"Bütün kuvvetimle şeairin muhafazasına hizmetle mükellef olduğum halde, o manevi hercümerçteki fırtınalar bizi sarsmadı." ne demektir?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Amma مَا كَانَ... وَمَغْرِبًا kaydı, tarih-i Arabî olarak bin üç yüz elli bir, meşhur Rumî tarihiyle iki sene fark var. İşte, Hazret-i Gavs’ın dediği gibi, bu fakir, tarih-i Arabî ile bin üç yüz elli birde, şeâir-i İslâm içinde mühim tahavvülât zamanında bütün kuvvetimle şeairin muhafazasına hizmetle mükellef olduğum halde, o mânevî hercümerçteki fırtınalar bizi sarsmadı." (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, Sekizinci Lem'a)

Üstad'ımız Hz. Gavs-ı Azam Şeyh Geylani'nin himmet ve duasına mazhar olduğunu bu bölümde geniş anlatır. Yukarıdaki cümle de bu bölümün bir parçasıdır.

"Herc ü merc" kelimesi, kargaşa, karışıklık, altüst oluş ve dirlik düzenin bozulması anlamına gelir. "Manevî herc ü merc" ise, özellikle İslamiyet'in temel inanç, ilke ve sembollerinin (şeair-i İslâm) hedef alındığı, dinî ve manevi değerlerin sarsıldığı büyük bir iç karışıklık ve bunalım dönemini ifade eder.

Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin yaşadığı dönemde, özellikle 1351 (M. 1932-1933) civarında ve sonrasında bu manevi hercümerce neden olan temel olaylar şunlardır:

Ezanın Türkçe okunması, bazı dinî sembollerin ve kılık kıyafetlerin yasaklanması gibi, İslam'ın alamet ve işaretlerini (şeairini) değiştiren veya ortadan kaldıran inkılap ve uygulamaların yaşandığı dönem. (Şeair-i İslâmiye; ezan, namaz, hac, selamlaşma, kurban gibi İslam'a ait alamet ve kaidelerdir.)

Özellikle Batı'dan gelen pozitivist, materyalist ve dinsizlik akımlarının toplum içinde yayılması, gençlerin ve avamın imanını sarsacak şüpheler ve inkâr fikirlerinin etkili olması.

Savaşlar, siyasi istikrarsızlıklar ve yeni rejim arayışlarının getirdiği toplumsal çözülme ve manevi boşluk.

Özetle, manevi hercümerç, sadece siyasi bir karışıklık değil, bilakis toplumun iman ve din temelinde yaşadığı büyük bir sarsıntı, yıkım ve bunalımdır.

  • Üstad'ımız Neden Sarsılmadı?

Üstad Hazretlerinin bu şiddetli manevi fırtınalar ve herc ü merc karşısında sarsılmamasının ana sebebi, Risale-i Nur'un temel düsturları ve ona dayalı olan hizmet anlayışıdır:

Üstad, klasik taklidî imanı değil, tahkikî imanı esas almıştır. Risale-i Nur, Kur'an hakikatlerini aklî delillerle ispat ederek, en şüpheci felsefî akımların dahi karşısında durabilecek kadar sağlam ve kesin bir iman inşa etmiştir. Bu iman, dışarıdan gelen fırtınalarla yıkılması mümkün olmayan manevi bir kaleye benzer.

Hizmetin merkezine, tartışmalı siyasi meseleleri değil, doğrudan Kur'an ve imanın temel hakikatlerini almıştır. Bu sayede, dönemin geçici ve siyasi çalkantılarına kapılmaktan korunmuştur.

Üstad, kendini "şeairin muhafazasına hizmetle mükellef" görmüştür. Bu ulvi vazife şuurunda olması, şahsi sıkıntılardan ve geçici fırtınalardan daha büyük bir gayeye odaklanmasını sağlamıştır. Bir nevi, büyük bir depremde binayı ayakta tutma göreviyle meşgul olan mühendis gibi, şahsi endişelerini ikinci plana atmıştır.

O dönemde yaşanan değişimlere karşı müspet hareket etmeyi, yani iman hizmetiyle meşgul olmayı tercih etmiştir. Maddi kuvvetle ve siyasi çalkantılarla mücadele etmek yerine, manevi fırtınaları durduracak olan iman hakikatlerini neşretmeyi esas almıştır.

Risale-i Nur hizmetinde ihlas (sadece Allah rızasını gözetmek) esas olduğundan, dış mihrakların maddi baskıları veya şahsî menfaat beklentileri, sarsılmaz bir kale olan hizmet şevkini kıramamıştır.

Üstad, ferdî mücadelenin zayıf kalacağı bir zamanda, talebeler arasındaki tesanüdü (birlik ve beraberliği) temel kuvvet olarak görmüştür. Dalaletin şahs-ı manevisine karşı, hakkın şahs-ı manevisini çıkararak cemaat kuvvetiyle ayakta durmuşlardır. Birlikte hareket etmek, fırtınanın sadece bir kişiye zarar vermesinin önünü alarak, güçlü bir yapı oluşturup sarsmaktan kurtulması anlamını taşımaktadır.

Netice olarak, Üstad Hazretlerini manevi hercümerçten sarsılmadan çıkaran temel dayanak, iman hakikatlerine hizmet etme şuurunun getirdiği sağlam ve sarsılmaz bir ruh hâli, tahkiki iman kuvveti ve ihlas ile tesis edilen manevi birliktir. Bunda da muvaffak olmanın en tesirli vasıtasının da Hz. Gavs'ın Üstad'a yaptığı duasının olduğu beyan edilmektedir.

İlave bilgi için tıklayınız:

- Gavs-ı Azam Abdülkadir Geylani ile Üstad Hazretleri ve Risale-i Nur arasında nasıl bir bağ vardır?

- Hz. Ali ve Gavs-ı Azam'ın Risalelere İşaretleri Nelerdir?

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Kategorileri:
Okunma sayısı : 207
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

artiha

"Hâlde" kelimesi farklı bir çağrışım yapıyor. Üstadın mükellef olduğu farklı bir alan var ve bu noktada ihtisası sahibi iken, ihtiyaç olması durumunda, hiç bir teçhizattan hâli değil. Bediüzzaman'ın açtığı nur yolu ile, hakikî ve şâibesiz tasavvuf arasında cevherî hiçbir ihtilâf yoktur. Her ikisi de rıza-yı Bârîye ve binnetice Cennet-i âlâya ve dîdar-ı Mevlâya götüren yollardır.Binaenaleyh, bu asîl gayeyi istihdaf eden herhangi mutasavvıf bir kardeşimizin, Risale-i Nur Külliyatını seve seve okumasına hiçbir mani kalmadığı gibi, bilâkis Risale-i Nur, tasavvuftaki "murakabe" dairesini Kur'ân-ı Kerim yoluyla genişleterek, ona bir de tefekkür vazifesini en mühim bir vird olarak ilâve etmiştir. 

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...