"Minnetsiz gasp ve sirkat, tabiattan koparmak, canavarca his verir." İzah eder misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
"Bu sırdandır, dehâ a’mâ-i asam; hüdâ semî-i basîr. Dehânın nazarında, zemindeki nimetler sahipsiz ganimettir.
Minnetsiz gasp ve sirkat, tabiattan koparmak, canavarca his verir.Hüdânın nazarında, zeminin sinesinde, kâinatın yüzünde
Serpilmiş olan niam, rahmetin semerâtı. Her nimetin altında bir yed-i muhsin görür, şükran ile öptürür." (Sözler, Lemeat: Bir meclis-i misalîde, şeriatle medeniyet-i hazıra, dehâ-i fennî ile hüdâ-yı şer’î muvazeneleri)
Bu ifade, Üstad'ın insanların hırsızlık ve gasb yapmasının psikolojisinin tahlilini yaptığı muazzam bir cümledir. İnsanlar inançsız olduğunda veya inançlı olduğunu zannettiği bir vakitte inancının kendisine tesir edemediği bir durumda hem kör hem de sağır olduğunu, bu nedenle kâinatın bir sahibi olabileceğini kavrayamama gibi bir acze düşeceğini hatırlatır. Bu durumda böyle bir insan kendisine göre sahipsiz olan bu kâinattan her şeyi kendisine mübah görmeye başlar. Gasp ve hırsızlık yapmayı kendisine caiz görür. Bu ise kendisine canavarca bir his verir. Artık kâinatta ve dünyada ne varsa gücü yettiğinde onu gasp etmesinde bir mani görmez. İşte şu anda dünyadaki bütün felaketler, soykırımlar, savaşlar ve zulümler bu menfi hissin yansıması olarak karşımıza çıkar.
Fakat bir mümin -Allah'a iman ettiği için- her şeyin sahibine şükür etmek ve izni dairesinde almak mecburiyeti hisseder. İnsanların da sahip olduğu şeyleri gasb ve hırsızlıkla ele geçirmeye çalışmaz. Onların ikramı veya ihsanı olduğu zaman da kendilerine teşekkür etme ihtiyacı görür.
insanın yaratılışına ve tabiatına aykırı olan, başkalarının haklarını gasp eden ve haksız yere mal çalan davranışların insana canavarca bir his verdiğini ifade etmektedir.
İnsan, yaratılış itibarıyla merhametli, adaletli ve paylaşımcı bir varlıktır. Ancak, gasb ve hırsızlık gibi haksız eylemler, insanın bu doğal yapısını bozar ve onu insanlıktan uzaklaştırır. Eğer vicdanını söndürmemiş ise bu tür davranışlar, insanı derinden bir çatışmaya ve huzursuzluğa sürükler; çünkü insan, başkasının hakkını çiğnemekten ve onun zarara uğramasından dolayı bir vicdan azabı hisseder. Ama imansızlık vicdanını söndürmüşse o zaman bu insanın ruhu bu gibi zulümlerden üzülmek bir yana, zevk alarak artırmaya çalışır.
Bu durumu daha da derinleştirirsek, gasp ve sirkat, bireylerin toplumsal bağlarını zayıflatır ve güven duygusunu yok eder. Toplumda adaletin ve hakkaniyetin sağlanmadığı bir ortamda, insanlar arasında çatışmalar ve güvensizlik artar. Bu sebeplerle, bu tür davranışların tabiatla ve insanın iç dünyasıyla ne kadar çelişkili olduğu anlaşılmaktadır.
Sonuç olarak, her insanın tabiatına uygun olan, hakka riayet etmek ve adaletli davranmak, bir taraftan bireysel huzuru sağlarken diğer taraftan toplumsal barışın tesisine katkıda bulunur.
Mâddî gasplara misaller:
“Bu orman benim” diyerek tabiatı yağmalar.
“Bu zenginlik benim hakkım” diyerek milletleri sömürür.
“Güç bende” diyerek halkın emeğini alır.
“Ben zekiyim” diyerek başkalarının hakkını yer, üstelik bunu yaparken hiç vicdan azabı duymaz.
Mânevî gasplara misaller:
Birinin haysiyetini çalmak, parasını çalmaktan daha ağırdır.
Başkasının onurunu çalmak.
Birinin yaptığını küçümseyerek emeğini çalmak.
Hakkını gasp etmek komşusunun malını çekemez, çalışmasını engeller, başarı görünce bozmaya çalışır. Bu da gasptır.
Devletin malını kırmak, işyerinden çalmak
Dil ile yapılan gasp lakap takmak, alay etmek, onur kırmak... Bunlar hepsi “minnetsiz gasp”tır ve çok yaygındır.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü