"Risale-i Nur, bizatihi hüccet ve burhandır. Onu ve onun müellifini çürütmeye çalışanlar, çürümeye mahkum olmuşlardır..." Ne demektir?
Değerli Kardeşimiz;
"Risale-i Nur, bizatihî hüccet ve burhandır. Onu ve onun müellifini çürütmeye çalışanlar, çürümeye mahkûm olmuşlardır. Nümunesi, tarih muvacehesinde meydandadır. Ve hem de çürüyeceklerdir. Risale-i Nur’daki yüksek hakikat, Risale-i Nur’u ebede kadar payidar kılacaktır..." (Tarihçe-i Hayat, Isparta Hayatı)
Bu keskin ve iddialı ifadeler, eserin dayandığı manevi temeli, tarihsel süreçte yaşadığı sınanmaları ve geleceğe dair sarsılmaz vizyonunu ortaya koyar. Buradaki mesajı ve satır aralarındaki hakikatleri üç ana başlık altında tahlil edebiliriz:
1. Bizatihî Hüccet ve Burhan Olmak (Kendi Kendine Delil)
Bir fikrin veya eserin doğruluğunu kanıtlamak için genellikle dışarıdan destekleyici belgelere, referanslara ya da otoritelerin onayına ihtiyaç duyulur. Ancak metinde Risale-i Nur için bizatihî hüccet ve burhan denilmektedir. Yani eser, hakikatini ispat etmek için kendi dışındaki bir şeye muhtaç değildir. İçindeki mantık örgüsü, akli deliller, kalbi tatmin eden izahlar ve okuyanın dünyasında meydana getirdiği müspet değişim, eserin doğruluğunun en büyük ve doğrudan ispatıdır. Işığın, varlığını ispat etmek için başka bir ışığa ihtiyaç duymaması gibi, bu eserler de taşıdığı Kur'anî nur ile kendi kendini ispat eder.
2. Çürütmeye Çalışanların Çürümesi ve Tarih Muvacehesi (Tarihin Şahitliği)
Metnin en dikkat çekici yönlerinden biri, esere ve müellifine karşı yürütülen karalama, yasaklama veya yok etme çabalarının akıbetine dair yapılan net tespittir.
"Tarih muvacehesinde (huzurunda) meydandadır": Eserlerin telif edildiği dönemde, devlet gücünü veya dönemin ideolojik imkânlarını arkasına alarak Bediüzzaman’ı ve Risale-i Nur’u susturmaya, fikren çürütmeye çalışan pek çok şahsiyet ve zihniyet olmuştur. Ancak tarih şahittir ki, o baskıcı figürlerin ve iddiaların büyük çoğunluğu unutulup gitmiş veya adları tarihin tozlu sayfalarında olumsuz anıların arasına karışmış ve çürümeye mahkum olmuşlardır.
Risale-i Nur ve müellifi ise uğradığı tüm haksızlıklara, mahkemelere ve sürgünlere rağmen canlılığını korumuş, her dönemde daha geniş kitlelere ulaşmıştır. Metin, bu durumun evrensel bir kanun olduğunu ve gelecekte de bu hakikate karşı duranların aynı akıbetle karşılaşacağını ve hem de çürüyeceklerini ilan eder.
3. Yüksek Hakikat ve Ebedi Payidarlık (Kalıcılık Sırrı)
Bir eseri zamana karşı dayanıklı kılan şey, içindeki hakikatin kalitesidir. Güncel, siyasi, şahsi veya geçici menfaatlere dayanan fikirler, o dönemin şartları geçince eskir ve geçerliliğini yitirir. Risale-i Nur’un ebede kadar payidar (kalıcı) olmasının sırrı, doğrudan doğruya insanın en temel, değişmez ve eskimez ihtiyacı olan iman ve tevhid hakikatlerini esas almasıdır. Ölüm, ahiret, hayatın anlamı ve yaratıcının tanınması gibi meseleler, insanlık var oldukça tazeliğini koruyacak konulardır. Eser gücünü fâni şahıslardan değil, bu ebedi hakikatlerden aldığı için zamana meydan okumaya devam eder.
Özetle: Bu pasaj, hakikatin karşısında duran fâni güçlerin mutlak mağlubiyetini ve hakiki ilmin zamana karşı sarsılmaz üstünlüğünü anlatır. Risale-i Nur’un kendi kendini ispat eden gücü, onu yok etmeye çalışanların kendi tarihlerinde silinip gitmesiyle ve eserin ebedi hakikatlerle beslenerek kalıcı olmasıyla perçinlenmiştir.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü