Madde dedikleri şey, suret-i mütegayyire, hem harekat-ı mütehavvile-i hadiseden tecerrüd etmediğinden hudûsu muhakkaktır.. Cümlesini devamıyla izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Üstadımız, burada maddenin hadis olduğunu ve ezeli olmadığını mantıki açıdan izah etmektedir. Madde denilen şeyler, sureti ve vaziyeti her zaman değişkendir. Değişken olanlar, tesir altında olup, sıfatlarını kaybettiklerinden, maddi özelliklerini de yitirirler. Zira madde sıfatlarla kaimdir.

Ayrıca madde; değişken olan olay ve hadiselerden etkileniyor ve harici tesirlerin tahakkümü ve etkisi altında kalıyor. Umumi kanunlardan ve tesirlerinden sıyrılıp kurtulamıyor. Hem kuvvet ve suret dediğimiz; yani kainattaki kanunlar ve zahiren görünen tabiat kaideleri ve onların bize görünen halleri, sonradan olmadır ve o haller bir esas ve temele bağlıdır. Yani o kuvvet ve görünen hareketlerin kendilerine ait hakikatleri ve özel varlıkları yoktur. Ve bunların hepsi zevahirden ibarettir. Kendilerine ait asıl vücutları yoktur. Başkasının vücuduna ve varlığına vabestedirler. Cazibe, dafia, yanma, üşüme, vs. kanunların vücutları başka hakikatlara bağlıdır. Bizzat mevcudiyetleri yoktur. Bu sebeple, bunların bütünü arazidir. Yani varlıkları asıl değildir. Vücutları başka şeylere bağlıdır.

Mesela: Demir vardır, kilo arazidir.

Tahta cevherdir, fakat metre arazidir ve zahiridir.

El ve kol vardır ancak, sağ ve sol arazidir ve zahiridir. Kollar ve eller olmazsa, sağ ve sol tabirleri de olmaz.

Yukarıda olduğu gibi Allah’ın zat, sıfat ve esması asıldır hakikattir ve cevherdir. Bunlara göre mahlukat arazidir ve zahiridir.

İşte Allah’ın yaratmış olduğu mahlukat; cevher olan mahiyetlerinin ve özelliklerinin hakikatlerini ve hususiyetlerini üstlenemez ve onlar gibi olamaz. O zahiri ve arazi şeyler, o cevherlere bağlıdır. Ve onlara nispeten vardırlar.

İşte Cenab-ı Hakk'ın zat ve sıfat ve esması esas olup, cevherdir ve ezelidir. O esmaya ve sıfata istinaden, yokluktan meydana gelen mahlukat ise; arazi olup, ezeli değildir.

Hepsinin aslı ve esası; Allah’ın varlığı, şuunatı, esmasının ve sıfatlarının tecelliyatıdırlar. Bunlar ezelidir. Bunların dışında bütün mahlukat, hadistir. Yani sonradan olmadır ve fanidir.

Madde ve mahlukat ise; hakikat olan Cenab-ı Hakk'ın şuunatına göre, zahiri arazi ve itibari şeylerdir. O halde Allah’tan başka mahlukat olarak her şey ve madde ezeli olmayıp sonradan yaratılmışlardır.

"Madde dedikleri şey, suret-i mütegayyire, hem harekat-ı mütehavvile-i hadiseden tecerrüd etmediğinden hudüsu muhakkaktır.

Mutlak kemalde olan bir şeyde değişme ve hareket olmaz. Değişme ve hareket; ancak eksik ve kusurlu ve hadis yani sonradan meydana çıkan şeylerde vuku bulur. Zira sonsuz kemalde olan bir zatın çıkacağı veya ulaşacağı bir kemal yok ki ona doğru hareket edip başkalaşsın veya değişerek tekemmül etsin. Bu sebeple Allah mutlak kemalde olduğu için, O'nun Zatı ve sıfatlarında bir değişim ve başkalaşım olmaz. Ama sonradan meydana çıkmış ve mutlak kemalde olmayan şeylerde, daha üst bir mertebe ve kemal nokta olacağı için, sürekli bir değişme ve hareket mevcut olur. Demek hareket ve değişim; bir şeyin üstünde o şeyin sonradan ve hiçten yaratıldığına dair bir alamet ve bir nişane oluyor. Hareket ve değişim bir şeyin sonradan olduğunun en büyük delili ve ispatıdır. Öyle ise hareket ve değişimden hali olmayan her şey, sonradan meydana çıkmış ve ezeli bir varlık tarafından yani Allah tarafından ihdas edilmişlerdir.

Kuvvet ve suretler, a'raziyetleri cihetiyle envadaki mübayenet-i cevheriyeyi teşkil edemez. A'raz cevher olamaz.

Maddenin iki temel rüknü vardır; birisi araz, diğeri cevherdir. Araz cevher ile kaim ve cevherin bir sıfatıdır. Kainatta cevher az, araz ise çoktur. Mesela; insandaki ruh cevherdir, ruh ile ayakta duran ceset ise arazdır. İnsanın cesedi ruh ile kaimdir. Araz hiçbir zaman cevherin yerini alamaz. Yani ceset hiçbir zaman ruhun yerine geçemez. Maddenin, yaş kuru, uzun kısa, büyük küçük, yumuşak sert, koku, tat gibi bütün temel niteliklerinin hepsi arazdır. Ve bu arazlar cevherler üstünde vücut bulurlar. Temel ile bina gibi.

Kainattaki kuvvetler yani kanunlar ve maddenin cismani formatları olan suretler asla birbirlerine zıt olan türlerin hakikatleri hükmünde olan cevherler olamazlar. Nasıl insanın bir cevher bir de araz yüzü varsa, türlerin de cevher ve arazları vardır. Mesela; nebatat bir türdür, bu türde vuku bulan kanun ve suretler ise; bu türün araz kısmıdır, nebatatın umumi manasını temsil eden bitkilik manası ise; onun cevheri, bir nevi ruhudur. Bu yüzden tabiatçıların iddia ettiği gibi, kainatta olan biten şeyler kanunların ve sebeplerin eseri değildir.

Felsefe ve ilm-i kelamda kati bir delile göre araz nasıl hadis ise, arazdan hali olmayan cevher de aynı şekilde hadistir, yani sonradan vücut bulmuştur. Bir şeyin hem ezeli hem de hadis olması ya da kendi ezeli iken sıfatlarının hadis olması aklen mümkün olmayacağı için, cevher ve onun üzerinde bulaşık gibi duran arazlar, bize cevherin de sonradan meydana çıkarıldığını, yani hadis olduğunu kati bir şekilde ispat ediyor. Yani cevherin hudusu, arazların hudusu ile sabittir.

Demek envaının fasileleri ve umum a'razının havass-ı mümeyyizeleri bizzarure adem-i sırftan muhteradırlar. Silsilede tenasül, şerait-i adiye-i itibariyedendir."

Bütün bu önerme ve deliller eşliğinde kainata baktığımızda, her şeyin adem-i sırftan yani hem cevherin hem arazın, ezeli olan Allah tarafından, yoktan ve hiçten yaratıldığını kati bir surette anlıyoruz. Türler arasındaki üreme kanunu ise, bu ihdasın yani yoktan var edişin üstünde zayıf ve adi bir sebep ve bahanedir. Tabiatçıların iddia ettiği gibi, türler birinden türeyip gelmiyorlar, sırf yokluktan var ediliyorlar. Kanun ve sebepler ise; adi ve itibari bir bahanedir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Yorumlar

drerkan
Allah razı olsun Selametle.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
isahalim

Fakat madde için de her zaman kemale doğru gidilmiyor, geriye düşüş de oluyor, ya da  insanalr her zaman terakki etmiyor bazen de tedenni ediyor, malumunuz. Bu anlamda en iyi olan da yani mükemmel olan da neden bir aşağıya düşemesin ki? Aynı şeyin, kemalat mertebesindeki zat için düşünülemeyeceğini izah edebilmek de icap eder diye düşünüyorum. Cevaplarsanız sevinirim. 

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)

İnsanlığın bir tarafı tedenni etsede diğeri terakki edebiliyor. Ortaçağda batı geride iken İslam alemi ileride idi şimdi durum bilakis. Demek terakki düz bir hat olarak ilerliyor lakin temsilcileri değişiyor. Bireysel anlamda ise insanlar ya terakki içinde ya da tedenni içindedir. Bu da imtihanın bir gereğidir. 

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...