"Allah onların kötülüklerini iyiliklere çevirir." ayetinden; mazide yaşadığımız pişmanlık verici hallerin ve sözlerin, ciddi pişmanlıkla halihazırda silinip hasenelere dönüşebilir sonucunu çıkarabilir miyiz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"...Allah onların kötülüklerini iyiliklere çevirir..." (Furkan, 25/70).

Risale-i Nurlarda bu ayetin, daha çok kabiliyet ve potansiyel yüzüne işaret vardır. Yani insanın fıtratındaki nihayetsiz şer ve tahrip gücü, iman ve hidayet ile ıslah edilip yüzü hayra ve imana çevrilir ise, o zaman nihayetsiz bir hayra ve güzelliğe dönüşür. İnsan fıtrat açısından nihayetsiz şerre de, nihayetsiz hayra da kabil ve yeteneklidir. Lakin insanın bu şerli yüzünü iman ile hayır yüzüne çevirmek gerekiyor. Ayette bu mana zımni olarak vardır.

Üstad Hazretleri bu hakikati şu şekilde ifade ediyor:

"Elhasıl: Nefs-i emmâre, tahrip ve şer cihetinde nihayetsiz cinayet işleyebilir. Fakat icad ve hayırda iktidarı pek azdır ve cüz’îdir. Evet, bir haneyi bir günde harap eder, yüz günde yapamaz. Lâkin, eğer enâniyeti bıraksa, hayrı ve vücudu tevfik-i İlâhiyeden istese, şer ve tahripten ve nefse itimattan vazgeçse, istiğfar ederek tam abd olsa, o vakit يُبَدِّلُ اللهُ سَيِّاٰتِهِمْ حَسَنَاتٍ sırrına mazhar olur. Ondaki nihayetsiz kabiliyet-i şer, nihayetsiz kabiliyet-i hayra inkılâb eder. Ahsen-i takvim kıymetini alır, âlâ-yı illiyyîne çıkar."

"İşte, ey gafil insan! Bak Cenab-ı Hakk'ın fazlına ve keremine: Seyyieyi bir iken bin yazmak, haseneyi bir yazmak veya hiç yazmamak adalet olduğu halde, bir seyyieyi bir yazar; bir haseneyi on, bazan yetmiş, bazan yedi yüz, bazan yedi bin yazar. Hem şu Nükteden anla ki, o müthiş cehenneme girmek ceza-yı ameldir, ayn-ı adldir; fakat cennete girmek mahz-ı fazldır.
"(1)

İkinci zahir olan sırrı ve manası ise, insanın samimi bir tövbe ve istiğfar ile günahlarını imha edip, sevap noktasından galip olmasıdır. Günahların tövbe ile imha edilmesi de nihayetinde bir hasene sayılır.

Üçüncü sırrı, insana bir günah yerine bin günah yazılması adalet iken, Allah bir yazıyor. Sevabı bir ya da hiç yazmamak gerekirken, -zira sevap vücudi olduğu için insanın sevaptaki hissesi pek azdır- bire bin yazıyor. Bu da Allah’ın rahmetine işaret eden bir levhadır.

"İşte o gün bölükler halinde insanlar, kabirlerinden çıkıp yüce divana dururlar, ta ki yaptıklarının karşılığını görüp alırlar. Zerre ağırlığınca hayır yapan onu bulur. Zerre ağırlığınca şer yapan da onu bulur." (Zilzal, 99/6-8)

Bu ayetin mülahazasına göre ne günahlar ne de sevaplar zayi olup silinmez. Lakin samimi bir tövbe ve pişmanlık günahlara galebe çalarsa, o günahlar affa uğrar ve insan cezadan kurtulabilir.

Ayette, "zerre kadar şerri bulur" ifadesi, mutlaka cezasını görür anlamında değildir. "Zerre kadar şer de olsa yazılır ve hesabı görülür." demektir. Bu yüzden günahların karşılığı mutlak azap değildir. Af ve tövbe devreye girip insanı helak olmaktan ve cezadan kurtarabilir.

Allah hesap gününde her amelimizi bize gösterecek ve önümüze sunacaktır, ama muamelesi sevap ve günah dengesine göre olacaktır. Sevap günaha galip olursa cennete gönderir, günah sevaba galip gelirse, dilerse affeder, dilerse günah nispetinde cezalandırır, sevap ve günah müsavi olursa yine affedip cennetine gönderir. Ama amel defterimizde en küçük amelimiz bile yazılıdır ve biz onu göreceğiz.

Allah bazı kusurlarımızı o dehşetli günde bize gösterip, başkalarına ifşa etmeyebilir. Bu Allah’ın Settar isminin bir tecellisidir. Yani ayıpları ve kusurları örten demektir. Bu isim de tövbe ve affa bakar.

(1) bk. Sözler, Yirmi Üçüncü Söz.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

BENZER SORULAR

Yükleniyor...