"Mübayenet-i mahiyet ve adem-i takayyüdün kolaylığa sebebiyeti" konusu olan ikinci sırrı açar mısınız?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Mübayenet-i mahiyet ve adem-i takayyüd", Allah’ın kainat cinsinden olmaması anlamına geliyor. Dolayısı ile kainat içindeki kayıtlar ve kurallar Allah için geçerli değildir ve Allah’a asla engel teşkil edemezler.

Mesela, bir tabur asker bulunsa ve hepsinin rütbesi er olsa, bu taburu erlerin düzenli ve sistemli bir şekilde kendi kendilerine idare etmesi mümkün olamaz. Çünkü erlerin rütbesi eşit olduğu için, birbirlerine hükmedip birbirlerine vaziyet vermeleri mümkün değildir.

Ama taburun idaresine bir subay verilse, taburu çok kolay bir şekilde idare edebilir. Çünkü subay erlerin cinsinden yani rütbesinden olmadığı için, er olmadaki zorluk ve engeller subay için geçerli değildir. Subay bir emirle koca taburu hizaya sokabilir, ama aynı hizayı erler kendi içlerinde kendi kendilerine sağlayamazlar.

Yine bir binayı oluşturan demir, çimento, kum, tuğla, çakıl vesaire gibi malzemeler kendi kendilerine bir bina yapamazlar. Çünkü bu malzemelerin cinsi cansız, akılsız ve güçsüz olduğu için bina oluşturma konusunda aciz ve yetersizdirler.

Binayı yapabilmek için, bu malzemelerin cinsinden olmayan bir usta gerekiyor. Usta, demir ve tuğla cinsinden olmadığı için, demir ve tuğlaya istediği gibi şekil verip istediği alanda kullanabilir. Çünkü usta inşaat malzemeleri türünden ve cinsinden olan aciz ve zayıf bir varlık değildir. Mesela, tuğla düşünemez, planlama yapamaz, ama usta insan olduğu için düşünür ve planlama yapabilir. Tuğla yapısı ve cinsi gereği asla bir bina yapamaz, ama usta farklı yapısı ve cinsinden dolayı binayı kolayca yapabilir. Tuğla açısından imkansız ve çok zor olan bir fiil usta açısından gayet mümkün ve kolay olabilir.

Benzer bir durum kainat ve insan için de geçerlidir. İnsan kainat cinsinden olduğu için bir şeyi yoktan var edip aynı anda binlerce işi idare edemez. Ama Allah, kainat cinsinden olmadığı, mahiyeti mukaddes ve yüce olduğu için, kainatı yoktan var edip aynı anda sayısız işleri çekip çevirebilir, bu Ona çok kolaydır.

Kainatın, insan ve mahlukat için geçerli olan kural ve kayıtları Allah için geçerli değildir; tuğla ile insanın durumu gibi. Tuğla insana göre nasıl kayıtlı ve sınırlı ise, insan da yaratma ve idare etme konusunda Allah’a nispetle mutlak bir şekilde kayıtlı ve acizdir.

"İkinci sır: Mübayenet-i mahiyet ve adem-i takayyüdün kolaylığa sebebiyeti ise şudur ki: Sâni-i Kâinat, elbette kâinat cinsinden değildir. Mahiyeti, hiçbir mahiyete benzemez. Öyle ise, kâinat dairesindeki mânialar, kayıtlar Onun önüne geçemez, Onun icraatını takyid edemez. Bütün kâinatı birden tasarruf edip çevirebilir.

Eğer kâinat yüzündeki görünen tasarrufat ve ef’âl kâinata havale edilse, o kadar müşkülât ve karışıklığa sebebiyet verir ki, hiçbir intizam kalmadığı gibi, hiçbir şey dahi vücutta kalmaz, belki vücuda gelemez. Meselâ, nasıl ki kemerli kubbelerdeki ustalık san’atı o kubbedeki taşlara havale edilse ve bir taburun zabite ait idaresi neferâta bırakılsa, ya hiç vücuda gelmez, veyahut çok müşkülât ve karışıklık içinde, intizamsız bir vaziyet alacak.

Halbuki, o kubbelerdeki taşlara vaziyet vermek için, taş nev’inden olmayan bir ustaya verilse ve taburdaki neferâtın idaresi, mertebe itibarıyla zabitlik mahiyetini haiz olan bir zabite havale edilse, hem san’at kolay olur, hem tedbir ve idare suhuletli olur. Çünkü taşlar ve neferler birbirine mâni olurlar; usta ve zabit ise, mânisiz, her noktaya bakar, idare eder." (Mektubat, Yirminci Mektup, İkinci Makam, Onuncu Kelime)

Mahiyet; bir şeyin ne olduğudur.

Mübayin; farklı, ayrı, benzemez özellikte demektir.

Adem-i takayyüd ise bir kayıda bağlı olmama, kayıt altına alınmama manasına gelir.

Allah denildi mi “varlığı vacib, ezelî, ebedî, bütün sıfatları sonsuz, mekândan ve zamandan münezzeh” manaları kalbe ve akla gelir. Mahlûk denilince de sonradan yaratılmış, hadis, fani ve bütün sıfatları sınırlı bir varlık hatıra gelir.

Aynı mahiyette ve aynı mertebede olan şeyler birbirine mani olabilirler, farklı mahiyetler için bu söz konusu değildir. Meselâ, elimiz maddî ve cismanî bir varlıktır. Bir demire elimizi dokundurmakla onun içine nüfuz edemeyiz, sadece dışındaki ısıyı, sertliği vs. anlarız o kadar. Ama ona elektrik verildiğinde elektrik akımı bir anda demirin her tarafına nüfuz eder. Zira demirle elektriğin mahiyetleri farklıdır.

İnsanların mertebe farklılıkları da buna benzer. Bir nefer bir başka nefere emrederek onu kendine hizmet ettiremez. Ama kumandan bütün bir orduyu bir anda ayağı kaldırır ve dilediği istikamete sevk eder. Keza, bir konuda cahillerin sözleri birbirine hüccet olmaz, ama bir âlimin hükmü hepsi tarafından dinlenir ve gereği yerine getirilir.

Bir örnek de kendi bedenimizden verelim. Ruhumuzla organlarımız arasında mahiyet farklılığı vardır. Bedenimiz cismanîdir, ruhumuz ise hayattar ve şuurlu bir kanundur. Ruh, bütün organlarda birlikte ve son derece kolay faaliyet gösterir.

Allah’ın varlığı vacib ve sıfatları sonsuz olduğundan, ne varlığı mümkinin varlığına benzer ne de sıfatları O’nun sıfatlarına. Mesela, Allah’ın zâtı güneşin zâtına benzemediği gibi kudret sıfatı da güneşin cazibesine benzemez.

İşte Üstat hazretleri Cenab-ı Hakk’ın hadsiz eşyayı bir anda yaratması ve birlikte son derece kolay idare etmesi meselesini akla yaklaştırmak için vacib ile mümkin arasındaki mahiyet farklılığına dikkat çekiyor.

Cenab-ı Hakk’ın bir ismi Nur ve bütün sıfatları ve esmâsı nuranîdir. O nuranî sıfatlar her mahlûkun evvelini, ahirini, içini ve dışını birlikte ihata etmiştir. Allah o nuranî ve muhit sıfatlarıyla her şeyin her şeyini birlikte ve son derece kolay bilir ve yapar.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...