Bir şeyin vücudundan evvel yazılması; o şeyi plan ve programa uymaya zorlamaz mı? Bu yazıyı ve mahiyetini hem ızdırarî kader ve hem de ihtiyarî kader açısından nasıl anlamalıyız?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Allah’ın bir ismi de Cebbar’dır, yani çoğu işlerini cebr ile icra eder. İnsanın ana rahminde dokuz ayda teşekkül etmesi kendi iradesiyle değil, cebir ile olmuştur. Aynı cebir, bütün nutfelerde, çekirdeklerde, yumurtalarda da hükmünü icra eder. Onlardan çıkan varlıkların hiçbir hususiyetleri kendi istek ve iradeleriyle değil, Allah’ın takdiri ve yaratmasıyla gerçekleşmiştir.

“Amma vücudundan evvel her şey mukadder ve yazılı olduğuna delil, bütün mebadi ve çekirdekler ve mekadîr ve suretler, birer şahiddir. Zira her bir tohum ve çekirdekler, 'Kâf-Nun' tezgâhından çıkan birer latif sandukçadır ki, kaderle tersim edilen bir fihristecik, ona tevdi edilmiştir ki; kudret, o kaderin hendesesine göre zerratı istihdam edip, o tohumcuklar üstünde koca mu'cizat-ı kudreti bina ediyor. Demek bütün ağacın başına gelecek bütün vakıatı ile çekirdeğinde yazılı hükmündedir."

"Hem her şeyin miktar-ı muntazaması, kaderi vâzıhan gösterir. Evet hangi zîhayata bakılsa görünüyor ki, gayet hikmetli ve san'atlı bir kalıbdan çıkmış gibi, bir mikdar, bir şekil var ki; o mikdarı, o sureti, o şekli almak ya hârika ve nihayet derecede eğri büğrü maddî bir kalıp bulunmalı veyahut kaderden gelen mevzun, ilmî bir kalıb-ı manevî ile kudret-i ezeliye o sureti, o şekli biçip giydiriyor. Meselâ: Sen şu ağaca, şu hayvana dikkat ile bak ki; camid, sağır, kör, şuursuz, birbirinin misli olan zerreler, onun neşv ü nemasında hareket eder. Bazı eğri büğrü hududlarda meyve ve faidelerin yerini tanır görür, bilir gibi durur, tevakkuf eder. Sonra başka bir yerde, büyük bir gayeyi takib eder gibi yolunu değiştirir. Demek kaderden gelen mikdar-ı manevînin ve o mikdarınemr-i manevîsiyle zerreler hareket ederler."

"Madem maddî ve görünecek eşyada bu derece kaderin tecelliyatı var. Elbette eşyanın mürur-u zamanla giydikleri suretler ve ettikleri harekât ile hâsıl olan vaziyetler dahi, bir intizam-ı kadere tâbidir."(1)

Üstadımızın her şeyin vücudundan evvel yazılı olduğuna dair gösterdiği misaller, her şeyin mebdei, çekirdekleri ve menbalarındaki mekadir, yani miktarlar ve suretlerin bir şahit olduğunu ifade ediyor. Çünkü nebatattan evvel tohum, hayvanattan evvel yumurtalar ve nutfeler, ağaçlardan evvel çekirdekler, ilmî araştırmaların neticesinde insandaki kromozomlar ve genetik ilmi gösteriyor ki, her yaratılan şeyin evveliyatında mutlaka bir plan ve bir program veya kader kalemiyle yazılı bir hakikat mevcuttur.

Bütün tohumların, çekirdeklerin, yumurtaların ve nutfelerin de bir iptidası vardır ki o da ilim, irade ve kudretin beraber tecelli etmesinden kaynaklanan “Kâf-nun tezgâhından çıkan “kün” emr-i ezelisidir.

Bu kün emr-i ezelisi mahiyeti itibariyle her an faaliyettedir; bütün zamanları, mekânları ihata etmektedir. “Kün” emri verildiğinde, tohumlar, çekirdekler, yumurtalar ve nutfeler açılmaya başlar. Kader her mahlûka hangi gaye yüklemiş ise, ona göre bir plan ve bir program tevdi etmiştir. O plan da onun çekirdeklerine veya tohumlarına yumurta veya nutfelerine konulmuştur. Çekirdekler ve nutfeler, o plana göre ve “kün” emriyle açılır, neşvü nema bulur, tekasür eder.

Mesela, bir kök hangi kaideye tâbi ise, bütün kökler aynı kaideye tâbidir. Bir yumurta hangi plan üzere takdir edilmişse, bütün yumurtalar da aynı kaideye tâbidir. Burada farklılık; o tohumların, çekirdeklerin, nutfelerin ve yumurtaların plan ve programlarındadır.

Bütün ağaçlar, insanlar, hayvanlar ve kuşlar, manevî plan ve kalıp hükmünde olan bu ilmî kadere işaret etmekte, hassas nizamı, ince intizamı ve eşsiz kemali göstermektedir.

İşte mahiyetini bilemediğimiz, keyfiyetini müşahede edemediğimiz bu manevî kader ve plan üzerine zerreler harekete geçerler. Atomlar birbirleri ile münasebete girerler. Elementler canlıların ve bütün mevcudatın temellerini teşkil ederler ve onlardan da bütün madde alemi bir plan ve program dâhilinde meydana gelir.

Bir mimarın ortaya koyduğu camiler veya sanat harikaları ve onların imaratına sebebiyet veren maddî plan, proje ve programlar gözle görülebilir. Bunlar bir müddet sonra bir koca sahayı da işgal edebilir. Bütün bunların mimarın beynindeki merkezi ise, belki de bir mercimek kadar bir et parçasıdır. O da bir yer teşkil eder. Neticede onun da maddesi vardır. Fakat vücuda gelen varlıkların esas temeli ve menbaı diyebileceğimiz mimarın hafızasının içerisindeki ilmî mahiyetler ve keyfiyetler manevîdir. Bunları maddî unsurlar gibi göstermek ve bir yere toplamak mümkün değildir.

İşte bu misal gibi bütün mahlûkat bir kaynaktan çıksa da onların merkezleri manevî bir ilm-i kaderdir. Onlar da “kün” emri ezelisinden zuhur ederler.

(1) bk. Sözler, Yirmi Altıncı Söz.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...