"Beşerin bu arzu-yu bekà gibi ebed tarafına uzanmış ve aktar-ı âleme yayılmış binler menfî ve müsbet arzuları var ki..." Buradaki müspet ve menfi arzulardan maksat nedir?
Değerli Kardeşimiz;
"Meselâ, insanda gayet şedit bir arzu-yu beka var. İnsanın bu maksadını öyle bir zat verebilir ki, bütün kâinatı bir saray hükmünde tasarruf eder. Bir odanın kapısını kapayıp, diğer bir menzilin kapısını açmak gibi kolay bir surette dünya kapısını kapayıp âhiret kapısını açabilsin. Beşerin bu arzu-yu beka gibi ebed tarafına uzanmış ve aktar-ı âleme yayılmış binler menfî ve müsbet arzular var ki, onları vermekle beşerin iki dehşetli yaraları olan aczini ve fakrını tedavi eden zat ise, ancak sırr-ı vahdetle bütün kâinatı kabzasında tutan Zât-ı Ehad olabilir."(1)
İnsanın fıtratına hayra ve şerre mahal olacak nihayetsiz bir istidat ve ebedî yaşama arzusu konulmuştur.
"İnsan, kâinatın ekser envâına muhtaç ve alâkadardır. İhtiyâcâtı âlemin her tarafına dağılmış, arzuları ebede kadar uzanmış.” (23. Söz)
İnsan bütün varlık âlemine muhtaç olarak yaratıldığına dikkat çekiliyor. İnsan her şeye muhtaç yaratıldığı içindir ki, her şey onun hizmetine verilmiş, böylece insanda bütün İlâhî isimler tecelli etmiştir. Bu ise insanın ahsen-i takvimde yaratılmasının bâriz bir delilidir.
Varlıklar içerisinde esmâ-i hüsnâya en az mazhar olanlar cansızlardır. Görmeye ihtiyaçları olmadığı için onlarda Basîr ismi tecelli etmez, hayata ihtiyaçları olmadığı için Muhyî ismi tecelli etmez ve hakeza… Demek ki bir mahlûkun ihtiyaçları arttıkça bu ihtiyaçların her birisi, bir veya daha fazla esmânın tecellisiyle yerine getirildiğinden o mahlûk bu tecellilerle hem ihtiyaçlarını görür, hem de bir şeref kazanır.
"İnsanın arzularının ebede kadar uzanması" da bu ihtiyacın bir başka cihetidir. Bir hayvan bir dakika sonrasını düşünmekten âciz iken, insanın ebedî hayatı düşünmesi onun üstünlüğünün ayrı bir cihetidir.
"ebed tarafına uzanmış ve aktar-ı âleme yayılmış binler menfî ve müsbet arzular var ki," Şu cümle belki bir derece kapalı olabilir; üzerine birkaç kelam edelim:
Menfi arzular: İnsanın, başına gelmesini istemediği ve olmasından çekindiği şeylerdir. Mesela depremin olmamasını istemek menfi bir arzudur. Musibetleri, şeytanın bize olan tasallutunu, nefsin hilelerinin bize tuzak kurması, cehennemin ve her türlü istenmeyen şeyler kast edilir.
Müsbet arzular ise: İnsanın istediği ve olmasını arzu ettiği şeylerdir. Mesela çocuk sahibi olmayı istemek, sıhhat, afiyet, bereket dilemek müsbet bir arzudur.
Yine cennete girmeyi istemek müsbet bir arzu; cehenneme girmeyi istememek menfi bir arzudur. Bu mantık üzerinden örnekleri çoğaltmak mümkündür.
Üstad Hazretleri “Vermek istemeseydi istemek vermezdi.” buyurmakla, cennetin yaratılmasının insandaki ebediyet arzusuna bir cevap olduğuna işaret ediyor. Cennetin yaratılmasına sebep olmak da insanın diğer canlılardan daha üstün bir yaratılışa sahip olmasının bir başka cihetidir.
Rü’yetullaha mazhar olmak, cennet içinde ayrı bir cennettir ve Üstadımızın beyan ettiği gibi cennetin bin sene mes’udane hayatı, bir saat rü’yete mukabil gelmemektedir. Bu en büyük nimetin de çekirdeği insandaki “dostunu görmeye müştak olma” hususiyetidir. Bir hayvan için böyle bir şey düşünülemez. Bu da insanın ahsen-i takvimde yaratılmış olmasının en ehemmiyetli bir yönüdür.
İnsanın hem dostlarına ve akrabalarına, hem de Rabbine kavuşması için bu dünya hayatının son bulması ve âhiret kapısının açılması gerekiyor. İnsan, ne bu âlemi yıkmaya güç yetirebilir, ne de öteki âlemi getirmeye. Onun ruhuna konulan bu ebediyet arzusu ve kendisinin bunu tahakkuk ettirmedeki sonsuz aczi onu “Kadîr-i Mutlak'ın dergâhına ilticaya” götürür.
(1) bk. Şualar, İkinci Şua, Birinci Makam.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü