"Namaz, kul ile Allah arasında yüksek bir nispet ve ulvî bir münasebet ve nezih bir hizmettir ki, her ruhu celb ve cezb etmek namazın şe’nindendir." İzah eder misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
Namaz kulun Allah ile buluşması, konuşması ve münasebet kurmasıdır. Namazda insan bütün acizliği ve fakirliği ile halini Allah’a arz eder, Allah da sonsuz zenginliği sonsuz kudreti ile ona mukabele eder.
İnsan, namaz boyunca, Rabbinin celâlini hatırlayarak O’nu tesbih eder, cemâlini hatırlayarak O’na hamd eder ve sonsuz kemâlini hatırlayarak O’nu tekbir eder. Onun ruhu bu ulvî zikirleri yaparken, sanki bedeni de onu destekler ve tasdik eder.
Namaza tekbir ile başlanır; “En büyük ve mutlak büyük ancak Allah’tır” denilir, nefse haddi bildirilir.
Huzurda el bağlanır, itaatın ancak Allah'a olması gerektiği nefse ders verilir, benlik yerini itaate bırakır.
Mü’min rükûda; “sübhanerabbiyel azîm” demekle, Azîm olan ve bütün mahlûkatı terbiye eden Rabbbini her türlü noksan sıfatlardan tenzih ederken, kemal sıfatlarla muttasıf olduğunu ilan eder. Böylece, kendi noksanlığını da rükû ile yani bel bükmek suretiyle fiilen ilân etmiş olur.
Rükûdan kalkarken; “semi’allahü limen hamideh” (Allah, kendisine hamd edenleri işitir) der ve ilave eder: “Rabbenâ lekelhamd.” Böylece hamdin, medih ve senânın ancak Allah’a ait olduğu, bütün nimetlerin O'nun ihsanı olduğunu ilân etmiş olur. Onun o bükülmüş belini doğrultan Allah olduğu gibi, mahlûkatın her türlü sıkıntılarını gideren de O’dur.
Secdeye kapandığında “sübhanerabbiyel a’la”, diyerek Allah’ı kavlen tesbih ederken, fiilen de yüzünü yere sürmekle, kendi noksaniyetini en ileri derecesiyle ilân eder. Gurur yere sürtülür, nefis ezildikçe ezilir, kulluk inkişaf eder, insan, enaniyetten uzaklaşır ve Hakk’a yaklaşır. Zaten secde kulun Allah’a en yakın olduğu yerdir.
İnsan, namaz boyunca, Rabbinin celâlini hatırlayarak O’nu tesbih eder, cemâlini hatırlayarak O’na hamd eder ve sonsuz kemâlini hatırlayarak tekbir eder. Onun ruhu bu ulvî zikirleri yaparken, sanki bedeni de onu destekler ve tasdik eder.
Mü’min namaz boyunca Allah’ı tesbih, tekbir ve hamd eder. Namaz boyunca okunan tesbihler, tekbirler ve hamdler birer meyve gibidirler. Namazın sonunda da yaptığı bu zikirleri “te’kid” etmek üzere otuz üçer defa tekrarlar.
Bu sebeple insanın ruhu namaza iştiyak, ihtiyaç hatta aşk derecesinde düşkün ve muhtaçtır. Namazın her ruhu celb ve cezb etmesinin sebebi bu incelikte yatmaktadır.
Midenin açlık ile rızka müptela olması ne ise, ruhun da iştiyak ve aşkla namaza muhtaç olması aynı şeydir. Ruhumuzun esası ve özü Allah’a bağlıdır ve O’na muhtaçtır. Ruh bu ihtiyacını en güzel namazda takdim edebilir. Bu yüzden namaz kul ile Allah arasındaki en kuvvetli, en nezih, en tesirli bir münasebettir.
Namazın dışındaki bütün yollar kapalı, kısır ve neticesizdir. Şayet insan ruhu Allah ve namazın dışında bir şeyle mutmain olabilse idi, bu çok rağbet görülen, bilinen ve vazgeçilmez bir şey olurdu. Zamanımızda ruhu dinlendirmek için yapılan yoga gibi uygulamaların, ihtiyacını birisine arz etme, sıkıntılarını giderecek bir mevkie müracaat etme, ebedî hayatı verebilecek birisine kalbinin bu yarasını tedavi edecek şekilde yalvarma, verilen nimetlere şükretme, bütün kâinatı veren zatın büyüklüğünü ilan etme, ondan başka İlahın olmadığına dair herhangi bir kemalat olmadığından gölgenin gölgesi mesabesinde bile olamaz...
Allah’ın imandan sonra en büyük bir ihsanı ve ikramı namazdır. Cenab-ı Hak’ı ta’zim, tesbih, zikir ve hamd etmenin en güzel yolu, ibadetlerin en mukaddesi, şükrün en camiî ve kurbiyete mazhar olmanın en güzel vasıtası namazdır.
“Namazın mânâsı Cenab-ı Hakk’ı tesbih ve ta’zim ve şükürdür.” (Sözler, 9. Söz)
Namazda, zekât, hac, oruç ve kelime-i şehadet vardır. Bir mü’min namazda Kâbe’ye müteveccih olmakla manen hacca gitmiş, bir şey yiyip içmediği için bir nevi oruç tutmuş, elbisesi yıprandığı için zekât vermiş oluyor ve tahiyyatta da kelime-i şehadeti söylüyor.
“Nasıl ki insan, şu âlem-i kebirin bir misal-imusağğarıdır ve Fatiha-i Şerife, şu Kur’an-ı Azîmüşşan’ın bir timsal-i münevveridir. Namaz dahi bütün ibâdâtın enva’ını şamil bir fihriste-i nuraniyedir ve bütün esnaf-ı mahlûkatın elvan-ı ibadetlerine işaret eden bir harita-i kudsiyedir.”(9. Söz)
Üstad Bediüzzaman Hazretleri her namaz vaktinin büyük bir değişim ve Yüce Allah’ın büyük tasarruflarının bir aynası olduğunu şöyle ifade etmektedir:
“Evet, her bir namazın vakti, mühim bir inkılâb başı olduğu gibi, azîm bir tasarruf-u ilâhînin âyinesi..” (9. Söz)
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü