"Acemi nefer" tabirinden ne anlamalıyız?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"O terhis olunan neferler, çendan ünsiyet ettikleri at ve silâhların teslim alınmasından zâhiren mahzun oluyorlar; fakat hakikat noktasında, terhisle müferrah olup, sultanın ziyaretine ve padişahın pâyitahtına dönmesi ve padişahı ziyaret etmesi cihetinde gayet memnun oluyorlar."

"Bazan terhis memurları acemî bir nefere rast geliyorlar. Nefer onları tanımıyor. 'Silâhını teslim et!' diyorlar. Nefer diyor: 'Ben padişahın askeriyim, onun hizmetindeyim. Sonra onun yanına gideceğim. Siz neci oluyorsunuz? Eğer onun izin ve rızasıyla gelmişseniz, göz ve baş üstüne geldiniz. Emrini gösteriniz. Yoksa çekiliniz, benden uzak olunuz. Ben tek başımla kalsam, sizler binler dahi olsanız, yine sizinle dövüşeceğim. Kendi nefsim için değil, çünkü nefsim benim değil, benim sultanımındır. Belki bendeki nefsim ve silâhım, mâlikimin emanetidir. Emaneti muhafaza ve sultanımın haysiyetini himaye ve izzetini vikaye için size baş eğmeyeceğim!'.”
(Lem'alar, 17. Lem'a, Beşinci Nota)

Buradaki misalde geçen "Acemi Nefer" hem devlete ve Sultana fevkalade sadık hem de gelen emrin gerçekten Sultandan olup olmadığını bilemeyen bir vaziyettedir. Çünkü "Acemi" ifadesinin bir anlamı da bir bilgiden haberi olmayan anlamındadır. Yani bir zat bir ilimde mükemmel ve otoriter olabilir, lakin başka bir ilimde acemi olabilir.

İşte bu ön bilgiden yola çıkarak diyebiliriz ki, burada ifade edilen zat, Allah'a ve ahirete dair imanı kamil olan, ama gelen ölüm emrinin doğrudan Allah'tan bir emir mi, yoksa Allah bu hastalık veya musibetle verdiği vücud emanetini koruma noktasında sadakatimi mi ölçüyor, bilemediğinden canhıraşane hayatını vermekte zorlanan ve bu yolda çırpınan birisidir ki, büyük zatlar bu tabire daha çok uymaktadır. Nitekim Risalelerde de işlendiği üzere Hz. Musa (a.s)ın ruhunu kabzetmeye gelen Hz. Azrail'in (a.s) gözüne tokat atması buna güzel bir misal hükmündedir. (bk. Buharî, Cenâiz: 69, Enbiyâ: 31; Müslim, Fedâil: 157, 158; Nesâî, Cenâiz: 121; Müsned, 2:269, 315, 351)

İkinci bir mana olarak “Acemi nefer” denmesinin hikmeti şu olabilir:

Ölümün hakikatini, ebedî hayatın mahiyetini, hayatın gayesini ve kulluğun sırrını bilen ve ona göre yaşayan insanlar usta neferlerdir. Bunlar başta peygamberler olmak üzere mürşitler, mücedditler, evliyalar ve diğer kâmil müminlerdir.

Bu büyük zevat, vakit geldiğinde, davetiye çıkarıldığında; vazifesini bitirmiş, ubudiyetini hakkıyla ifa etmiş bir kul olarak Rablerine doğru memnunane ve mesrurane yürürler. Dünyada kalmak için çeşitli vesilelere sarılarak mücadele etmezler. Davete icabet etmenin keyfini ve huzurunu yaşarlar.

Acemi neferler ise; bizleriz. Ölüm anı bize yaklaştığında ve terhisat memurlarının ayak sesleri işitildiğinde, acemi neferlerin yaptıkları gibi, biz de sebeplere yapışarak, hayatta kalmanın ve biraz daha yaşamanın gayretinde oluruz. Ölüm ve kabir deyince iştahımız kaçar ve ürpeririz. Aynen acemi neferler de askerliğin şartlarına karşı böyle davranırlar. Yani ürkerler, korkarlar ve huzurlu değillerdir. Usta neferler ise bu sıkıntıları çekmezler. Ustalığın verdiği rahatlıkla askerliği keyifle yaparlar.

Burada dikkat edilecek husus; makamların birbirine karıştırılmamasıdır. Usta nefer kendine düşeni yapmakla mükelleftir. Acemi nefer ise, acemiliğin şartları muvacehesinde vazife ifa etmelidir. Usta neferin acemi gibi davranması, acemi neferin de ustaları taklit etmesi her iki tarafın da mizanını bozar.

İşte büyük insanların hâl, tavır ve davranışları usta neferlere yakışır bir hususiyettedir. Onlar o şekilde imtihana tabidirler. Hatta onların bazı hâlleri bizlere çok garip gelebilir.

Bizler ise; acemi nefer olduğumuzdan dinimizi, şeriatı ve muamelatı şartlarımız içerisinde yaşamalıyız. Zira biz böyle bir imtihana tabiyiz. Büyük insanları taklit etmemiz mümkün olmadığı gibi, haddimiz de değildir.

Mesela, Muazzez Üstad'ımız ilaç kullanmamış. Bu hâl usta nefer olduğundan onun makamına has bir hususiyettir. Bizler de haddimizi aşıp, acemi olduğumuzu düşünmeden ilaç hususunda Üstad'ı taklit etsek; hem Azrail (as)’e davetiye çıkarmış hem de manen mesuliyet altına girmiş oluruz.

O hâlde herkesin bir haddi, hukuku ve makamı vardır. Dinini ve dünyasını yaşamakta bunlara riayet etmek mecburiyetindedirler.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Kategorileri:
Okunma sayısı : 9.201
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...