faturasını Allah'a takdim eder.
4. İnsanın Asli Vazifesi
Bu cümlenin bütünü bize şunu söyler: İnsanın dünyadaki varoluş gayesi sadece yemek, içmek, çalışmak ve dünyaya saplanıp kalmak değildir. İnsan, kâinatın kalbinde yer alan şuurlu bir ayna gibidir. Kâinattaki ilahi güzellikleri yansıtır, dilsiz varlıkların sesine ses olur ve Yaratıcı'nın ikramlarına karşı şükür vazifesini yerine getirerek kâinatın manevi kıymetini yükseltir.
İlave bilgi için tıklayınız:
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü