Allah'ın "ezelî" olmasıyla, kaderin ne alakası var?
Değerli Kardeşimiz;
Zaman, başlangıcı ve sonu olan ve eşyanın bir tertip ve düzen ile oluştuğu bir mahlûktur. Mesela, bir çocuk zaman içinde büyür, gelişir ve olgunlaşır. Bu süreç ise sıra ve tertip ile olur. Yani öncesi, anı ve sonrası olan bir durumdur. Önce olmadan, şimdi olamaz, şimdi olmadan da sonra olamaz. Gelecekteki hal ancak yaşanarak kavranır ve anlaşılır.
Tabi bu kaideler insan için geçerlidir. Yani zamanın içinde olan her şey, buna insan da dâhil, gelecekteki hâdiseleri yaşamadıkça idrak edip anlayamaz. Ben bugün kurtuluş savaşını, olduğu için biliyorum, yarın ne olacak onu bilemiyorum. Zira sırası gelip gerçekleşmedi. Ama zamanın bu kayıtlarından kurtulmak ve üstüne çıkmak imkânı olsa idi, zamanın şeridini, yani öncesi, şimdisi ve sonrası ile görebilse idim, yani ihata edebilse idim, o zaman hâdiselerin olmasını beklemeden bilebilirdim.
Ezel ise, başı ve sonu olmayan, zamandan ve mekândan münezzeh olan ve hiçbir kayıt ve kaide ile bağlı olmayan Allah’ın bir sıfatıdır. Zamanın içindeki bütün kayıt ve kaideler burada cari değildir. Yani Allah ezelî ilmi ile her şeyi kuşattığı ve ihata ettiği için, onun ilminde geçmiş, şimdiki an ve gelecek kavramları yoktur, o her şeyi şimdiki hal gibi bir görür ve bilir.
Üstad Hazretlerinin ayna misali burayı gayet güzel izah ediyor. Mesela, büyük bir ayna yere yaklaştıkça, tuttuğu saha daralır; yukarı çıktıkça, tuttuğu saha genişlenir. Ne kadar yüksekte ise tuttuğu saha da o kadar genişler. Burada yer zamandır, ayna ise Allah’ın ezelî ilmidir. Allah’ın ilmi zamanın üstünde, onu ihata edecek bir mevkide olmasından, yani zamandan münezzeh olmasından, zamanın bütününü tutar ve ihata eder. Onun için Allah her şeyi olmadan önce de bilir.
"Hem ezel, mazi silsilesinin bir ucu değil ki, eşyanın vücudunda esas tutulup ona göre bir mecburiyet tasavvur edilsin. Belki ezel, mazi ve hal ve istikbali birden tutar, yüksekten bakar bir âyine-misaldir. Öyle ise, daire-i mümkinât içinde uzanıp giden zamanın mazi tarafında bir uç tahayyül edip, ona 'ezel' deyip, o ezel ilmine, eşyanın tertiple girmesini ve kendisini onun haricinde tevehhüm etmesi, ona göre muhakeme etmek hakikat değildir."(26. Söz)
İnsan kendini Allah’ın ezelî ilminin haricinde addetmekle, güya cebirden kurtulmuş olacak. Hâlbuki tam tersi, ezel, zamanın içinde değil, zaman ezelîyetin içindedir. Böyle olunca, zamanın her şeyi, yani geçmiş, şimdiki hal ve gelecek Allah’ın ezelî ilmindedir. Zaman ezelîyetin içinde küçük bir nokta gibidir.
Burada, insanlar ezelîyetin manasını iyi idrak edemedikleri için, ezel kavramını zamanın içinde zannetmişler. Yani bunların dar anlayışına göre ezel, zamanın üç halinden maziyi temsil eder. Onun için ezel zamanın içinde gibi, zamanın mazi tarafına ezel demişler ve eşya vücuda geldikçe maziye, yani ezele akar, ondan sonra Allah duruma vakıf olur diye hayal ediyorlar.
Evet, ilmi muhit olan Allah her şeyi, olmadan önce de bilir, görür ve hükmünü ona göre takdir eder. Ezelîyetin mânâsı iyi idrak edilmediği için, ezelîyet zamanın içinde sanılmıştır. Bunlara göre ezel, zamanın üç halinden maziyi temsil eder. Ezeli, zamanın içinde tasavvur ederek, zamanın mazi tarafına ezel demişler. Böyle olunca, insanın başına gelecek olaylar daha vuku bulmadığı için, “Allah bizim geleceğimizi bilemez” diyerek dalalete düşmüşlerdir. Halbuki tam tersi, ezel zamanın içinde değil, zaman ezelîyetin içindedir. Böyle olunca, zamanın her şeyi, yani üç boyutu olan geçmiş, şimdiki hali ve geleceği Allah’ın ezelî ilminin içindedir.
"Kader levhası" aslında ezelîyet sıfatının hem bir numunesi hem de bir ispatıdır. Allah hem Zatının hem de sıfatlarının ezelî olduğunu kaderi yaratarak mahlûkata göstermiştir. Yani her şeyin vukuundan önce kaderde yazılmış olması Allah’ın ezelîyetine bakıp ispat ediyor. Kader, tabiri yerinde ise ezel sıfatının mahlûkat âlemindeki müşahhas bir numunesi ve misalidir.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü