"Belki bekàya terakki ile ve devama tasaffi ile ve sermedî vazifeye istidadıyla girmek için halk olunduklarını gayet kuvvetli ispat eder." Bu üç gayeyi izah eder misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
“Ve başta nev-i insan olarak eşya, fenaya düşmek ve ademe sukut etmek ve hiçlikte mahvolmak ve başta nev-i beşer olarak zîhayatlar idam edilmek için yaratılmamışlar. Belki bekaya terakki ile ve devama tasaffi ile ve sermedî vazifeye istidadıyla girmek için halk olunduklarını gayet kuvvetli isbat eder.”(1)
Belki bekaya terakki ile:
Dünya, terakki ya da tedenni etme yeridir. İnsan bu dünyada ne kadar terakki ederse, cennetin akıl almaz sonsuz nimetlerinden o nisbette ebedî olarak istifade eder. Bu yüzden, dünya hayatında iman, marifet ve ubudiyet ile manen terakki etmek en büyük ve birinci gaye olmalıdır.
Devama tasaffi ile:
İnsan iman, marifet, ibadet ve güzel ahlak ile tasaffi edip, temizlenir ve cennete layık bir vaziyete girer. Bu tasaffi ve arınma olmadan insanın cennete girmesi mümkün değildir. Bu sebeple insanın en büyük gayesi, tasaffi edip temizlenmektir.
Sermedî vazifeye istidadıyla girmek için:
İnsanın sermayesi büyük, istidadı nihayetsizdir. Bunların hepsi kuvve halindedir. Bunları kuvveden fiile çıkarmak, çekirdeği meyveli ağaç haline getirmek, icraata dökmek insanın elindedir. Ahirette de buna göre bir hayata mazhar olacaktır. İstidatları geliştiren temel unsur ise mücadele, iman, ibadet ve güzel ahlak gibi şeylerdir. İnsan, bu kabiliyetlerini bu yolla geliştirip ahirete hazır bir vaziyete getirmekle vazifelidir.
İstidadı en mükemmel olan ve ahsen-i takvimde yaratılan insan; eğer, kendine verilen harika duygu ve cihazları Cenab-ı Hakk’ın rızası dairesinde kullanır, O’nun emirlerini yerine getirip yasaklarından sakınır, iman, marifet, ubudiyet, tefekkür, takva, zikir ve tesbih gibi ulvi hasletlerle bezenirse, â’lâ-yı illiyyine yani en yüksek makama çıkar, emin bir halife, aziz bir kul olur ve cennete layık bir kıymet alır, ebedî saadete ve sonsuz nimetlere mazhar olur.
Eğer insan kulluk vazifesini yerine getirmez, nefsinin süfli arzularının peşinden giderse, o zaman “esfel-i safilîne” düşer, zelil bir mahlûk olur.
“İnsan ahsen-i takvimde yaratıldığı ve ona gâyet câmi bir istidad verildiği için; esfel-i safilînden tâ âlâ-yı illiyyîne, ferşten tâ arşa, zerreden tâ şemse kadar dizilmiş olan makamata, merâtibe, derecâta, derekâta girebilir ve düşebilir bir meydan-ı imtihana atılmış…” (23. Söz)
Dünya âhiretin tarlası olduğundan, dünyada manen yükselen insanlar âhirette de cennetin yüksek tabakalarına çıkacaklar, alçalan insanlar ise cehennemin en aşağı derekelerinde azap çekeceklerdir.
(1) bk. Şualar, On Birinci Şua, Yedinci Mesele.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü
Yorumlar
"sermedî vazifeye istidadıyla girmek" kısmındaki sermedî vazife nedir? İnsanın cennet ve cehennemde ne vazifeleri vardır? ve var mıdır?
"sermedî vazifeye istidadıyla girmek"
Dünya hayatında inkişaf etmiş duygu ve istidatlarıyla Cennette Allah'ın esmâlarının tecelliyatını müşahade etmek, ve dahi kendisi de Cenab-ı Allah'ın esmâ ve sıfatlarına âyine olmak diyebilir miyiz?
sermedi vazifeden kasıt ne olabilir. Şükür ve ayinelik gibi vazifeler mi kastediliyor acaba?
Burada, varlığın ve özellikle insanın yaratılış gayesinin sadece bu dünya ile sınırlı olmadığını, aksine çok daha köklü ve sonsuz bir amaca matuf olduğunu vurgular. "Sermedî vazife" ifadesi, sizin de isabetle belirttiğiniz gibi şükür ve aynalık kavramlarını kapsamakla birlikte, bu kavramların en kamil ve sonsuzluk boyutundaki hallerine işaret eder.
Bu ifadeyi şu temel başlıklar altında detaylandırabiliriz:
Ezelî ve Ebedî Bir Muhatabiyet
İnsan, sadece bir canlı türü olarak değil, Kâinat Sultanı’nın hitabına muhatap olacak bir donanımda yaratılmıştır. Sermedî vazife, bu muhatabiyetin dünya hayatından sonra da kesintisiz devam etmesidir. Yani insan, bu dünyada öğrendiği marifetullah (Allah’ı tanıma) ve muhabbetullah (Allah’ı sevme) derslerini, ahirette çok daha parlak bir surette icra etmeye devam edecektir.
İsimlerin ve Sıfatların Tecelligâhı Olmak (Aynalık)
"Ayinelik" vazifesi burada sadece pasif bir yansıtma değil, aktif bir şahitlik halidir.
Dünyada: Sınırlı ve perdeli bir şekilde Esma-i Hüsna’yı yansıtmak.
Sermedî Vazifede: Cennet gibi beka aleminde, o isimlerin cilvelerini kusursuz ve sonsuz bir derecede seyredip başkalarına da ilan etmek.
Küllî Şükür ve İbadet
Zikrettiğiniz "şükür", burada dar bir çerçeveden çıkıp "Küllî bir ubudiyet" (kapsamlı bir kulluk) halini alır. İnsanın istidadı (kabiliyetleri), bütün kainatın ibadetlerini kendi namına dile getirecek bir genişliktedir. Sermedî vazife; bu dünyada tohumları atılan bu yüksek şükür potansiyelinin, ebediyet yurdunda meyve vermesi ve insanın varlık amacını sonsuza dek haykırmasıdır.
İstidatların İnkişafı (Tasaffi ve Terakki)
Metinde geçen "tasaffi" (saflaşma) ve "terakki" (yükselme) kelimeleri bu vazifenin hazırlık aşamasıdır. Sermedî vazife, insanın bu dünyada kazandığı manevi cihazları kullanarak:
İlahi sanatın inceliklerini ebediyen mütalaa etmek,
Yaratıcının sonsuz güzelliğini (Cemal ve Kemal) bitmez bir iştiyakla izlemek,
Varlığın hakikatini en berrak haliyle temsil etmektir.
Özetle: Evet, şükür ve aynalık bu vazifenin merkezindedir. Ancak buradaki "sermedî" (sonsuz) vurgusu, bu görevlerin geçici birer "iş" değil, ruhun asli doğası ve yaratılışın ebedî neticesi olduğunu gösterir. İnsan, sonu olan bir yok oluş (idam) için değil, bu yüksek vazifeleri ebediyet sahnesinde icra etmek için var edilmiştir.