"Bütün zîhayatların, hayatlarıyla gösterdikleri..." Cümlesindeki "tesbihat-ı hayatiye" ve "fıtrî hediyeler" mefhumlarını açar mısınız? Cansızlar neden dâhil değil?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Tesbihat-ı hayatiye; hayat sahibi varlıkların, hayatları ile ortaya koydukları fiiller demektir. Her şey ve her mahlûk kendine mahsus lisanlarıyla yani hâl dili ile Allah’ı tesbih etmektedir. Bir elma, üzerindeki harika nakış ve mükemmel san’atı ile sahibini tanıttırıp lisan-ı hâliyle onu tesbih ediyor.

"Göklerde ve yerde bulunan her şey Allah'ı tesbih etmiştir. O, Aziz'dir, Hakîm'dir."(Hadîd, 57/1)

"Yedi gök, arz ve bunların içinde bulunanlar, O'nu tesbih ederler. O'nu övgü ile tesbih etmeyen hiç bir şey yoktur, ama siz onların tesbihlerini anlamazsınız. O, Halîm'dir, çok bağışlayandır."(İsrâ, 17/44)

Her şey Allah’ı hamd ile tesbih eder, O’nun bütün kemâl sıfatlara sahip olduğunu hamd ile, noksan sıfatlardan münezzeh olduğunu da tesbih ile ilan eder. Her şey kendi mahiyetine göre en mükemmel yaratılmıştır. Güneşten daha mükemmel bir güneş, aydan daha mükemmel bir ay olmadığı gibi, koyundan daha mükemmel bir koyun, arıdan daha ileri bir arı da düşünülemez. Öyle bir mahlûk olsa onun mahiyeti de farklı demektir ve o mahiyete göre mevcut hali yine en mükemmeldir. İşte mahlûkatın bu mükemmel yaratılışı onun bir nevi tesbihidir, hal diliyle Allah’ı tesbih etmesidir. Bir de bilemeyeceğimiz bir keyfiyetle kendisinin hususî bir tesbihi de vardır. Nitekim âyetin devamında “Ancak, siz onların tesbihlerini anlamazsınız.” buyurulmaktadır. Tefsirlerde; “Onlar bizim dilimizle tesbih etmezler, kendilerine mahsus tesbihlerini ise biz anlamayız” denilmektedir.

Tesbih; Allah’ı noksan sıfatlardan tenzih, hamd ise O’nu kemal sıfatlarla tavsif etmektir. Her varlık mükemmel yaratılışıyla Allah’ı tesbih etmekte, bizim anlayamayacağımız bir keyfiyetle kendine mahsus tesbihini de yapmaktadır.

İrade ve şuur sahipleri bilerek ve lisan-ı kal ile tesbih ederler. İrade ve şuur sahibi olmayan diğer mahlûkat ise, lisan-ı halleriyle tesbih ederler. Her mahlûkun kendine verilen vazifeyi yapması onların tesbih ve ibadetleridir. Onlar ne yaptıklarını bilmeseler de, Allah’ın sonsuz ilmi onlar adına biliyor. Allah’ın bu bilmesi tesbih ve ibadet noktasından kâfidir. Ayrıca her varlığın tesbihini ona müekkel melekler temsil etmektedirler.

Mesela, hayat sahibi bir varlık olan tavuk, yumurta yapmakla, ortaya bir fiil koymuştur. Yumurta tavuğun hem gayesi hem ibadeti hem de tesbihat-ı hayatıdır. Aslında bu fiil ve fiilin neticesi olan yumurta, tavuğun eseri değildir, olamaz da. Bütün nimetler gibi yumurta da tavuğun vesilesi ile bize ikram ediliyor. Tavuk, yalnızca kendisine verilen bir vazifeyi yapmaktadır.

İşte, mi’racta bu mâna Resulullah (asm) tarafından ifade edilmiştir.

"Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, o gecede Cenâb-ı Hakka karşı selâm yerinde اَلتَّحِيَّاتُ ِللّٰهِ demiş. Yani, 'Bütün zîhayatların, hayatlarıyla gösterdikleri tesbihat-ı hayatiye ve Sânilerine takdim ettikleri fıtrî hediyeler, ey Rabbim, Sana mahsustur. Ben dahi bütün onları tasavvurumla ve imanımla Sana takdim ediyorum.'(1)

Et-Tahiyyat: Bütün hayat sahiplerinin hayatları ile Allah’a takdim ettikleri zikir ve tesbihleri, insan kendi namına Allah’a takdim ediyor. Bu kelimede böyle bir külliyet bulunuyor.

Toprak, hava, su ve ziya bu tohum ve çekirdeklerin annesi ve hamisi olduğu için, onların fıtrî bütün ibadet ve tesbihleri bu dört unsurun hesabına ve namına olur. Yani cansız varlıklar zımnî bir mâna ile bu kelimelerin içinde bulunuyorlar. Bundan dolayı ayrıca zikredilmeye ihtiyaç duyulmamış denilebilir. Hayatın bilhassa nazara verilmesi hayatın büyük bir nimet olduğuna bir işarettir.

(1) bk. Şualar, Altıncı Şua.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

SORULARLARİSALE 2024 ANKETİ
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...