"Daire-i esbab daire-i akaide karıştırılsa, ya tevekkül namıyla bir betalet veya müraât-ı esbab namıyla bir i’tizali intaç eder." cümlesini açar mısınız?
Değerli Kardeşimiz;
"Fakat iştibak iştibahı intaç eder. Nasıl daire-i esbab daire-i akaide karıştırılsa, ya tevekkül namıyla bir betalet veya müraât-ı esbab namıyla bir i’tizali intaç eder. Öyle de devair ve meratip tefrik olunmazsa, böyle neticeleri verir."(1)
Bir işin meydana gelmesi için gerekli sebeplere müracaat etmeden, “Allah her şeye kadir değil mi?” diyenler, “esbap dairesini” “itikat dairesi” ile karıştırırlar. Bunları bekleyen akıbet, tembelce oturmak ve başarıdan mahrum kalmaktır.
Allah, elbette her şeye kâdirdir ve sonsuz kudret sahibidir. Buna her mü’min gönülden inanmıştır. Şu var ki, Allah Kâdir olduğu gibi, Alîm ve Hakîm'dir de. Yani, kudretini hangi sahada ve nasıl tecelli ettireceğini en iyi O bilir ve bütün icraatları hikmetlidir.
Allah, insanı mevcut cirminden bin kat daha büyük yaratabilirdi. Ama, öyle yapmamış. Çünkü, O’nun sonsuz hikmeti insanın böyle olmasını gerektirmiş ve kudreti de o ilim ve hikmete göre insanı bu şekilde yaratmış. Sebepler, Allah’ın kanunudur. Onlara uymamak, ilâhî iradeye karşı çıkmaktır. İradeye karşı çıkanların, kudretten medet beklemeleri ise boşuna bir bekleyiştir ve yanlış yoldan doğru hedefe ulaşmayı ummak demektir. Bilindiği gibi, işlerin en kolayı yürümektir. Bunun için bile sebeplere riayet etmek, yerinden doğrulup ayağa kalkmak gerekiyor. Yoksa, “Allah dilerse, insanı otururken de yürütür.” diyen adam, olduğu yerde kalmaya mahkûm olur.
Peygamberler bile, diğer insanlar gibi, sebeplere müracaat etmişler ve Allah’ın bu vadideki iradesine tam riayet etmişlerdir. “Allah her şeye kadirdir.” deyip de ekmeden biçmeye kalkışmamışlar, tebliğ etmeden hidayet gözlememişler, cihada gitmeden zafer beklememişlerdir.
Şu var ki, sebeplere ilâhî hikmetin ve bu alemde cari olan fıtrat kanunlarının bir gereği olarak riayet ederken onlara hakiki tesir vermemek gerekir. Sebeplere olduğundan fazla bağlanmak, bir nevi “itizal” dir. Yani, işleri sebepler yapıyormuşçasına onlara fazla ihtimam göstermek “Kul fiilinin halikıdır.” diyen Mutezile mezhebine yakışan bir düşünce tarzıdır. Böyle bir anlayışa sapmak, Üstad'ın ifadesiyle, “müraat-ı esbab namıyla bir itizali intac eder.”
(1) bk. Muhakemat, Birinci Makale (Unsuru'l-Hakikat), Onuncu Mukaddime.
İlgili ders videosu için tıklayınız:
Prof. Dr. Şadi Eren, Muhakemat Dersleri (12.Bölüm)
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü
Yorumlar
Daire-i esbab daire-i akaide karıştırılsa, ya tevekkül namıyla bir betalet veya müraât-ı esbab namıyla bir i’tizali intaç eder. Bu kısımla ilgili Risale-i Nûr'da başka yerler de olmalı...
DAİRE-İ ESBAP VE DAİRE-İ AKAİD AYRIMINA DAİR RİSALERDEKİ DİĞER YERLER
1. “Tevekkül esbabı bütün bütün reddetmek değildir.”
Kaynak: Lem’alar, 23. Lem’a, 2. Nükte.
– Tevekkülün “sebebi terk” değil, “neticeyi Allah’tan bilmek” olduğunu anlatır.
– Burada da “esbab dairesi ile hakikat dairesini karıştırmamak” prensibi açık şekilde geçer.
2. “Esbab bir perdedir. Kudret-i İlâhiyenin izzetini muhafaza için
konulmuştur.”
Kaynak: Sözler, 7. Söz.
– Sebeplerin hakikî tesir sahibi olmadığını, fakat hikmet gereği daire-i esbabda çalışmanın zorunlu olduğunu anlatır.
– Bu, i‘tizale düşmemek için esbaba riayet; betâlete düşmemek için tesiri Allah’a vermek ölçüsünü belirtir.
3. “İnsan, ef’âl-i ihtiyariyesiyle esbab dairesine girer; netice dairesi Allah’a aittir.”
Kaynak: Mesnevî-i Nûriye, Zerre Risalesi.
– İnsanın irade ile sebep alemine dahil olacağını; sonucu ise yaratamayacağını vurgular.
– Bu yer, Mektubat’taki cümlenin akâid–esbab ayrımını çok net destekler.
4. “İktidarımızın dâire-i tasarrufu daire-i esbaptır.”
Kaynak: Sözler, 20. Söz, Birinci Makam.
– İnsan iradesinin sınırları anlatılır.
– Bu yer doğrudan şu sonuca işaret eder:
“İrade ile sebebe sarıl; yaratmayı Allah’a bırak.”
5. “Esbabda müessiriyet yoktur; yalnız bir vazife-i İlâhiyeyi gösterir.”
Kaynak: Şualar, 30. Lem’a (Mecmua-i Saykal).
6. “Mukadderatı esbaba isnad eden cebr-i münkeraneye düşer.”
Kaynak: Mektubat, 26. Mektup, 2. Mebhas’ın devamı.
– Bu paragraf, sorudaki cümlenin hemen arka planını açıklar:
Akaid sahasını sebeplere terk etmek → cebr fikri ve yanlışı.
7. “İnsan, esbaba teşebbüs ile mükelleftir; neticeyi yaratmaya mecbur değildir.”
Kaynak: Lem’alar, 24. Lem’a (İhtiyar Bahsi).
8. “İşlerin hakikî neticeleri kader ve kudretin dairesindedir.”
Kaynak: Sözler, 26. Söz (Kader Risalesi), özellikle 2. Mebhas.
– Sebepleri gereğinden büyük görmek → i‘tizal
– Sebepleri tamamen terk → betalet (tembellik)
Bu iki uca gitmemek için sebep–akaid ayrımı şarttır.
ÖZETLE: Üstad’ın aynı ölçüyü anlattığı risaleler
En ilgili olanlar:
Mektubat, 26. Mektup, 2. Mebhas
Lem’alar, 23. Lem’a
Sözler, 7. Söz
Sözler, 20. Söz
Sözler, 26. Söz (Kader Risalesi)
Mesnevî-i Nûriye, Zerre Risalesi
Şualar, 30. Lem’a
Lem’alar, 24. Lem’a (İhtiyar Bahsi)
Bu bölümler aynı hakikati farklı yönleriyle izah eder:
“İrade ve mesuliyet → esbab dairesinde
Tevekkül ve itikat → akaid dairesinde olur.”