Block title
Block content

Âyetlerin sonlarındaki fezlekeler hakkında bilgi verebilir misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Âyet Sonlarındaki Fezlekeler

Bu kısım, Kur'an-ı Hakîm'in âyetlerinin sonlarında gösterdiği fezlekeler ve esma-i hüsna cihetindeki bedîi üslûbunda olan i'caz meziyetine dairdir.

İhtar: Şu İkinci Nur'da çok âyetler gelecektir. O âyetler, yalnız İkinci Nur'un misalleri değil, belki geçmiş meseleler ve şuaların misalleri dahi olurlar. Bunları hakkıyla izah etmek çok uzun gelir. Şimdilik kısa anlatmaya ve özetlemeye mecburum. Onun için gayet kısa bir tarzda şu büyük i'caz sırrının misallerinden olan âyetlere birer işaret edip ayrıntılarını başka vakte talik ettik.

İşte Kur'an-ı Mu'ciz-ül Beyan, âyetlerin sonlarında çoğu kere bazı fezlekeleri zikreder ki; o fezlekeler,

- Ya esma-i hüsnayı veya manalarını tazammun ediyor,

- Veya aklı tefekküre sevketmek için akla havale eder,

- Veyahut Kur'an'ın maksatlarından külli bir kaideyi tazammun eder ki, âyetin te'kid ve teyidi için fezlekeler yapar.

İşte o fezlekelerde Kur'an'ın ulvi hikmetinden bazı işaretler ve İlâhi hidayetin âb-ı hayatından bazı serpintiler, Kur'an'ın i'cazının şimşeklerinden bazı kıvılcımlar vardır.

Şimdi pek çok o işaretlerden yalnız on tanesini özet olarak zikrederiz. Hem pek çok misallerinden birer misal ve her bir misalin pek çok hakîkatlerinden yalnız her birinde bir hakîkatin kısa bir meâline işaret ederiz. Bu on işaretin ekserisi, ekser âyetlerde topluca beraber bulunup hakikî bir i'caz nakşı teşkil ederler. Hem misal olarak getirdiğimiz âyetlerin ekserisi, ekser işaretlere misaldir. Biz yalnız her âyetten bir işaret göstereceğiz. Misal getireceğimiz âyetlerden eski Sözlerde bahsi geçenlerin yalnız meâline bir hafif işaret ederiz.

Kur'an-ı Hakîm, mu'cizeli beyanlarıyla Sâni'-i Zülcelal'in fiilleri ve eserlerini nazara karşı serer, yayar. Sonra o eserler ve fiillerinde esma-i İlâhiyeyi istihrac eder veya haşir ve tevhid gibi Kur'an'ın asli maksatlarından birini isbat ediyor.

Birinci mananın misallerinden meselâ:

"O Allah ki, yeryüzünde ne varsa hepsini sizin için yarattı. Sonra semaya yöneldi de onları yedi sema olarak tanzim etti. O, her şeyi Alîmdir."(1)

İkinci şıkkın misallerinden meselâ:

“Biz yeryüzünü bir beşik yapmadık mı?”
“Dağları da birer direk.”
“Sizleri çift olarak yarattık.”
“Uykunuzu bir dinlenme yaptık.”
“Geceyi bir örtü yaptık.”
“Gündüzü de bir geçim zamanı yaptık.”
“Üzerinize sapasağlam yedi (kat semayı) bina ettik.”
“Işık saçan bir lamba astık.”
“Yoğunlaşmış bulutlardan şarıl şarıl bir su indirdik.”
“Onunla taneler ve otlar çıkaralım diye.”
“Ve sarmaş dolaş bağlar bahçeler…”
“Şüphesiz o fasıl günü, kararlaştırılmış bir vakittir.”
(2)

Birinci âyette eserleri bast edip bir neticenin, bir mühim maksudun mukaddemeleri gibi; ilim ve kudrete, gayeleri ve nizamlarıyla şehadet eden en azim eserleri serdeder. Alîm ismini istihrac eder.

İkinci âyette, Birinci Şu'le'nin Birinci Şua'ının Üçüncü Noktasında bir derece izah olunduğu gibi; Cenab-ı Hakk'ın büyük fiillerini, azîm eserlerini zikrederek, sonunda fasıl günü olan haşri netice olarak zikrediyor.

Kur'an, beşerin nazarına İlâhi san'atın mensucatını açar, gösterir. Sonra fezlekede o mensucatı, esma içinde dürer veyahut akla havale eder. Birincinin misallerinden meselâ:

“De ki: Gökten ve yerden size rızık veren kimdir? Kulak ve gözlerin sahibi kimdir? Ölüden diriyi çıkaran, diriden de ölüyü çıkaran kimdir? Her işi düzenleyen kimdir?"

"Onlar: ‘Allah'tır!’ diyecekler. Sen de: O halde O'na karşı gelmekten sakınmaz mısınız?"

"İşte O, sizin Hak Rabbiniz olan Allah’tır.”(3)

İşte başta der: "Sema ve zemini, rızkınıza iki hazine gibi müheyya edip oradan yağmuru, buradan hububatı çıkaran kimdir? Allah'tan başka koca sema ve zemini iki itaatkâr hazinedar hükmüne kimse getirebilir mi? Öyle ise, şükür ona hastır."

İkinci fıkrada der ki: "Sizin âzalarınız içinde en kıymettar göz ve kulaklarınızın mâliki kimdir? Hangi tezgâh ve dükkândan aldınız? Bu latîf kıymettar göz ve kulağı verecek ancak Rabbinizdir. Sizi icad edip terbiye eden odur ki, bunları size vermiştir. Öyle ise yalnız Rab odur, Mabud da o olabilir."

Üçüncü fıkrada der: "Ölmüş yeri diriltip yüz binler ölmüş taifeleri canlandıran kimdir? Hak'tan başka ve bütün kâinatın Hâlıkından başka şu işi kim yapabilir? Elbette o yapar, O canlandırır. Madem Hak'tır, hukuku zayi' etmeyecektir. Sizi bir mahkeme-i kübraya gönderecektir. Yeri dirilttiği gibi, sizi de diriltecektir."

Dördüncü fıkrada der: "Bu azîm kâinatı bir saray gibi, bir şehir gibi mükemmel bir intizamla idare edip tedbirini gören, Allah'tan başka kim olabilir? Madem Allah'tan başka olamaz; koca kâinatı bütün ecramıyla gayet kolay idare eden kudret o derece kusursuz, nihayetsizdir ki, hiç bir şerik ve iştirake ve muavenet ve yardıma ihtiyacı olamaz. Koca kâinatı idare eden, küçük mahlûkatı başka ellere bırakmaz. Demek, ister istemez ‘Allah’ diyeceksiniz."

İşte, birinci ve dördüncü fıkra "Allah" der, ikinci fıkra "Rab" der, üçüncü fıkra "El-Hak" der. “İşte O, sizin Hak Rabbiniz olan Allah’tır.” ne kadar mu'cizane düştüğünü anla.

İşte Cenab-ı Hakk'ın azîm tasarruflarını, kudretinin mühim mensucatını zikreder. Sonra da o azîm eserlerin, mensucatın tezgâhı “İşte O, sizin Hak Rabbiniz olan Allah’tır.” der. Yani "Hak" "Rab" "Allah" isimlerini zikretmekle, o büyük tasarrufların kaynağını gösterir.

“Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılışında, gece ve gündüzün ihtilafında, insanlara yarar verir şeylerle denizde akıp giden gemilerde, Allah'ın yukarıdan bir su indirip de onunla yeri ölümünden sonra diriltmesinde ve onda hareket eden her canlıyı yaymasında, rüzgârları çevirmesinde ve gök ile yer arasında emre hazır olan bulutta, aklını kullananlar için elbette âyetler vardır.”(4)

İşte Cenab-ı Hakk'ın kudretinin kemalini ve rububiyetinin azametini gösteren ve birliğine şehadet eden

- Göklerin ve yerin yaratılışındaki saltanat-ı ulûhiyet tecellisi;

- Ve gece gündüzün ihtilafındaki rububiyet tecellisi;

- Ve insanın toplum hayatına en büyük bir vasıta olan gemiyi denizde teshir ile rahmet tecellisi;

- Ve semadan âb-ı hayat olan suyu ölmüş zemine gönderip zemini yüz bin taifeleriyle ihya edip, hayret verici bir mahşer sûretine getirmekteki azamet ve kudret tecellisi;

- Ve zeminde hadsiz muhtelif hayvanları basit bir topraktan yaratmaktaki rahmet ve kudret tecellisi;

- Ve rüzgârları, bitkiler ve hayvanların teneffüs etmelerine ve aşılanmalarına hizmet gibi çok büyük görevlerle görevlendirip, tedbir ve teneffüse sâlih vaziyete getirmek için tahrik ve idaresindeki rahmet ve hikmet tecellisi;

- Ve zemin ve âsuman ortasında rahmet vasıtası olan bulutları acaib bir mahşer gibi boşlukta toplayıp dağıtmak, bir ordu gibi istirahat ettirip vazife başına davet etmek gibi teshirindeki rububiyet tecellisi gibi san'at mensucatını saydıktan sonra aklı, onların hakîkatlerine ve tafsiline sevkedip tefekkür ettirmek için “Bunlarda aklını kullananlar için elbette âyetler vardır.” der. Onunla akılları ikaz için akla havale eder.

Bazan Kur'an, Cenab-ı Hakk'ın fiillerini tafsil ediyor, sonra bir fezleke ile özetler. Tafsiliyle kanaat verir, özet ile hıfzettirir, bağlar. Meselâ:

“Ve işte rüyada gördüğün durum gibi, Rabbin seni seçecek ve sana te’vilü’l-ehadisten öğretecek. Ve bundan önce ataların İbrahim'e ve İshak'a tamamladığı gibi, nimetini hem sana, hem de Âl-i Yakub’a tamamlayacaktır. Şüphesiz senin Rabbin Alîm’dir-Hakîm’dir.”(5)

İşte Hazret-i Yusuf ve ecdadına edilen nimetleri şu âyetle işaret eder. Der ki: Sizi bütün insanlar içinde nübüvvet makamıyla seçkin, bütün peygamber silsilelerini, silsilenize bağlayıp, silsilenizi nev'-i beşer içinde bütün silsilenin kumandanı; hanedanınızı İlâhi ilimlere ve Rabbani hikmete bir talim ve hidayet yeri sûretine getirip, o ilim ve hikmetle dünyanın saadetkârane saltanatını, âhiretin ebedi saadetiyle sizde birleştirmek, seni ilim ve hikmetle Mısır'a hem aziz bir reis, hem âlî bir nebi, hem hakîm bir mürşid etmek olan İlâhi nimeti zikr ve sayıp; ilim ve hikmet ile onu, ata ve ecdadını mümtaz ettiğini zikrediyor. Sonra "Senin Rabbin Alîm’dir-Hakîm'dir" der. "Onun rububiyeti ve hikmeti iktiza eder ki, seni, ata ve ecdadını Alîm, Hakîm ismine mazhar etsin."

İşte o mufassal nimetleri, şu fezleke ile icmal eder.

Te’vilü’l-Ehadis

Âyette geçen te’vilü’l-ehadîs hakkında genelde “rüya tabiri ilmi” denilir.

Hamdi Yazır, bununla alâkalı şu açıklamaları yapar:

“- Nefiste meydana gelen ve vakıa taallûk ciheti gizli bulunan sözlerin vâkideki meâllerini tayin etmek, yâni rüya tabir eylemek.

- Veya vahiy ve İlâhî işaretlerin gizliliklerini, ledünni sırlarını anlamak.

- Veyahut olaylardan ilerde varacağı hakîkati anlamak ilmi.”(6)

Hem meselâ:

قُلِ اللّٰهُمَّ مَالِكَ الْمُلْكِ  “De ki: Ey mülkün sahibi Allah'ım!”

تُؤْتِي الْمُلْكَ مَنْ تَشَاءُ “Sen mülkü dilediğine verirsin.”

 وَتَنْزِعُ الْمُلْكَ مِمَّنْ تَشَاءُ “Dilediğinden de mülkü çeker alırsın.”

وَتُعِزُّ مَنْ تَشَاءُ “Dilediğini aziz edersin.”

 وَتُذِلُّ مَنْ تَشَاءُ “Dilediğini de zelil edersin.”

بِيَدِكَ الْخَيْرُ “Her hayır senin elindedir.”

إِنَّكَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ  “Şüphesiz Sen her şeye kadirsin.”

تُولِجُ اللَّيْلَ فِي النَّهَارِ وَتُولِجُ النَّهَارَ فِي اللَّيْلِ “Geceyi gündüze sokarsın, gündüzü de geceye sokarsın.”

 وَتُخْرِجُ الْحَيَّ مِنَ الْمَيِّتِ وَتُخْرِجُ الْمَيِّتَ مِنَ الْحَيِّ “Ölüden diri çıkarırsın, diriden de ölü çıkarırsın.”

 وَتَرْزُقُ مَنْ تَشَاءُ بِغَيْرِ حِسَابٍ  “Ve dilediğine hesapsız rızık verirsin.”(7)

İşte şu âyet Cenab-ı Hakk'ın, insan nev'inin toplum hayatındaki tasarruflarını şöyle gösteriyor ki; izzet ve zillet, fakirlik ve zenginlik doğrudan doğruya Cenab-ı Hakk'ın dilemesine ve iradesine bağlıdır. Demek kesret tabakalarında en dağınık tasarruflarına kadar, İlâhi meşiet ve takdir iledir, tesadüf karışamaz.

Şu hükmü verdikten sonra, insaniyet hayatında en mühim iş, onun rızkıdır. Şu âyet, beşerin rızkını doğrudan doğruya Rezzak-ı Hakikî'nin rahmet hazinesinden gönderdiğini bir-iki mukaddeme ile isbat eder. Şöyle ki: Der:

"Rızkınız, yerin hayatına bağlıdır. Yerin dirilmesi ise, bahara bakar. Bahar ise, Güneş ve Ay’ı emrine itaat ettiren, gece ve gündüzü çeviren zâtın elindedir. Öyle ise bir elmayı, bir adama hakikî rızık olarak vermek; bütün yeryüzünü meyvelerle dolduran o zâtın elindedir ve O, ona hakikî Rezzak olur."

Sonra da: “Ve dilediğine hesapsız rızık verirsin.” der. Bu cümlede o tafsilâtlı fiilleri icmal ve isbat eder. Yani "Size hesapsız rızık veren odur ki, bu fiilleri yapar."

Dipnotlar:

(1) Bakara, 2/29. Buradaki “O, her şeyi bilendir." kısmı önceki anlatımdan çıkan bir sonuçtur. Burada Cenab-ı Hakkın “her şeyi bilen” manasında “Alîm” ismi netice olarak nazara sunulmaktadır.
(2) Nebe, 78/6-17.
(3) Yunus, 10/31.
(4) Bakara, 2/164.
(5) Yusuf, 12/6. Hz. Yusuf, rüyasında on bir gezegen, Ay ve Güneşin kendisine secde ettiğini görmüş, bu rüyasını babasına anlatmıştı. Babası rüyasıyla alâkalı olarak bu âyette yapılan değerlendirmeyi yaptı.
(6) Yazır, IV, 2848.
(7) Âl-i İmran, 3/26-27.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: İkinci Şule, İkinci Nur ve İhtar | Yazar: Şadi EREN ( Prof. Dr.) | Okunma Sayısı: 1009 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
Yükleniyor...