Allah Peygamberimiz için yaratmış alemleri ve ona habibim demiş. Sonuçta Peygamberimizi de O yaratmış ve onu peygamber olarak kendi seçmiş. Ayrıca peygamberlerin günah işlememe üstünlüğü nereden geliyor? Risalelerde izah var mı?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

عَلَيْكَ ’ye bedel اِلَيْكَ ’nin zikri, Resul-i Ekremin (a.s.m.) teklif edilen risalet vazifesini cüz-i ihtiyarîsiyle haml ve kabul etmiş olduğuna ve bu hizmet Cibril tarafından görüldüğünden, Resul-i Ekremin (a.s.m.) daha yüksek olduğuna işarettir. Çünkü عَلٰى da ihtiyar olmadığı gibi, vasıta-i nüzulün daha yüksek olduğuna delâlet eder."(1)

Üstad Hazretlerinin bu ibarelerinden peygamberlerin iradesiz cebri bir surette o makama eriştikleri görüşünün yanlış olduğunu anlıyoruz. Peygamber Efendimizin (asv) iradi kulluğu, habibiyet makamının temeli ve esasıdır diyebiliriz. Yani Allah -haşa- iradesiz bir kukla yapıp da ona "habibim" dememiştir. Peygamber Efendimiz (asv) iradesi ile o makama mukaddeme olmuştur. Geri kalan kısımları ise Allah lütuf ve ihsanı ile inşa etmiştir.

Risalet ve nübüvvet mesleği tamamen vehbidir. Yani insanın gayret ve kesbi ile elde edeceği bir mertebe ve makam değildir. Bu makam tamamen Allah’ın ihsan ve ikramına bakar. Tabiri caiz ise kimse bu makamı bileğinin gücü ve alnının teri ile alamaz.

Lakin Allah risalet ve nübüvvet makamını alelade ve hikmetsiz olarak bir insana tevdi etmiyor. Elbette bu makamı verme ölçüleri de vardır. Ölçüleri Allah tayin eder; ölçüler Allah’ın seçimini tayin ve tespit etmez. İşte velayette azami kesp gösterenler içinden Allah dilediklerine nübüvvet ve risalet bahşetmiş demekte bir sakınca yoktur. Belki nübüvvet bir hak bir hisse olmayabilir, ama bu hakka kesbi istihkak olabilir. Yani nübüvveti hak etmeyi hak etmek olabilir.

Mesela, Allah Resulünün kuvve-i velayeti nübüvvetine bir başlangıç, bir kesb-i istihkak olmuştur. Allah, Hz. Muhammedin (asv) velayetteki azimetini takdir ederek ona nübüvveti ihsan etmiş denilebilir. Bu mana bir cihetle fiili ve hali bir lisanla kabul etme ve isteme anlamına gelir. Risalet vazifesini haml ve kabul etmek, ona fiilen ve velayet noktasından kesb-i istihkak etmek anlamındadır. İnsanların çoğu bu makama fiilen ulaşamadığı için vehbi olan nübüvvet onların kapısını çalmamıştır.

Peygamberlerin günah işlememesinde sadece kaderin men etmesi hükmetmiyor. Peygamberler önce kendi irade ve azimleri ile o günahı terk ediyorlar, sonra onları aşan bir durum olduğu zaman kader devreye girip men ediyor. Yoksa peygamberler de günahlar karşısında nefsi ile mücadele içindedirler. Hatta en ağır ve meşakkatli imtihan onlara geliyor.

(1) bk. İşârâtü'l-İ'câz, Bakara Suresi 4. Ayet Tefsiri.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

BENZER SORULAR

Yükleniyor...