"Baki-i Sermedi'nin daire-i marziyatında esmasına yapışıp, ebed yolunda o Baki'ye müteveccih olup gitmektir." cümlesini izah eder misiniz?

Soru Detayı

- Daire-i marziyatında esmasına yapışmayı nasıl anlamak lazım, dil ile zikir edilebilir fakat kalbi, ruhu, aklı, bütün letaifi ile nasıl denir?
- İnsanlarla iç içeyken özellikle nasıl Allah ile beraber olunur? 

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Öyleyse, böyle bir insanın hakiki vazifesi ve saadeti, bütün cihazatı ve istidadatıyla o Baki-i Sermedi'nin daire-i marziyatında esmâsına yapışıp, ebed yolunda o Baki'ye müteveccih olup gitmektir." (Lem'alar, Üçüncü Lem'a, Üçüncü Nükte)

Kalp, mecazi aşklardan temizlenir ve Cenab-ı Hakk’ın muhabbeti ile dolarsa; akıl, kâinatta tecelli eden isim ve sıfatların nakışlarını, cilve ve tecellilerini okuyup tefekkür ederse; ruh, farz ve sünnet olan ibadet ve zikirler ile beslenirse; latifeler ve duygular takva ile muhazafa edilirse, o zaman insan, Allah’ın rızası dairesinde yaşamış, ilahi isimlere yapışmış, o isimlerin gereğini yapmış demektir.

İnsanın her bir azasının ayrı bir vazifesi ve ayrı bir ibadet şekli vardır. Kalbin vazifesi ve ibadeti muhabbetullahtır. Aklın vazifesi tefekkürdür; her varlıkta Cenab-ı Hakk’ın isim ve sıfatlarını okumak, onun turrasını ve mührünü görmektir.

İnsanın en büyük vazifesi, mahiyetinde farklı maksat ve vazifeler için verilmiş olan duygu ve cihazları Allah’ın rızası dairesinde kullanmak ve yüzlerini ahirete çevirmektir. İnsan bu büyük vazifeyi ihmal ederse, onun latifeleri, duyguları ve cihazları dünyanın adi, fâni ve ehemmiyetsiz işlerinde heba olup gider. Akıl kâinattaki harika eserleri inceleyip ilahi isimleri bulmak yerine, nefsin süfli arzularını tatmin etmede kullanılan adi bir oyuncağa dönüşür.

İmanımız tahkiki olursa, elimizden geldiği kadar sünnet-i seniyyeye ittiba edip, günahlardan kaçınırsak, inşallah Allah’ın rızası dairesinde ilahi isimlere yapışmış yani o isimlerin gereği gibi yaşamış oluruz.

Mesela; Adl isminin gereğini yapmak her işimizde adaletli olmakla olur. Kuddüs isminin gereği ise maddi ve manevi kirlerden temizlenmektir.

Kerim isminin gereği insanlara ikramda bulunmak, iyilik etmektir.

Kahhar isminin gereği insanı Allah’ın kahrına mazhar eden isyanlardan, günahlardan uzak durmaktır.

Hakîm ismini gereği, hikmetli ve faydalı işler yapmak, Ğaffar isminin gereği insanların kusurlarını affetmekle Allah’ın mağfiretine mazhar olmaya çalışmaktır.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Kategorileri:
Okunma sayısı : 1.994
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

mtahir42

"Allah'ın isimlerinin ahlâkımızda yansıması gerektiği söyleniyor. Mesela Allah Adl'dir, biz de adaletli olmaya çalışıyoruz. Allah Kerîm'dir, biz de cömert olmaya çalışıyoruz. Fakat Allah Kahhâr'dır; buna rağmen neden insanlara karşı kahredici olmamız değil de nefsimizi kahretmemiz gerektiği söyleniyor? Kahhâr isminin kuldaki tecellisini nasıl anlamalıyız?" Yani birde bu sayfada sizin yazdığınız manayı detaylandırırsanız Kahhar isminin ne olduğunu nasıl tecelli ettirebiliriz ? 

 

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Sorularla Risale

Allah'ın her isminin insandaki tecellisi, kulun "acziyet" ve "sınırlılık" makamına uygun olarak yön bulur.

İşte El-Kahhâr (Mutlak galip ve her şeyi boyun eğdiren) isminin kulun ahlakındaki yansımasının özü:

1. Neden İnsanlara Karşı Değil de Nefse Karşı?

Allah, kullarına karşı her zaman merhamet, adalet ve şefkatle muamele etmemizi emreder. Zulmetmek, insanları ezmek veya onları kahretmeye çalışmak kulun haddi değildir; çünkü bu kibirden doğar.

İnsanın kendi iç dünyasında boyun eğdirmesi, kontrol altına alması gereken asıl düşman ise kendi nefsidir. Nefis; kötülüğü emreden, kibirlenen ve insanı yanlışa sürükleyen bir yapıya sahiptir. Bu yüzden Kahhâr isminin kılıcı, dışarıdaki insanlara değil, içerideki nefse doğrultulur.

2. Kahhâr İsminin Kulda Tecellisi Nasıl Olur?

Bir kul, El-Kahhâr ismini hayatında şu üç adımla tecelli ettirebilir:

Nefsin Kötü Arzularını Kahretmek: Şehvet, öfke, kibir, haset ve yalan gibi kalbi çürüten duyguları iradeyle ezmek ve onlara teslim olmamak.

İlahi Kudret Karşısında Erimek: Kendi acizliğini anlayıp, Allah'ın mutlak gücü karşısında gururunu ve enaniyetini (benliğini) kahretmek, yani hiçe saymak.

Zulme ve Batıla Karşı Durmak: Eğer bu isim dış dünyaya yansıyacaksa, bu masum insanlara karşı değil; ancak zulme, adaletsizliğe ve kötülüğün kendisine karşı ödün vermez bir duruş sergilemek şeklinde olur.

Özetle: Kahhâr isminin kuldaki tecellisi, başkalarını ezerek "zalim olmak" değil; kendi nefsini ezerek "kamil bir insan" olmaktır. Kul, nefsini kahrettiği ölçüde manen özgürleşir ve yükselir.

1
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yükleniyor...