Beka arzusu gibi, "Ebede uzanmış ve kâinatın etrafına yayılmış, beşerin binler arzuları" nelerdir, izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Allah insanı bütün kâinatı kuşatacak bir ihtiyaç içinde yaratmıştır. Yeme, içme, uyuma gibi insanın en basit ihtiyaç ve arzuları bütün kâinatı kuşatıyor. İstirahat etmesi için gecenin gelmesine, çalışması için gündüzün olmasına muhtaç.

İnsan, küçük bir çiçeği küçük bir bahçeyi, bütün yeryüzü bahçesini ve en nihayet cenneti sevecek ve talep edecek bir duygu donanımına sahiptir...

“Fâtır-ı Hakîm, insanın mahiyet-i mâneviyesinde nihayetsiz azîm bir acz ve hadsiz cesim bir fakr dercetmiştir.” (Sözler)

İnsan mahiyetinin üç ana unsuru: Acz, fakr ve naks.

Üstad Bediüzzaman Hazretleri, insanın aczi ve fakrı için “acz-i mutlak” ve “fakr-ı mutlak” tabirlerini kullanır. Mutlak, yâni kendisine bir sınır çizilemeyen acz ve fakr.

İnsan göze de muhtaçtır, ele de ayağa da. Ve bunların hiçbirini de yapacak güce sahip değildir. Muhtaç olduğumuz şeyler fakrımızı, onları yapmaya güç yetiremeyişimiz ise aczimizi ilan eder.

İnsanoğlu, dudağının önünde nöbet bekleyen havadan, toprağa, suya, güneşe, aya kadar nice mahlûkatı yapmaktan âcizdir ve bunların her birine de muhtaçtır.

Kader Risalesi’nde şu harika tesbit yer alır:

“Sual ve cevap, dâi ve sebep ikisi de Hak’tandır.”

Bu cümlenin yaratılışa bakan yönüne nazar ettiğimizde, karşımızda sonsuz bir inayet tablosu görürüz.

Ana rahminde çok suallerle donatıldık, bunların cevapları ise varacağımız bir sonraki menzilde idi. Gözümüz sual, cevabı ise ışıktı. Geldik, o cevabı bu dünyada hazır bulduk.

Kulağımız seslerle buluştu, elimiz elmayı tuttu, dilimiz tadına baktı, ayaklarımız yere değdi, ciğerimiz havayla kucaklaştı…

Ruhumuza takılan hisler ve duygular da cevaplarını bu âlemde buldular. Sevgi hissi, sevilecek çok şeyle karşılaştı. Korku hissi, dehşetli manzaralar gördü. Şefkat hissi, merhamet celbeden tablolarla buluştu…

Biz bu cevapların tümüne muhtaç idik ve yine bunları yapmaktan da sonsuz derecede âcizdik. Aczimize merhamet ve fakrımıza medet edildi. Saçımızdan tırnağımıza kadar bütün bedenimizi ve havasından semasına kadar bütün kâinatı kendimize hizmetkâr bulduk.

"İnsan, kâinatın ekser envâına muhtaç ve alâkadardır. İhtiyâcâtı âlemin her tarafına dağılmış, arzuları ebede kadar uzanmış,.." (23. Söz)

Birinci paragrafta, insanın şu âlemin bütün varlık türlerine muhtaç olarak yaratıldığına dikkat çekiliyor. İnsan her şeye muhtaç yaratıldığı içindir ki, her şey onun hizmetine verilmiş, böylece insanda bütün İlâhî isimler tecelli etmiştir. Bu ise insanın ahsen-i takvimde yaratılmasının bâriz bir delilidir. Meselâ, insan rızka muhtaç olduğu için onda Rezzak ismi tecelli ettiği gibi, görmeye, işitmeye muhtaç olduğu için de Basîr ve Semi’ isimlerine mazhar olmuştur. Onun bu ihtiyaçları muhtelif mahlûklarla karşılanmakta ve insan bu ihtiyaçlarının görülmesiyle İlâhî isimlere ayna olmaktadır.

Varlıklar içerisinde esmâ-i hüsnâya en az mazhar olanlar cansızlardır. Görmeye ihtiyaçları olmadığı için onlarda Basîr ismi tecelli etmez, hayata ihtiyaçları olmadığı için Muhyî ismi tecelli etmez ve hakeza… Demek ki bir mahlûkun ihtiyaçları arttıkça bu ihtiyaçların her birisi, bir veya daha fazla esmanın tecellisiyle yerine getirildiğinden, o mahlûk bu tecellilerle hem ihtiyaçlarını görür, hem de bir şeref kazanır.

"İnsanın arzularının ebede kadar uzanması" da bu ihtiyacın bir başka cihetidir. Bir hayvan bir dakika sonrasını düşünmekten âciz iken, insanın ebedî hayatı düşünmesi onun üstünlüğünün ayrı bir cihetidir.

Üstad Hazretleri “Vermek istemeseydi istemek vermezdi” buyurmakla, cennetin yaratılmasının insandaki ebediyet arzusuna bir cevap olduğuna işaret ediyor. Cennetin yaratılmasına sebep olmak da insanın diğer canlılardan daha üstün bir yaratılışa sahip olmasının bir başka cihetidir.

İnsanın hem dostlarına hem akrabalarına, hem de Rabbine kavuşması için bu dünya hayatının son bulması ve âhiret kapısının açılması gerekiyor. İnsan ne bu âlemi yıkmaya güç yetirebilir, ne de öteki âlemi getirmeye. Onun ruhuna konulan bu ebediyet arzusu ve kendisinin bunu tahakkuk ettirmedeki sonsuz aczi onu “Kadîr-i Mutlak'ın dergâhına ilticaya” götürür.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...