Acz-fakr hatveleri ile "vahid-i kıyasi" insanda hangi manevî kazançlara vesile oluyor?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Fakr, insanın zerreden güneşe kadar nihayetsiz şeylere muhtaç olması demektir. Yani insan fıtrat olarak kâinatta her şeye muhtaç olarak yaratılmıştır. İnsan hayatının devamı, bütün kâinat çarklarının işlemesine bakıyor. İnsan bu haliyle nereye bakarsa, hangi şeye ihtiyaç duyarsa, orada ganiy-yi mutlak olan Allah’ın rahmetini bulur. Bu da insan için en büyük manevî kazançtır.

Acz, insanın ihtiyaçlarını karşılayamayacak kadar zayıf ve iktidarsız olmasıdır. İnsan nihayetsiz acziyle, Allah’ın sonsuz kudreti idrak eder, O’na ayna olur ve O’ndan istimdat eder.

İşte Risale-i Nur mesleğinin iki temel esası ve marifet noktası olan acz ve fakr; insanın en büyük vazifesi olan kulluğun iki önemli rüknüdürler. Bu da insan için büyük bir manevî kazançtır. Kamil bir mümin olmanın ve Allah’ın rızasına ulaşmanın en kısa ve en selametli yoludur. Bu adımları Allah’a giden basamaklar olarak görebiliriz. Zaten bu basamakların hepsi ayet ve hadislerden mülhem basamaklardır.

"Senin hayatına verilen cüz'î ilim ve kudret ve irade gibi sıfat ve hallerinden küçük nümunelerinivahid-i kıyasî ittihaz ile Hâlık-ı Zülcelâlin sıfât-ı mutlakasını ve şuûn-u mukaddesesini o ölçülerle bilmektir. Meselâ, sen cüz'î iktidarın ve cüz'î ilmin ve cüz'î iradenle bu haneyi muntazam yaptığından, şu kasr-ı âlemin senin hanenden büyüklüğü derecesinde şu âlemin ustasını o nisbette Kadîr, Alîm, Hakîm, Müdebbir bilmek lâzımdır."(1)

İnsan, bilinmeyeni bilinen ile kıyas yapmadan, bir şeyi idrak edemez. Bu yüzden Allah kendi isim ve sıfatlarını mukayese unsuru yapıp idrak etmesi için insana bir takım vehmi ve farazi hatlar tayin etmiştir. İnsan bu hatlar sayesinde Allah’ın isim ve sıfatlarını idrak eder.

Mesela, insana vehmi ve farazi olarak cüz’i bir kudret verilmiştir. İnsan bu cüzi kudretini Allah’ın sonsuz kudretine bir dürbün, bir mikyas yaparak ve şöyle der; " Ben kudretimle şu evi yaptığım gibi, Allah da sonsuz kudretile bütün kâinatı yaptı."

Şayet bizde bu cüz’i kudret olmasa idi, hiçbir zaman Allah’ın sonsuz kudretini hissedip bilemeyecektik. İnsan kendisinde bulunan sıfatları, fiilleri, halleri iyi değerlendirerek Cenâb-ı Hakk’ı bütün isim ve sıfatlarıyla tanır.

Meselâ, güneş kendisinde bulunan kuvvete “benim kuvvetim” diyecek bir istidada sahip olmadığı için, o muazzam kuvvetini ölçü alarak Allah’ın kudretini bilmekten mahrumdur. İnsan ise on-on beş kiloluk bir taşı kaldırdığında bunu ölçü alabiliyor ve “Ben nasıl bu taşı kaldırıyorsam Halık’ım da bütün gezegenleri kolayca çeviriyor, bütün yıldızları düşürmeden durduruyor.” diyebiliyor.

Yine güneş, ilim ve irade sıfatlarından mahrum olduğundan, onları ölçü alarak Allah’ın ilim ve irade sıfatlarını bilemez. Görmesi ve işitmesi de olmadığından Allah’ı “Basîr ve Semi’ ” olarak tanıyamaz.

İnsan kuvvet, irade, görme, işitme gibi sıfatlarını kıyas unsuru olarak kullanmakla Allah’ın sıfatlarını bir derece bildiği gibi, şefkat, merhamet, gazap gibi şuunatıyla da Allah’ın şuunatına bir derece bakabilir.

Vahid-i kıyasın en büyük kazancı, Allah’ı şuunat, sıfat ve isimleri ile tanımaya kapı açmasıdır.

(1) bk. Sözler, On Birinci Söz

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...