"Birimiz dünyada, birimiz ahirette, birimiz şarkta, birimiz garpta, birimiz şimalde, birimiz cenupta olsak, biz yine birbirimizle beraberiz." Ne demektir?
- Ahiret ve dünya beraberliği nasıl oluyor?
- Vefat ettikten sonra insan hizmet edebilir mi?
Değerli Kardeşimiz;
"Birimiz şarkta, birimiz garpta, birimiz cenupta, birimiz şimalde, birimiz âhirette, birimiz dünyada olsak, biz yine birbirimizle beraberiz. Kâinatın kuvveti toplansa bizi yüksek Üstad Said Nursî’den ve Risale-i Nur’dan ve bizi bizden ayıramazlar. Zira biz Kur’ân’a hizmet ediyoruz ve edeceğiz. Âhiret hakikatine inandığımız için, mânevî olan bu sevgi ve tesanüdümüzü elbette hiçbir kuvvet sökemeyecektir. Çünkü bütün Müslümanlar saadet-i ebediye makarrında toplanacaklardır." (Şualar, On Dördüncü Şua)
Bu harika ve derin ifade, ruhların ve imanlı kalplerin mesafe, zaman ve hatta ölümle bile sınırlanamayan manevi birlikteliğini anlatan çok çarpıcı bir tespittir.
Cümlenin genel manası; fikirde, davada, iman ve hizmette birlik olan insanların, aralarına dünyanın doğusu, batısı, kuzeyi, güneyi gibi devasa fiziki mesafeler gelse bile kalben, ruhen ve amelen hep beraber olduklarını ifade eder. İnsanların cisimleri ayrı yerlerde bulunabilir; ancak aynı gayeye, aynı hakikate ve aynı imana hizmet edenlerin ruhları aynı âlemde buluşur. Fiziksel uzaklıklar, manevi yakınlığa ve birlikteliğe asla engel olamaz.
"Ahiret ve Dünya Beraberliği" Nasıl Olur?
En çok merak edilen ve zihni kurcalayan kısım burasıdır. Ölüm, dünyadaki sevdiklerimizi bizden ayırır gibi görünür. Ancak bu beraberlik iki yönlü olarak şu şekilde gerçekleşir:
Hizmet ve Dava Birliği (Amel Ortaklığı): Dünyada hayırlı bir davaya, imana ve Kur'an hizmetine omuz veren bir insan vefat ettiğinde (ahirete gittiğinde), geride kalanlar onun bıraktığı yerden aynı gayeyle çalışmaya devam ederler. Aradaki perde kalkmıştır ama niyet, hedef ve yapılan iş aynıdır. Nasıl ki cephede savaşan bir asker şehit olduğunda arkadaki arkadaşı onun sancağını devralır ve ruhî bir bütünlük içinde o mücadeleye devam ederler; dünyadaki ve ahiretteki müminler de iman hizmetinde böylesine kopmaz bir bağla bağlıdırlar. Ölüm ile şuur ve duygular kesintiye uğramıyor çünkü şuur ve duyguların asıl menşei olan ruh ölmüyor bakidir sadece boyut değiştiriyor. Dünyada gözünü ve kulağını kaybeden bir Nur talebesi diğer duyguları ile nasıl iman hizmetine devam ediyor ise ölen biriside sadece beden olarak iştirak edemiyor ruhen aynen aynı dava ve şuur ile devam ediyor.
Bedeni bir araç, ruhu ise asıl sürücü olarak düşündüğümüzde ölüm, sadece o aracın değişmesi veya aradan çekilmesidir. Nasıl ki dünyada fiziksel bir azasını (gözünü veya kulağını) kaybeden bir insan, sahip olduğu diğer kabiliyetleriyle, basiretiyle ve iman şuuruyla hizmetine ve mücadelesine azimle devam ediyorsa; vefat eden bir insan da maddi aletini (bedenini) geride bırakır, fakat şuurundan, hissiyatından, imanından ve dava aşkından asla bir şey kaybetmez.
Ruh baki olduğu, bilinci ve hafızası yerinde durduğu için ahirete göç eden bir insanın o imanî gayreti ve manevî iştiraki sönmez. Sadece boyut değiştirir; dünyada el-kol ve sesle yapılan o hizmet, ahirette dua, niyet, manevî himmet ve geride kalanlara ilham olan o ulvî şuurla eksiksiz bir şekilde devam eder.
Yani, aynı dava bilincine sahip olanlar için ölüm sadece bir mekân değişikliğidir; ruhlar ve kalpler o ortak mefkûrede sımsıkı kenetlenmeye devam ederler.
Dualarla ve Sevaplarla Kurulan Köprü: Ahirete göç eden bir mümin, dünyada yaptığı hayırların ve bıraktığı güzel hizmetlerin sevabından (amel defteri kapanmadığı sürece) istifade etmeye devam eder. Dünyadakiler ise onun ruhuna dualar gönderir, yaptıklarını yâd eder ve onun yolundan giderler. Bu durum, dünya ile ahiret arasında görünmez ama çok güçlü bir manevi iletişim ve beraberlik hattı oluşturur. Yani mekânlar tamamen ayrı düşse de, kalp ve ruh bağı ölümle kopmaz.
Vefat Ettikten Sonra İnsanın Hizmeti ve Sevap Kazanması devam Edebilir mi?
İslam inancına göre insan vefat ettiğinde amel defteri kapanır ve yeni bir iyilik yapma (ibadet etme) imkânı biter. Ancak bunun istisnası olan ve insanın vefatından sonra bile sevap kazanmasını ve hizmetinin devam etmesini sağlayan üç önemli yol vardır (Hadis-i şeriflerle sabittir):
Sadaka-i Cariye (Kalıcı Eserler): Hayatta iken yapılan çeşme, okul, cami, köprü gibi insanların faydalandığı eserler veya yazılan faydalı ilmi / manevi eserler veya maddi imkânlarla desteklenen ilim ehli talebeler. Bunlar ayakta kaldığı ve insanlar istifade ettiği sürece o insanın amel defterine sevap yazılmaya devam eder.
Faydalı İlim: Arkasında hayırlı ilim, okuyucu, talebe veya yol gösterici eserler bırakan kimseler, o ilimle amel edildikçe hizmetlerine ahirette de ortak olurlar.
Hayırlı Evlat: Ardından dua eden, iyilik yapan salih evlatlar yetiştirmek.
Özetle; vefat eden bir insan bizzat ibadet edip yeni bir amel işleyemez; ancak hayattayken ektiği tohumların büyümesi, arkasından yapılan dualar ve bıraktığı hizmet halkasının devam etmesi sayesinde manen o hizmetin içinde yaşamaya ve meyve vermeye devam eder. Dünya ile ahiret arasındaki bu "beraberlik", işte bu ortak dava bilinci ve ruhi bağla sağlanır.
İlave bilgi için tıklayınız:
- Öldükten sonra amel defterimiz kapanır mı?
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü