"Esbabı, dest-i kudretin perdesi bilip riayet ederek; esbaba teşebbüs" ile sebeplerin tesirinin olmaması konularını nasıl anlayabiliriz?
1) Risale-i Nur Külliyatı 1. Lem'a da; "Demek, esbabın tesiri yok." şeklinde bir ibare geçmektedir.
2) Asa-yı Musa'da "Vahdehu" izahında "Allah birdir. Başka şeylere müracaat edip yorulma, onlara tezellül edip minnet çekme" ibaresi geçmektedir. Bu iki ibareyi nasıl nazara almalıyız?
- Yirmi Üçüncü Sözde geçen "Belki esbabı, dest-i kudretin perdesi bilip riayet ederek esbaba teşebbüs ise bir nevi dua-i fiilî telakki ederek..." ibaresi ile bu üç ibareyi beraber değerlendirdiğimizde; Tüm neticenin Allah'tan geldiğine aklen ve kalben tam bir teslimiyet ile esbaba müracaat etmemiz caiz midir?
- Hatta doğrusu sorum şudur ki; Esbabı madem ki Allah yaratmış, neticenin ondan olduğunu bilmek şartı ile Esbaba müracaat Allah’ın bir nevi emri midir? Eğer öyle ise "başka şeylere müracaat edip yorulma" ibaresini nasıl değerlendirebiliriz?
Değerli Kardeşimiz;
Bu konuyu böyle birkaç açıdan soru haline getirmek ve böyle sormak çok güzel olmuş, tebrik ederiz.
Çok basit örnekler üzerinden gidelim.
Evlenmeden çocuk sahibi olamazsın. İstediğin kadar tevekkül et ve dua et bu gerçeği değiştirmez. Demek sebeplere müracaat tekvini ve yaratılış açısından farz bir görevdir. Bunu terk etmek caiz değildir. Âdetullah ve sünnetullah bu minval üzere kurulmuş. Bunun aksine gitmek doğru olmaz.
Nasıl Allah’ın farz olan namazını terk etmek cehennem azabına sebebiyet veriyorsa, aynı şekilde âdetullaha ya da sebeplere müracaat etmemenin cezası dünyada peşinen veriliyor.
Mesela, kışın şiddetli soğuğunda üzerine seni soğuktan koruyacak bir palto almazsan üşür hastalanırsın ki bu âdetullahtır. Sebepleri yok sayarak "Ben müminim bana soğuk işlemez, ben Allah’a tevekkül ettim." diyemezsin. Böyle bir tevekkül tembelliktir, batıl ve yanlış bir tevekküldür.
"Demek, esbabın tesiri yok." (Birinci Lem'a) ifadesi, esbabın bizzat ve bağımsız olarak bir şeyi yaratma veya netice verme gücünün olmadığını vurgular. Yani bir tohumun ağaç olması, ilacın hastalığı iyileştirmesi gibi durumlar, o tohumun veya ilacın kendi zatından kaynaklanan bir tesirle değil, Allah'ın o esbaba koyduğu kanunlar ve iradesiyle gerçekleşir. Esbab, sadece birer vesiledir, birer perdedir. Bu, tevhidin esasıdır. Her şeyin yaratıcısı ve müessiri yalnızca Allah'tır.
"Allah birdir. Başka şeylere müracaat edip yorulma, onlara tezellül edip minnet çekme." (Yirminci Mektub, "Vahdehu" izahı) ifadesi de yine tevhid inancının bir sonucudur. Madem her şeyin sahibi Allah'tır ve her şeyi o yaratır, öyleyse gerçek medet ondan beklenmeli, rızık için başkasına minnet edilmemeli, şifa için esbabın bağımsız tesirine inanılmamalıdır. Bu ifade, kalbin sadece Allah'a bağlanmasını, ona tam tevekkül etmesini ve şirk-i hafîden (gizli şirk) uzak durmayı tavsiye eder. Yani bir sebebe müracaat ederken, ondan medet ummak, onu bağımsız bir güç olarak görmek kalben bir hastalıktır.
"Belki esbabı, dest-i kudretin perdesi bilip riayet ederek esbaba teşebbüs ise bir nevi dua-i fiilî telakki ederek..." (Yirmi Üçüncü Söz): İşte bu ifade, önceki iki ibarenin nasıl anlaşılması gerektiğini açıklığa kavuşturur. Esbaba müracaat etmek tamamen terk edilmemiştir. Zira, Allah bu dünyayı bir sebepler zinciriyle yaratmıştır.
"Dest-i kudretin perdesi bilmek" ifadesi esbabı, Allah'ın kudret elinin birer perdesi olarak görmek, yani yaratıcının bizzat Allah olduğunu, esbabın ise sadece birer vesile olduğunu bilmektir. Bu, aklen ve kalben tam bir teslimiyettir.
"Riayet ederek esbaba teşebbüs" ifadesi Allah'ın koyduğu kanunlara ve düzene riayet ederek, yani sebeplere yapışarak çalışmak, çabalamak gerekir. Bir ağacın meyve vermesi için toprağa ekilmesi, sulanması gibi...
"Bir nevi dua-i fiilî telakki etmek" ifadesi esbaba müracaat, fiilî bir duadır. Yani, "Ya Rabbi, sen rızık verensin, ancak bu tarlayı ekmekle sana fiilen dua ediyorum ki rızkımı hasıl edesin." demektir. Bu, tembelliği ve ataleti terk etmek, Allah'ın bizden istediği çabayı göstermek anlamına geliyor.
Evet, tüm neticenin Allah'tan geldiğine aklen ve kalben tam bir teslimiyet ile esbaba müracaat etmek caizdir ve hatta bu, Allah'ın kâinata koyduğu kanunlara riayet etmenin bir gereğidir. Daha da ötesi, esbaba müracaat, Allah'ın bir nevi emri ve sünnetidir. Çünkü Allah bu dünyayı "dar-ı hikmet" olarak yaratmış ve her şeyi bir sebebe bağlamıştır. Böyle iken sebepleri terk edip tevekkül etmek yanlış ve batıldır.
Sonuç olarak; her şeyin yaratıcısı ve müessiri sadece Allah'tır. Esbabın zerre kadar bağımsız tesiri yoktur. Bu teslimiyet imanın temelidir. Bu teslimiyetle birlikte, Allah'ın koyduğu düzen gereği, dünya kanunlarına uygun olarak sebeplere sarılmak, çalışmak ve fiilî duada bulunmak Allah'ın bir emridir. İkisi birbiri ile çelişmez, aralarında hassas ve ince bir uyum vardır.
İlave bilgi için tıklayınız:
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü
Yorumlar
Çok veciz bir şekilde izah etmişsiniz, Allah razı olsun.