"Çünkü kalbindeki hadsiz istidad-ı muhabbet, hadsiz bir cemâl-ı bâkiye mâlik bir Zât'a tevcih etmek için verilmiş." ifadesini açıklar mısınız?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Allah insana kendi cemal ve kemalini sevecek ve fani güzelliklerle tatmin olmayacak genişlikte bir kalp vermiştir. İnsanın bu geniş kalbi, ancak ebedi bir güzellik ile tatmin olabilir. Kâinatın ve içindeki bütün güzelliklerin üzerinde fanilik damgası vardır. Sevdiğimiz o güzellik, ya eskir ve pörsür ya da bize karşılık vermez ve söner. Demek bize verilen bu kalp o fani güzellikler için değil, o güzelliklerin kaynağı ve membaı olan ebedi bir güzelliği sevmek için tahsis edilmiştir.

Biz su-i istimal edip, Allah’ı sevmek için verilmiş kalbimizi fani mahlûkata tevcih edersek, bunun tokadını hem burada, hem ahirette yeriz. Kalbimizdeki bu hastalığı tedavi etmenin yolu ise iman ve tefekkür üzerinde yoğunlaşıp, dünyevî güzellikler üzerinde fanilik damgalarını okuyarak, sevgi ve aşkımızı gerçek sahibine tevdi etmektir.

Üstat hazretleri Yirmi Dördüncü Söz’deki muhabbet bahsinde “Böyle nihâyetsiz bir muhabbete layık olacak, ancak nihâyetsiz cemâl ve kemâl sahibi olabilir.” buyuruyor.

İnsanın midesi taamlarla, gözü ışık ile, kulağı seslerle tatmin olurlar, ama kalbin ihtiyacı mahlûkat âlemini çok gerilerde bırakır. O, mahlûklarla değil onların Hâlık’ını anmakla, ona iman ve ibâdet etmekle tatmin olur.

Hastalıklara duçar olduğunda Şafi ismini anmakla tatmin olduğu gibi, ölümü düşündüğünde de Allah’ın Baki ismini hatırlamakla tatmin olur.

İnsan her yönüyle sınırlıdır. Boyu ve kilosu sınırlı olduğu gibi, yemesi, içmesi, işitmesi, anlaması da sınırlıdır. Ancak, sevgi hissi bundan müstesnadır. İnsandaki sevgi hissinin sınırı yoktur, ne kadar çok şeyi severse sevsin yine doydum ve yoruldum demez. İnsan kalbindeki muhabbet sonsuz olduğu için, fâni ve sınırlı eşyaya karşı beslediği sevgiler kalbi asla tatmin edemezler.

İnsan kalbindeki bu sonsuz muhabbet ancak cemâl ve kemâli sonsuz olan Allah için verilmiştir ve kalpler ancak Allah sevgisiyle tatmin olurlar. “Kalblerin ancak Allah’ı anmakla tatmin olmasının” mühim bir yönü de budur.

“Ve keza o kalbin öyle bir kabiliyeti vardır ki, bir harita veya bir fihriste gibi bütün âlemi temsil eder. Ve Vâhid-i Ehad’den başka merkezinde bir şeyi kabul etmiyor. Ebedî, sermedî bir bekadan maada bir şeye razı olmuyor.” (Mesnevi-i Nuriye)

Haritadaki bir nokta, bir şehri temsil eder, bir kitabın fihristinde yer alan bir başlık kitaptaki o konunun tamamını temsil eder.

İnsanın hafızası levh-i mahfuzu temsil eder, ruhu âlem-i ervâhı, hayali âlem-i misâli temsil eder.

İşte bütün âlemleri temsil eden o kalb bu âlemlerden hiçbiriyle tatmin olmaz. O ancak bütün âlemlerin sahibi ve Rabbi olan Vâhid-i Ehad’e iman ve teslim ile tatmin olur.

Onun gayesi bu fâni eşyayla bir süre birlikte olmak değil, ebedî ve sermedî bir bekadır, cennetteki sonsuz saadettir.

Muhabbetin üç temel sebebi vardır. Bunlar cemal, kemal ve ihsandır. İnsan bu sebeplerden dolayı bir şeyi sever. Halbuki kâinattaki bütün güzellikler, mükemmellikler, ikram ve ihsanların membaı ve esası Allah’ın isim ve sıfatlarıdır.

Allah, sonsuz kemal, cemal ve ihsan sahibi olduğundan, sevilmeye ve muhabbet edilmeye en layık olandır. Kâinattaki bütün güzellikler, kemaller ve iyilikler Allah’ın sonsuz Cemal, Kemal ve Muhsin isimlerinin çok perdelerden geçmiş zayıf gölgeleridirler. Öyle ise Allah hadsiz bir muhabbete layıktır. Allah’ın sonsuz cemal, kemal ve ihsanına işaret eden levhalar kırılıp fena bulsalar da bizi incitmemesi gerekir, zira onların menbaı ve kaynağı olan İlâhî isimler ve sıfatlar ebedîdir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...