"Eğer âlâmın lezâize, nârın nura inkılâp etmesi emelinde isen, evkat-ı hamsede rükû ve sücud kancası ile gururun hortumunu bük, sık, başını kır, imanı doldur." cümlesini açar mısınız?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Namaz, gururu en fazla kıran, insana kul olduğunu en güzel şekilde ders veren kudsî bir ibadettir. Önce kıbleye dönülür, nefsin değil, Hakk’ın dilediği yöne teveccüh edilir.

Namaza tekbir ile başlanır; “En büyük ve mutlak büyük ancak Allah’tır” denilir, nefse haddi bildirilir.

Huzurda el bağlanır, itaatın ancak O’na olması gerektiği nefse ders verilir, benlik yerini itaate bırakır.

Mümin, rükûa gittiğinde; “sübhanerabbiyel azîm” demekle Azîm olan Rabbini noksan sıfatlardan tenzih ederek, kemal sıfatlarla muttasıf olduğunu ilan eder. Böylece, kendi noksanlığını da rükû ile yani huzurunda bel bükmek suretiyle fiilen ilân etmiş olur.

Hamd ile sürdürülür, medih ve senânın ancak Allah’a ait olduğu ilân edilir, nefis perişan olur.

Aynı şekilde, secdeye kapandığında “sübhanerabbiyel a’la”, diyerek Allah’ı kavlen tesbih ederken, fiilen de yüzünü yere sürmekle, kendi noksaniyetini en ileri derecesiyle ilân eder. Gurur yere sürtülür...Nefis ezildikçe kulluk inkişaf eder. Ve insan, enaniyetten uzaklaştığı nisbette Hakk’a yakın olur...

İnsan, namaz boyunca, Rabbinin celâlini hatırlayarak O’nu tesbih eder, cemâlini hatırlayarak O’na hamd eder ve sonsuz kemâlini hatırlayarak tekbir eder. Onun ruhu bu ulvî zikirleri yaparken, sanki bedeni de onu destekler ve tasdik eder.

Namaz kılan mü’min, rükûdan kalkarken “semi’allahü limen hamideh” der ve ilave eder: “Rabbenâ lekelhamd.”

Böylece bütün nimetlerin ve inkişafların Allah’ın ihsanıyla olduğunu ilân etmiş olur. Onun o bükülmüş belini doğrultan Allah olduğu gibi, mahlûkatın her türlü sıkıntılarını gideren, onlara her çeşit terakki imkânlarını veren de yine O’dur.

Dokuzuncu Söz'de namaz tesbihatıyla insanın mahiyeti arasında çok hârika bir ilgi kurulmuştur. Şöyle ki, insanın mahiyeti acz, fakr ve nakstan (kusurdan) yoğrulmuş olduğu için, aczimizle O'nun kudretini, yani celalini görüp, namazda Sübhanallah deriz. Fakrımızla O'nun gınasını, yani, Cemalini görüp, namazda elhamdülüllah deriz. Naksımızla O'nun Kemalini görüp, namazda Allâhuekber deriz.

Nur Risaleleri’nde sıkça işlendiği gibi insanın mahiyeti acz, fakr ve nakstan (kusurdan) yoğrulmuştur. İnsan sonsuz fakirdir; gözden güneşe, havadan ciğere, mideden gıdaya uzanan sonsuz bir ihtiyaç içindedir. Bunların hiçbirini kendi gücüyle yapamaması yönüyle de insan sonsuz acizdir. Naks ve kusura gelince bu iki kelime kemâlin zıddı olarak kullanılırlar. Burada geçen kusur bazen günahla karıştırılıyor. Her günah onu işleyen insan için bir kusurdur, bir noksanlıktır; ama her kusur günah değildir.

Şöyle ki: Her insan, yorulması, acıkması, uyuması, unutması, ömrünün kısalığı, iradesinin cüz’î oluşu gibi nice yönleriyle son derece nâkıstır, kusurludur.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...