"Hamd Allah'tan gelir, Allah ile kaimdir." cümlesini biraz açar mısınız?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Hamd Allah’tan gelir, Allah ile kaimdir, Allah için ve onun vücudu sebebiyledir. Dünyanın evvelinden hilkatin âhirine kadar bütün zerrât-ı kâinatın, ezelden ebede bütün zamanlardaki dakikaların âşirelerine darbı adedince, Allah’a hamd olsun." (Lem'alar, Yirmi Dokuzuncu Lem'a, İkinci Bab.)

Sorudaki cümleyi iki şekilde anlayabiliriz:

Birincisi, "hamd" burada nimet ve ikram manasında kullanılıyor. Zaten nimet ile şükür içiçedir, biri olmadan diğeri olmaz. Yani şükür nimeti, nimet de şükrü iktiza ettiği için, nimet eşittir hamd denilebilir.

Nimet ve ikram ise Allah’tandır ve devamını da o getirir. Yani nimeti yoktan var eden ve devamlı kılan Allah’tan başkası değildir. Öyle ise hamd ona edilir.

كُلُّ فَرْدٍ مِنْ اَفْرَادِ الْحَمْدِ مِنْ اَىِّ حَامِدٍ صَدَرَ وَعَلٰى اَىِّ مَحْمُودٍ وَقَعَ مِنَ اْلاَزَلِ اِلَى اْلاَبدِ خَاصٌّ وَمُسْتَحِقٌّ لِلذَّاتِ الْوَاجِبِ الْوُجُودِ الْمُسَمّٰى بِاللّٰهِ"Ne kadar hamd ve medih varsa, kimden gelse, kime karşı da olsa, ezelden ebede kadar hastır ve layıktır o Zât-ı Vâcibü’l-Vücuda ki, Allah denilir." (Mektubat, 29. Mektup, Birinci Risale)

Bir insan Selimiye Camii’ni hayretle seyrederken, o caminin neyini methetse o medih Sinan’a gider, yani ona has ve ona layıktır. Mesela, kubbeyi methetse zahirde medih ve senası kubbeyedir, ama hakikatte o en büyük kubbeyi o günün şartlarında çatmak, düşürmeden durdurmak çok büyük bir sanattır ve bu sanatta kubbenin taşlarının hiçbir hissesi yoktur.

Semavat ve arzdan, hücrelere genlere kadar ne kadar varlık varsa hepsi Allah’ın mülkü, onun mahluku, onun eseri ve onun sanatıdır. Güneş yapan da odur, çiçek yapan da. O hâlde insan bu mülk âleminde neyi methetse, Allah’ı methetmiş olur. İman edenler bunun şuurunda olmakla mümin ve arif olma şerefine ererler. İnanmayanlar ise Selimiye’nin kubbesinden kapısına kadar her şeyine hayret ederken, Sinan’ı hiç düşünmeyen gafil bir turist hükmünde kalırlar.

Kelime manalarından da anlaşıldığı gibi hamd de medih ve sena, şükürde ise minnettar olma, teşekkür etme manaları daha hâkimdir. Şükür insana ulaşan nimetlere; hamd ise insana ulaşsın veya ulaşmasın bütün nimetlere ve İlâhî sanatlara yapılır. Şöyle ki;

Bir insan, sofrasına dizilen ve her bir ayrı bir ağacın yahut hayvanın vesilesiyle yaratılan nimetleri yerken Allah’a şükreder. O anda milyonları aşkın hayvan türlerinin bütün fertlerinin de kendilerine layık rızıklarla beslendiğini düşündüğünde Rabbinin o büyük ve geniş rahmetini hamd ile yani medih ve sena ile dile getirir.

Aynı hakikati soframızdaki bir tek nimete de tatbik edebiliriz. İnsan, mesela zeytin yerken onu Allah’ın bir ihsanı bilerek şükreder, öte yandan bütün kâinattan zeytin ağacını, o ağaçtan da zeytinleri süzen, her birinin içine de gelecek nesillere rızık olabilmeleri için ağacın bütün özelliklerini taşıyan çekirdekler koyan Rabbinin bu akıl almaz sanatını ve rahmetini düşünmekle de Allah’a hamd ve senada bulunur.

İkinci mana, "hamd" bir fiildir, bir icraattır. Bu fiil ve icraatın yaratıcısı Allah’tır. Mesela, ağzımızdan bir “Elhamdülillah” kelimesi çıktığında bu kelimeyi yaratan Allah’tan başkası değildir. İnsan bir fiili veya bir işi sadece irade eder, gerisini Allah yaratır.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Kategorileri:
Okunma sayısı : 3.140
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...