"Âlemde görünen şu tagayyür ve tebeddül ile bir kısım eşyanın hudusu, yani yeni vücuda geldiği de gözle görünüyor. Bir kısmının da hudusu, zaruret-i akliye ile sabittir..." İzah eder misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
Hudus: Kelime olarak, bir şeyin sonradan meydana çıkması, başlangıcının ve sonunun olmasıdır. Böyle olunca, onu meydana çıkaracak ve ezelî olan Vaciü'l-Vücud'un olması lazım geliyor.
İlâhî irade, bir mümkünü varlık sahasına çıkarmayı dilediğinde, onu yokluktan kurtarır, var eder. Bu sonradan oluşa “hudus” ve bu vasfa sahip olanlara da “hâdis” denilir. Her mahlûk “hâdis”tir, yani sonradan ihdas edilmiş, varlığa kavuşmuştur.
Mümkünlerin yaratıcısı ancak vâcib olabileceği gibi, hâdis olanları yaratan da ancak ezelî olabilir. İmkân ve hudus hakikatleri, böylece vücub ve ezeliyeti gösterirler.
Bu kısa tarif ve izahtan sonra şöyle devam edebiliriz: Kâinata ve mahlûkata baktığımız zaman, her şeyin mütemadiyen değiştiğini ve kararsız olduğunu görüyoruz. Yani, hiçbir şey kararında sabit olarak durmuyor ve devamlı olarak değişiyor. Biri gidiyor, diğeri geliyor. Sürekli bir faaliyet, gözümüzün önünde işliyor. Bu da mahlûkatta değişmeyen hiçbir şeyin olmadığını bize ispat ediyor.
İnsanın dünyaya geliş safhalarını düşünelim: Nutfe iken alaka, mudğa, azm, lahm… oluyor. Bu dokuz aylık değişim yolculuğunun sonunda dünyaya gelme noktasına varıyor. Dünyaya adım atınca bebek oluyor. Bu bebek, bu noktada da durmuyor, çocuk oluyor, genç oluyor, hasta oluyor, ihtiyar oluyor, saçı dökülüyor, beli bükülüyor ve nihayet ölüyor.
Dünyamız da bizim gibi değil mi? Geceler gündüzlere, gündüzler gecelere dönüşüyor. Günlerin ve gecelerin süreleri de bir kararda durmuyorlar. Yazlar kışa, kışlar yaza dönüşüyor. Kısacası, kâinatta değişmeyen hiç bir şey yok.
Yumurta daima öyle kalsa ondan piliçler çıkmaz. Toprak, olduğu gibi dursa üstünde çimenler, ağaçlar, çiçekler bitmez. Ağacın içinde hareket olmasa meyveler olmaz.
Her bahar mevsiminde her taraf hayatlı ve canlı iken, kışın o hayat ve canlılığın gitmesi hudusun müşahhas bir delilidir.
Dünya Güneş'ten bir ateş parçası olarak koptuğunda, sürekli hareket ve faaliyet neticesinde bugünkü şeklini almamış olsaydı, karalar, denizler, ormanlar, ceylanlar, balıklar, kuşlar ve nihayet insanlar hep yoklukta kalacaklardı.
Kudret kalemi aralıksız çalışıyor. Önceki gün dedelerimizi yazmıştı, dün babalarımızı. Şimdi de bizi yazdı. Dedelerimiz bu imtihan meydanından çekileceklerdi ki sıra babalarımıza gelsin. Nitekim öyle oldu. Şimdi imtihan salonuna bizler alındık. Dünya tarlasını ahiret namına ekip biçmeye bizler başladık. Bir nehrin yüzündeki kabarcıkların sürekli olarak değişmesi gibi, biz de her an değişmekteyiz. Bir zamanlar dedelerimiz ve babalarımız Allah u Teâlâ Hazretlerinin isimlerinin aynası idiler, şimdi ise onların bedeline o ayinedarlık vazifesini bizler yapıyoruz. Bu hal kıyamete kadar böyle devam edecektir.
Bu nöbet değişiminde, gidenler dünyadan ayrılmanın teessürünü çekerken, gelenler ona kavuşmanın memnuniyetini yaşıyorlar.
Cenâb-ı Hakk’ın varlığı vaciptir, yani varlığı zatındandır, ezelî ve ebedîdir, olmaması muhaldir. Bütün mahlûkatın varlığı ise mümkindir, yani olması da olmaması da imkân dâhilindedir, Allah’ın yaratmasıyla var olurlar. Bir zamanlar yoktuk, Allah’ın ihsanıyla var olduk, yarın da bu dünyadan ahiret âlemine göçeceğiz.
Varlığı vacib olan Allah’ın ne zatında ne de sıfatlarında hiç bir değişme olmaz. Mahlûkat ise daima değişir.
Her değişen şey ise, sonradan meydana gelmiştir. Sonradan vücut bulmuştur. Zira yoktu, var oldu. Ezelî olan şeyde, zaten değişimin olması imkânsızdır. Ezeliyet ona müsaade etmez. O zaman, yoktan ve hiçten yaratılıp meydana çıkartıldılar. Onları yoktan varlığa çıkaran Zat ise ezelî ve vacip olmak gerekir. Zira hâdisin hâdisi yaratması imkânsızdır. Yok, yoğa vücut veremez. Madem her şey hâdisdir, yani, sonradan meydana gelmiştir, öyle ise her hâdisin bir muhdisi, yani onu varlık sahasına çıkaran ve yaratan bir Zat’ın var olduğu sabit olur. Hudus delilinin esası da budur. Bu delil Allah’ın varlığını, ezelî ve ebedî olduğunu ispat ediyor. Zira İlahlık ancak ezeliyet ile tamam olur.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü
Yorumlar
"Ezeli olan şeyde, zaten değişimin olması imkansızdır. Ezeliyet ona müsaade etmez." cümlesini açıklar mısınız? Neden müsaade etmez.
Teşekkür ederim cevabınız için Allah razı olsun.
"Lakin 1976'dan önce ya da çok sonraki değişim ve dönüşümler aklın zaruri önermeleri ile tespit edilebilirler." Burada aklın zaruri önermeleri içerisinde bilimsel araştırmalar da var mıdır? Aklın zaruri önermeleri tam olarak nedir?