"Camiü’l-Ezher’e hediye-i vakfiyem olarak on bir tane hususî mecmua" hakkında bilgi var mı? "Arabîye tercümeye çalışsınlar" kısmı gerçekleşmiş mi? "Mektup" hakkında bilgi var mı?
Değerli Kardeşimiz;
"Ben de Camiü’l-Ezher’e hediye-i vakfiyem olarak on bir tane hususî mecmualarımı o zat vasıtasıyla âlem-i İslam'ın büyük medresesi olan ve o âlimin ihbarıyla şimdi yirmi yedi bin talebesi bulunan Camiü’l-Ezher’e hediye olarak o zata verdik. Hem dedik: Başta Mustafa Sabri ve Ali Rıza ve Mehmed Zahid Kevserî olarak, Nur mecmualarına benim bedelime sahip ve hâmi ve vâris olsunlar ve Arabîye tercümeye çalışsınlar, dedik. Mektup da yazdık. O zat aldı, gitti. Umum kardeşlerime ve hemşirelerime selâm ederim, dualarını isterim." (Emirdağ Lahikası-II, 55. Mektup)
Abdülkadir Badıllı, Mufassal Tarihçe-i Hayat-III, s.2561'deki bilgi şöyledir:
Asa-yı Musa’nın Arapçaya tercüme edilmesini isteyen ve söyleyen ilk insan, Salih Özcan’dır ki; Arabistan seyahatinden dönüşünde bu işin ehemmiyetini Üstâd Hazretlerine arzetmiştir. Molla Abdülmecid tarafından ilk tercüme edilen Nur Risalesinden de bu kitapdır. Salih Özcan Arabistan’daki seyahati sırasında Asa-yı Musa’ya çok ihtiyaç olduğunu ilk önce Üstâd’a mektupla bildirmiş, bilahare de şifahen gitmiş anlatmıştır. Bunun üzerine Hazret-i Üstâd da harekete geçmiş ve bu hususta gelecek mektubu yazmış, talebelerine göndermiştir. Bu mektup 9.11.950 tarihinde neşredilmiştir:
"Aziz, sıddık kardeşlerim; Medresetü’z-Zehra erkânlarına ehemmiyetli bir meseleyi havale ediyorum.
Seyyid Salih, 'Arabistan’da Asâ-yı Mûsâ’nın çok lüzumu ve çok fâidesi olduğunu, oralarda seyahatimde anladım. Herhalde Arapçaya tercümesi lazım geliyor.' dedi. Benim halim ve hastalığım müsaade etmediği için, benim bedelime Medresetü’z-Zehra erkânı, dört yere, güzelce Arapçaya tercümesi için muhabere etsinler.
Bir mektubu Câmiü’l-Ezhere, Emirdağlı Kılıç Ali(*) vasıtasıyla orada birkaç edip zatlar tercüme etsinler. Bir mektup da Ankara Diyanet Dairesinde Risale-i Nur’u ciddî takdir eden ve alakadar olan bir iki âlim Arapçaya tercüme etsinler.
Biri de Kayseri kazalarından Ürgüp Müftüsü kardeşim Abdülmecid’e yazsınlar ki, yirmi sene bütün kuvvetiyle Nura hizmet etmek ona lazım iken etmediği için, onun bedeline bütün kuvvetiyle Arapçaya tercüme etsin.
Biri de Isparta havalisinde Nur dairesindeki âlimler dahi, Asâ-yı Mûsâ’yı, taksim suretinde, herbiri bir kısmını tercüme etsinler." (Emirdağ Lâhikası-II, 32. Mektup)
(*) Mufassal Tarihçe-i Hayat-III, s..2561'deki dipnotta şöyle denmiştir:
Kılınç Ali (Ali Kılınçarslan), o sırada Mısır’da bulunan eski şeyh-ül İslamımız Mustafa Sabri Efendi’ye bu hususta müracaat etmiş. Mustafa Sabri Efendi Türkçe olan Risalelerden biraz kendisine okunmasını söylemiş ve nurları dinledikten sonra şu sözleri söylemiştir: “Bu kitabı (Risale-i Nuru) yine ancak müellifi olan Bediüzzaman tercüme edebilir.” Ondan bu ifadeleri dinliyen Emirdağlı Ali Kılınçarslan o sırada Mısır’dan Emirdağ’daki Nur talebelerine yazmış ve sonra gelip aynen şifahen de anlatmıştır. Emirdağlılarca meşhurdur.
Ben şahsen Emirdağlı H. Ali Kılıçarslan’la Nisan sonu 1988’de Emirdağ’da görüştüm. dedi ki:
“Ben birtakım Nur Külliyatı’nı Mısır’a götürüp, Mustafa Sabri Efendiye verdim. O da o zaman Ezher şeyhi Zahid Kevseriye gönderdi. Zahid Kevseri de alıp Ezher Kütüphanesinin en muhterem mevkiine koydu. (Badıllı...)
Aynı mevzuda üstteki mektubun tamamlayıcısı olarak Hazret-i Üstâd bir ikinci mektup daha yazdı aynen şöyledir:
"Aziz, sıddık kardeşlerim; Evvelâ: Bütün ruh u canımızla sizin faaliyetinizi ve muvaffakiyetinizi tebrik ediyoruz. Benim bütün elemlerime ve hastalıklarıma ilâç, Medresetü’z-Zehranın faaliyetinden ve muvaffakiyetinden ileri geliyor.
Saniyen: Asâ-yı Mûsâ’nın Arapçaya güzelce tercümesi için bir pusula yazmıştım. Bugün Ankara’ya giden Zübeyir ile Seyyid Salih’e gönderecektim. Hem Tarsus’ta mütekait bir zabitin samimî bir mektubuyla Risale-i Nur’dan bazı kitabı istediğine dair mektubunu, onu da Ankara yoluyla size gönderecektim. Birden Antalya Elmalı’nın gayet hâlis Nurcuları namına, hem kendisi haremiyle beraber Afyon’a kadar gelen ve orada Nurların neşrine vasıta olan İbrahim Efendi birden şimdi geldi; ben de onunla size gönderdim. Umuma selâm." (Emirdağ Lâhikası-II, 31. Mektup)
Hz. Üstâd’ın tercümeye ait bu teşebbüslerinden ancak kardeşi molla Abdülmecid’den netice alınabildi. Asa-yı Musa’yı Arapçaya ilk tercüme eden o oldu. Abdülmecid’in tercümesi eski medrese ağır üslubuyla yapıldığı için, İslâm Âleminde fazla revaç görmedi.
Aslı kısa ve Arapça olan Hutbe-i şamiye eserini, Hazret-i Üstâd kendisi 1951 yılı içerisinde Türkçeye genişçe tercüme etti ve zeyilleriyle birlikte Isparta’ya 30.10.1951’de gönderdi. 23.11.1951’de de Isparta’da yazılıp teksir edilerek Hazret-i Üstâd’a nümûnelik sahifeleri Eskişehir’e geldi. Üstâd bu hizmetin az bir zaman içinde yetişip gelmesinden hastalığına şifa olduğunu üst taraflarda vesikalarıyla yazmış olduğumuzdan tekrarına lüzum görülmedi. (Abdülkadir Badıllı, Mufassal Tarihçe-i Hayat-III, s.2561)
İlave bilgiler için tıklayınız:
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü