"Âlâ-yı illiyyîn" ve "Esfel-i sâfilîn" ne demektir?

"Âlâ-yı illiyyîn" ve "Esfel-i sâfilîn" ne demektir?
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Âlâ-yı illiyyîn; “yücelerin en yücesi; en ileri nokta; cennetteki en üstün makam ve en yüksek derece.” Cenâb-ı Hakk'ın indinde en iyilerin ve en kâmillerin derecesine ve makamına denir.

Esfel-i sâfilîn ise; “aşağıların aşağısı, sefillerin en sefili, cehennemin en derin azap mahalli” şeklinde tarif edilmiştir.

Bu birinci manada, daha çok cennet ve cehennem makamlarına işaret ediliyor. Yani mekân açısından makam vurgusu vardır.

Diğer bir manası da insanın manen mazhar olabileceği terakki ve tekemmül seviyesidir. Yani insan manen nihayetsiz terakki ve tekemmül kabiliyetine sahip olduğu gibi, nihayetsiz tedenni ve alçalma kabiliyetine de sahiptir. İşte insanın manen nihayetsiz terakki ve tekemmülüne "âlâ-yı illiyyîn" denilmiş, nihayetsiz sukut ve tedennisine de "esfel-i safilin" tabir edilmiştir. Risale-i Nur'da â'lâ-yı illiyyin tabiri daha çok manada kullanılmıştır.

Üstad bu manaya şu şekilde işaret ediyor:

"Bak o zat öyle bir maksad, öyle bir gaye için saadet isteyip dua ediyor ki: İnsanı ve bütün mahlukatı, esfel-i safilin olan fenâ-i mutlaka sukuttan, kıymetsizlikten, faidesizlikten, abesiyetten a'lâ-yı illiyyin olan kıymete, bekaya, ulvi vazifeye, mektubat-ı samedaniye olması derecesine çıkarıyor." (Mesnevi-i Nuriye, Lâsiyyemalar.)

Nur Külliyatında, “küfür, mahiyet-i insaniyyeyi yıkar, elmastan kömüre kalbeder” denilerek, büyük bir hakikat dersi verilir. Demek ki, insan ahsen-i takvim ile ifade buyrulan bir elmas mahiyetinde yaratılmış. Kendisini rıza çizgisinden, istikamet hattından dışarı çıkarırsa, ceza alarak aşağıların aşağısına atılıyor. Bu çöküş “kömür” olmakla sembolize edilmiş.

O halde, ahsen-i takvim, “ömür sayfasına en güzeli yazabilecek kıvamda, kabiliyette yaratılmış olma”, âlâ-yı illiyyîn, “bunu başarabilenlerin yüksek makamı” esfel-i safilîn ise, “yanlış yazanların büyük düşüş ve çöküşüdür,” diyebiliriz.

Nur Külliyatında insanın iman nuruyla âlâ-yı illiyîne çıkacağı, küfür zulmetiyle de esfel-i safilîne düşeceği kaydedilir. O halde, insan bu iki makama da bu dünyada eriyor yahut düşüyor. Dünya ahiretin tarlası olduğu için de, ahirette de buna göre cennetin en yüce mertebelerine çıkıyor yahut cehennemin en derinliklerine iniyor.

“İnsan nuru îmân ile ala-yı illiyyine çıkar. Cennete layık bir kıymet alır. Ve zulmeti küfür ile esfel-i safilîne düşer Cehenneme ehil olacak bir vaziyete girer.” (23. Söz)

İnsanın yükselişinin de alçalışının da bu dünyada gerçekleştiği açık şekilde beyan edilmiş oluyor. Yâni, ahsen-i takvimde yaratılan insan bu mükemmel yaratılışını hayırda ve istikamet yolunda kullandığı takdirde a'lâ-yı illiyyîne çıktığı gibi, aynı sermayeyi şer yolunda kullandığında da esfel-i safilîne düşüyor.

İman ve ubudiyetten mahrum olan insanlar, ilim ve fennin derinliklerine vakıf oldukları ve hatta onun zirvesine çıktıkları halde, ne kendilerini ne de kâinatta tecelli eden esma-i ilahiyeyi, onların ne mana ifade ettiklerini okuyamadan ve yaratılış gayesine uygun hareket etmeyip kendisine verilen emanetleri nefis hesabına kullanarak Üstadın ifadesiyle “kendilerini kaba demirciler” çarşısında satıp, o en kıymetli eseri zayi ederek, hayvaniyetten daha aşağı dereceye düşürüp kendi iradesiyle esfelin tarafına gitmektedirler.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...