"Âlemde her şeyin yüzünde hikmet eserleri göründüğü gibi, en uzak, en geniş, en ince kesretin tabakaları üstünde de hikmet, ihtimam eserleri görülmektedir..." Devamıyla izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"İ’lem Eyyühe’l-Azîz! Âlemde her şeyin yüzünde hikmet eserleri göründüğü gibi en uzak, en geniş, en ince kesretin tabakaları üstünde de hikmet, ihtimam eserleri görülmektedir. Evet, kesret ve tekessürün müntehası ve neticesi olan insanın sahife-i vechinde, cephesinde, cildinde, ellerinin içlerinde kalem-i kader ile pek çok çizgiler, hatlar, nakışlar, nişanlar yazılmıştır. Malûmdur ki, insanın şu sahifelerinde yazılan o kelimeler, harfler, noktalar, harekeler, ruh-u insanîde bulunan mânâlara, mâneviyatlara delâlet ettikleri gibi, fıtratında kader tarafından yazılan mektuplara da işâretleri vardır. Arkadaş, insanın geçen sahifelerine kaderin yazdığı hâşiye, tesadüf ve ittifakın duhûlüne bir menfez bırakmamıştır."(1)

Kesret çokluk demektir, vahdet ise birlik. Bir fabrikanın bütün bölmeleri, motorları, çarkları tâ en küçük çivisine kadar kesret ile ifade edilir. Bu kesretin tamamından fabrika meydana gelmiş, o kesretli aletler vahdete ermişler, bir tek şey olarak boy göstermişlerdir.

Kâinattaki bütün âlemler ve onlardaki bütün hikmetli faaliyetler, önce bitkileri, sonra hayvanları, en sonunda da insanları meyve vermekle vahdete ererler. Artık karşımızda şu kadar yıldız, bu kadar element, bu kadar deniz, dağ, ova değil, bir tek kâinat vardır; tıpkı kökün, gövdenin, dalların, yaprakların, çiçek ve meyvelerin bir araya gelip bir tek ağaç olmaları gibi.

Kâinat ağacının her şeyi hikmetli olmakla birlikte, biz bunların tamamını idrakten âciziz. Bazı eşyanın hikmetlerini sadece o sahada ihtisas yapan ilim adamları bir derece bilirler, çoğumuz bilemeyiz. Ama bu ağacın meyvelerinde, bahusus en mükemmel meyve olan insanda, saçından tırnağına, ruhundan hissiyatına kadar her şeyin hikmetle yapıldığını açıkça gördüğümüzden tefekkürümüzü bu sahada teksif eder, sonra “Meyveleri bu kadar hikmetli olan kâinat ağacının elbette tamamı da hikmetle yaratılmıştır” hükmüne varırız.

Üstad Hazretleri bir başka İ’lem’de “nefsî tefekkürde tafsilatlı, afakî tefekkürde icmalî yapmayı” tavsiye etmektedir.

Besmelenin sırlarında da kâinat siması, arz siması ve insan siması üzerinde durulur. Kendi simamızdaki hikmetleri rahatlıkla okuyunca, yeryüzü dediğimiz arz simasına, ondan sonra da kâinat simasına aynı nazarla bakabiliriz.

"İnsanda kalem-i kader ile yazılan hatlar, nişanlar, çizgiler..."

İbrahim Hakkı Hazretleri "Marifetname"sinde bu konu üzerinde tafsilatlı olarak durmuş, beden-ruh münasebeti konusunda, keşif yoluyla, birtakım hükümler ortaya koymuştur. Ancak, bu umumî hükümlerin yanında, her insandaki ince nakışların da onun ruh âlemiyle yakından alâkası vardır; bunları bilmemiz mümkün değildir.

Umumî işaretlerden hepimizin rahatlıkla okuyabileceği iki işaret:

İnsanın sağ elinde on sekiz, sol elinde ise seksen bir yazar. Bunların toplamı doksan dokuz ederek, hadis-i şerifte geçen 99 esmâya ve namazdan sonra çektiğimiz üç tesbihin toplamına, farkları ise Allah Resulü (asm.)'nün almış üç yıl olan ömr-ü saâdetlerine tevafuk eder. Bu umumî bir misaldir. Bu gibi umumî işaretler yanında, her insana ait nice hususî işaretler de olabilir; biz onları bilemeyiz.

"Arkadaş, insanın geçen sahifelerine kaderin yazdığı hâşiye, tesadüf ve ittifakın duhûlüne bir menfez bırakmamıştır."

Kader, kısaca, her şeyin Allah’ın ezelî ilminde bütün hususiyetleriyle ve en ince teferruatına kadar planlanmış olması, kaza ise eşyanın kader programına göre yaratılmalarıdır. İnsanın bütün âzalarının şekilleri, büyüklükleri, yerleri, vazifeleri kaderde yazılmıştır. İnsanın başta yüzü olmak üzere hiçbir âzasının diğer insanlarınkiyle aynı olmaması, parmak izinin bile farklı olması, elinin içindeki çizgilerin de farklı kılınması sanki o kader yazılarının bir küçük haşiyesi ve numunesi gibidir.

(1) bk. Mesnevi-i Nuriye, Hubab.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...