"Âciz, camit, şuursuz, kör ve iki eli tesadüf ve kuvvet gibi iki körün elinde olan tabiata masdariyet verip…" İzah eder misiniz? "Tabiata masdariyetin verilmesi" ve "Tabiat" nedir?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Evvela şunu ifade edelim: Tabiat kelimesi uygulamada iki ayrı mana ile karşımıza çıkıyor. Birisi, bütün kâinat, diğeri ise fıtrat, yaratılış. Annelerin tabiatında şefkat vardır dediğimizde, tabiatı bu ikinci mana ile kullanmış oluyoruz.

Üstad Hazretleri sebeplerin ve tabiatın yaratma vasfına sahip olmadıklarını nazara verirken, onlar için “camit, cahil, kör, sağır” gibi ifadeler kullanır. Böylece hayat, ilim, irade, kudret, görme, işitme sıfatlarına sahip olmayan bir şeyin yaratıcı olamayacağına dikkat çeker. Bu ilahi sıfatlar sonsuz ve mutlak olarak Allah’ın sıfatlarıdır ve yaratma da ancak ona mahsustur.

Kör, sağır ve kuvvetsiz bir insandan bir eser yapması beklenemezken, ondan hayatı da alsanız artık bir harf dahi yazamaz hale gelir. Bu noksan sıfatlar tabiatın ve sebeplerin sıfatlarıdır.

Tabiat camittir hayat nedir bilmez, kördür bizi görmez; sağırdır bizim sesimizi işitmez. İradesi yoktur, ona ilahi irade ile konulan kuvvetleri dilediği gibi kullanamaz.

Böyle bir tabiattan bu kadar hikmetli, sanatlı, canlı varlıkların yaratılması tabiatla izah edilemediğinden, manasız bir kelime olan tesadüfe takılıp kalmaya mecbur oluyorlar. Tesadüf ise ilmin, hikmetin, iradenin dışında, kendiliğinden olan rastgele şeyler için kullanılır. Kâinattaki her şey tesadüfü reddeder ve İlâhî iradeyi gösterir. Sadece bir misal verelim. Bu sayısız varlıklar içerisinde sadece insanlara ve hayvanlara göz nimetinin verilmesi tesadüfle izah edilemez. Tesadüf olsa canlıların bir kısmı görür bir kısmı görmezdi, ağaçların da bir kısmı görürlerdi, taşların ve toprakların da bazısında görme sıfatı olurdu. Bu sıfatın sadece canlılara verilmesi ancak irade ile izah edilebilir. Öte yandan, canlılara verilen göz nimeti tesadüfen olsaydı bazılarına iki, bazılarına üç, bazılarına beş-on tane verilir ve yine bazısının gözleri ellerinde, bazılarınınki enselerinde, bazılarının da gözleri midelerinde olurdu. Bütün canlılara ikişer tane göz verilmesi, her ikisinin de yüzlerinde yer alması, simetrik olarak ve eşit büyüklükte yerleştirilmesi ancak ilim ve irade ile izah edilebilir.

Mesela, yerküremizi düşünelim: Dünyanın büyüklüğü, Güneş'e olan uzaklığı ve eğimi sonsuzda bir ihtimalledir. Büyüklüğü üzerinde konuşalım: Dünya, mevcut büyüklüğünün iki katı, on katı, yüz katı, milyon katı olabileceği gibi yine mevcut halinin yarısı kadar, dörtte biri kadar, milyonda biri kadar da olabilirdi. Bunların hiçbiri dünya hayatını netice vermezdi. Dünyanın yaşanabilir bir yer olması için büyüklüğünün bu kadar olması gerekir. Bu ise sonsuzda bir ihtimaldir. Bilindiği gibi “bir bölü sonsuz, eşittir sıfır"dır. Yani sonsuzda bir ihtimalle bir şey meydana gelmez. Geliyorsa, ihtimalle ve tesadüfle değil irade ve kanunla ifade edilir.

Sualin ikinci kısmında geçen, "tabiata masdariyet verip" ifadesine gelince:

Masdar, bir şeyin sudur ettiği, ortaya çıktığı mekân demektir. Bu kelime Nurlar’da genellikle mazhar kelimesiyle birlikte kullanılır. Mazhar da bir şeyin zuhur ettiği, göründüğü mekân manasına gelir. Güneş'e karşı tutulan bir aynada Güneş'in ışığının görünmesiyle ayna güneşe mazhar olmuş olur. Ama hepimiz biliriz ki aynadaki ışık aynanın kendi zatından gelmemektedir. İşte tabiata masdariyet verenler aynanın ışık sahibi olduğunu iddia edenlere benzerler. Onlara göre tabiatta görünen şeyleri veya hadiseleri tabiat yapmaktadır.

Mesela, bir meyve ağacının tabiatında meyve verme sıfatı vardır. Böylece o ağaç Cenâb-ı Hakk’ın Rezzak ismine ayna olur. Ama az bir düşünce ile hemen bilinir ki, meyveleri yapan o ağaç değildir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...