Bediüzzaman, mehdilik hakkında içtihat hatası yapmış, Said Nursi dışında kimse mehdiyi şahs-ı manevî olarak yorumlamamış deniliyor. Ne dersiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Allah kâinatta bir nizam, bir tertip ve bir sebep netice ile iş görüyor, buna "âdetullah" ya da "sünnetullah" deniliyor.

"(Bu,) Allah'ın öteden beri sürüp giden sünnetidir. Sen Allah'ın sünnetinde kesinlikle bir değişiklik bulamazsın." (Fetih, 48/23)

Bir elmanın, domatesin veya kaysının oluşması da belli bir süre ve şartlara tabi kılınmıştır, oysa cennette olduğu gibi Allah kudreti ile bir anda bu nimetleri sebepsiz ve süresiz yaratabilirdi.

İmkân-ı zati ile imkân-i vakiyi karıştırmak büyük bir akıl tutulmasıdır. Yani Allah’ın her şeyi sebepsiz ve süresiz yaratması zatında mümkündür, ama vaki de işler sünnetullah üzerine yürüyor.

Peygamber Efendimiz (asm)'in çektiği sıkıntı ve çileler neticesinde Arap yarımadası Müslüman oldu, ama asıl fetihler ve hükümranlık Hazreti Ömer (ra) döneminde gerçekleşti. Hazreti Ömer’in döneminde yönetilen topraklar Arap yarımadasının belki yirmi katı idi. Bu büyük saltanat ve hükümranlığın kökü ve temeli Peygamber Efendimize dayanır, lakin âdetullah gereği O (sav.) bu saltanatı görememiştir. Hazreti Ömer (ra) da İstanbul’un fethini ve üç kıta hâkimliğini görememiştir.

Kâinatta en yavaş giden şey içtimai değişimlerdir, tabi bu da bir sünnetullahtır. Peygamber Efendimizin yirmi üç yıllık döneminde bile, kölelik ve cariyelik gibi bazı örf ve adetlerin kaldırılması zamana bırakılmıştır, İslam i.ki ve kölelik gibi bazı haramları aşama aşama ortadan kaldırmıştır. Çünkü toplumu o haramın kaldırılacağı ortama hazırlamak lazımdır. Bu da belli bir eğitim, aşama, zaman gerektiriyordu. Amerika, kuzey-güney iç savaşından sonra bir hamlede köleliği kaldırır. Şartlar oluşmadığı, toplum hazır olmadığı için, ortada kalan köleler yeniden eski efendilerinin yanlarına dönerler!

Allah habibi için bile âdetullahını bütünü ile değiştirmezken, Mehdi’nin gelip bir dokunuşla bütün içtimai yapıyı baştan sona mükemmel yapması âdetullah açısından mümkün değildir. İnsanlık tarihinde de böyle bir örnek bulunmuyor. Peygamberlerin bir kısmının şehit edilmesi, bir kısmının tek bir ümmetinin bile olmaması, bir kısmının büyük çileler çektikten sonra kısmen muvaffak olması meselemize açıklık getirmektedir.

Risale-i Nur'un mehdi telakkisi gayet akılcı ve mantıklı iken, oldu bittici mehdi anlayışı gayet mantıksız ve hurafevaridir. Dikkat edilirse mehdi ve deccal gibi mefhumlar hadislerde teşbihlerle ve mecaz ifadeler anlatılır. Ve bunların ciddi bir tevil ve tabire ihtiyacı bulunuyor. Yoksa hadisleri zahirine hamledersek, yani mecazi ifadeleri yorumlamadan anlamaya kalkarsak; altmış metre boyunda, alnında kâfir yazılmış, eli delik, cennet ve cehennemi olan bir deccal beklememiz gerekir ki, bu da akla, mantığa ve âdetullaha uygun değildir. Mehdi de aynı şekilde hadislerde teşbih ve mecazlarla ifade edilmiştir.

Ayrıca Risale-i Nur mehdinin şahsiyetini inkâr etmiyor, şahs-ı manevisi olan bir şahsiyettir diyor. Nasıl deccalın kendine uyan bir ordusu bir cemaati varsa, Mehdi (ra)’in de nuranî bir cemaati ve manevî bir ordusu olacaktır ki, buna da şahs-ı manevî denmektedir. Yoksa "Mehdi diye biri yok, bu bir cemaattir" denilmiyor.

Mehdi’nin bir kısım işlerini (çünkü bir insan ömrünün buna yetmesi âdetullah açısından mümkün değildir) cemaati idame ettirecek demek de gayet mantıklı ve âdetullaha uygundur.

  • Mehdiyi bir şahs-ı manevî olarak anlatıyorsunuz, ancak Risalelerde mehdi yüzlerce kez şahıs ve kişi olarak anlatılıyor. Siz bu alıntıları nasıl yorumluyorsunuz?

Her şahs-ı manevinin bir mümessili vardır. Ama zat değil, şahs-ı manevî ön plana çıkmaktadır.

Mesela, bugün ismini herkesin bildiği birçok şirket vardır ki, çoğunun patronunun kim olduğunu bilemiyoruz. Markalar biliniyor ama sahibi bilinmiyor. Bir şirketin başarısından bahsedildi mi, bütün çalışanlar hafızamızda canlanmaktadır.

Aynen bunun gibi, bir şahıs olan mehdinin ortaya koyduğu hizmet, bir şahs-ı maneviye mal olmuştur. Dolayısıyla mehdiyetin başarısı şahs-ı manevinin tümüne aittir. Bu tespit, mehdinin şahsını inkâr değil, bir gerçeği ifade etmektedir. Hem kaldı ki, şahs-ı manevî ifadesi ve tespiti yine Üstadımıza aittir ve Risalelerde defalarca yazılmıştır.

Üstadımız hem iman hem hayat hem de şeriat dönemlerini mehdinin bizzat yetişmesi mümkün olmayacaktır, der. Başka yerde ise üç kez hem o zat hem o zat hem o zat diyerek üç vazifeyi de o zatın yapacağını ifade ediyor. Buradaki hem "o zat" ifadesini bir şahs-ı maneviyeye vermek durumundayız.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Okunma sayısı : 6.880
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...