Allah'a karşı hüsnüzannın esas olduğu belirtiliyor. Peki korku ile hüsnüzan bir arada olabilir mi?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Mümin ahiret konusunda "korku ile ümit arasında" olmalı ve dengeyi her daim muhafaza etmelidir. Terazinin topuzu bir tarafa kaçarsa denge gider, sırat-ı müstakim bozulmuş olur. Korku yeise dönüşmek üzere iken ümit, ümit günahları serbestçe işlemeye dönüşürken de korku devreye girmeli ve bu kalibre daim sabit tutulmalıdır.

Allah’a karşı hüsnüzanda bulunmak, Allah ve onun tasarrufu hakkında her zaman güzel düşünmektir. Kâinatta zıtlar iç içe girift bir şekilde olduğu için, zahiri bakımdan Allah’ın münezzeh ve mukaddes isimlerine uygun düşmeyen haller vuku bulabiliyor. Bu hâdiselerin bütün incelik ve hikmetlerini görüp, onların arkasında İlahi güzelliği muhat bir şekilde kavramak her insana müyesser olamayacağı için, insan bu gibi zıt ve çirkin hâdiselerde de Allah hakkında güzel zannını muhafaza etmekle mükelleftir.

Bir hadis-i Kudsîde şöyle buyrulur: “Kulum beni nasıl tanırsa, onunla öyle muamele ederim.”

Bu Hadîs-i Kudsîde mü’mine en ileri seviyede bir teslim ve tevekkül dersi verilmektedir.

İnsan Allah’ı nasıl tanıyorsa, kalp ve vicdan âlemi ona göre renklenir. Cenâb-ı Hakk’ı sonsuz merhamet sahibi ve âdil bilen kişi, büyük bir ferah hisseder.

Meselâ; mü’min, ölümü sonsuz bir saadetin başlangıcı olarak görürken, kâfir ölümü ebedî bir yokluk ve hiçlik olarak görüyor. Allah mü’mine bu güzel zannından dolayı ebedî bir saadet verirken, kâfiri de bu kötü zannından dolayı cennetten ebediyen mahrum eder.

Mesnevî-i Nuriye’den bu konuya da ışık tutan önemli bir ders:

“Kur’ân-ı Kerîm bütün insanlara rahmettir. Çünkü her bir insanın, şu hakikî âlemden kendisine mahsus hayalî bir âlemi olduğu gibi, herkes kendi meşrebine göre Kur’ân’dan fehim ve iktibas ettiği, hafızasında kendisine has bir Kur’ân vardır ki, onun ruhunu terbiye, kalbini tedavi eder.”

Yani Kur’an güneşi bir insanın ruh aynasına ne ölçüde aksetmişse o insan Allah’ı o nisbette bilir, hadiseleri o ölçüde değerlendirir ve Allah’ın ona muamelesi de buna göre olur.

Bir Hadîs-i Şerifte, “Allah’a karşı hüsnü zan ibadettir”, bir Hadîs-i Kudsîde de “Rahmetim gazabımı geçti.” buyruluyor. Buna göre insan, başına gelen sıkıntıların ve musibetlerin altında kendisi için bilemeyeceği nice rahmetler bulunabileceğini düşünmeli ve Rabbine hüsnü zannederek o hâdiseyi hayra tevil etmelidir. Allah böyle bir kuluna rahmetiyle mukabele eder, o musibeti onun hakkında büyük hayırlara vesile yapar; kulun derecelerini artırır. Bu gibi hâdiselerde kadere itiraz eden, Allah’ın rahmetini düşünmeyen kimse İlahî rahmetten hissesini alamaz. Rabbinin o musibetin arkasında gizli olan rahmetini düşünmediği için de bu itikadına göre muamele görür.

Cenneti ümit etmekte bir hüsnüzandır. Ama "Allah bana kesin cenneti ikram eder" demek ümit ile korku içinde bulunma durumuna zıt bir hissiyat olacağı için, böyle düşünmek hüsnüzan sayılmaz. Bu olsa olsa ölçüyü kaçırmak olur.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Kategorileri:
Okunma sayısı : 2.305
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...