"Deccalın yalancı cenneti ise, medeniyetin cazibedar lehviyâtı ve fantaziyeleridir..." devamıyla izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Deccal'ın yalancı cenneti ise, medeniyetin cazibedar lehviyâtı ve fantaziyeleridir. Merkebi ise, şimendifer gibi bir vasıtadır ki, bir başında ateş ocağı bulunur; kendine tâbi olmayanları bazen ateşe atar. O merkebin bir kulağı, yani diğer başı cennet gibi tefriş edilmiş; tâbi olanları oraya oturtur. Zaten sefih ve gaddar medeniyetin mühim bir merkebi olan şimendifer, ehl-i sefahet ve dünya için yalancı bir cennet getirir; biçare ehl-i diyanet ve ehl-i İslâm için, medeniyet elinde cehennem zebanîsi gibi tehlike getirir, esaret ve sefalet altına atar." (1)

Peygamber Efendimiz (asm) bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurur:

"Deccal’ın beraberinde bir cennet ve bir cehennem vardır. Onun cehennemi bir cennet, cenneti de bir cehennemdir.”(2)

Şimdi yalancı cennet üzerinde duralım:

Bazı tv, matbuat ve filmlerle insanlar ahlaksızlığa sürükleniyor, fuhşa teşvik ediliyor ve rahat yaşamaya ve şöhrete özendiriliyor. Milletimizin örf ve âdetlerine, dinî inanç ve mukaddesatına muhalif yerli ve yabancı dizilerle onların kalb ve ruhunda telafisi mümkün olmayan derin yaralar açılıyor. Bazı dizilerde de Anadolu insanının aklına, vicdanına, sağduyusuna, millî ruhuna, müşterek duygularına ve tarihine saldırılıyor. Bu tür yayınlar, kültür ve irfanımızı, musikimizi, edebiyatımızı, sanatımızı, hâsılı milleti millet yapan bütün değerler manzumesini tahrip etmekle vicdan-ı umumîyi derinden yaralamakta; milletimizi, bilhassa da gençlerimizi, ahlakî buhranlara ve sefahet bataklıklarına sürüklemektedir.

Evet, müstehcen neşriyatla, bölücülük propagandalarıyla milletimizin, hem dimağı hem vicdanı hem kalbi hem ulvî hisleri tarumar edilmekte, karanlık mecralara doğru sürüklenmektedir. Hürriyet perdesi altında, gençlerimiz nefs-i emarenin istibdad-ı rezilesi altına sokulmak istenmektedir. Ruhî ve fikrî dengesizliklere maruz, zevk ve sefahetle malûl neslimiz perişan bir hayata doğru çekilmek isteniyor.

Bu ahlaksızlığa vesile olanlara büyük miktarda maddî destek veriliyor. İşte Deccalın yalancı cenneti. Deccal'in cehennemine veya ateşine girmek gibidir. Allah yardım etsin. İmtihan çok büyük. Bunun aksini yapmak ise, nefsi terbiye edip haramlardan uzaklaşmak ve ibadet etmektir.

Dipnotlar:

(1) bk. Mektubat, On Beşinci Mektup.

(2) bk. Müslim, Fiten, 104,109; İbn Hanbel, 5/383; İbn Mâce, Fiten, 33/ 4071.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

meryem

"Merkebi ise, şimendifer gibi bir vasıtadır ki, bir başında ateş ocağı bulunur; kendine tâbi olmayanları bazen ateşe atar. O merkebin bir kulağı, yani diğer başı cennet gibi tefriş edilmiş; tâbi olanları oraya oturtur" bu kısmı izah eder misiniz? Tabi olmayanları trende nasıl cezalandırır?

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Mehmet Selim)

Bu konu iki şekilde izah edilebilir. Şöyle ki:
1 - Deccalin dostları açısından:
     a - Deccal, sevdiği kişileri güzel tefriş edilen yerlere koyardı. Çünkü, o zamanın en mühim nakil vasıtası olan trenlerin en görkemli yerlerinde Deccalın yakınlarının ve dostlarının seyahat ettirilmesi anlaşılabilir.
     b - Ayrıca Deccala yakın kişilerin, güzel makam ve mekanlarda dünya cihetiyle şaşaalı bir hayat geçirmeleri de anlaşılabilir.
2 - Deccalin düşmanları açısından: Deccal sevmediği kişileri, bazen ateşe atardı. Bu cümleden çıkarılacak çok derslerden sadece iki nokta şunlar olabilir:
     a - O zamanın hem nakil hem de sefahet yuvası hükmündeki trenlerde, ocak başına ve ateşin yanına Deccala karşı olan kişilerin gönderilmesi söz konusu idi. Yani oralardaki işçiler, genellikle Deccale karşı olanlardan teşekkül ediyordu.
     b - Deccale karşı olanlar, ayrıca normal hayatta da ateş gibi zor ve sıkıntılı yerlere getiriliyordu. Mesela, kömür ocakları, taş ocakları gibi yerlerde de genellikle bu gibi kişiler çalıştırılmıştır.
Not: Bu gibi durumlar genel olarak dünyanın her yerinde uygulanmış olmakla beraber, özellikle Rusya'da daha açık bir şekilde yaşanmıştır.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
şefkat

f. Kırk günde dünyayı gezmesi Rivayetlerden, Deccal çıktığında bütün dünyanın işiteceğini, kırk günde dünyayı gezeceğini, harikulâde bir eşeğe sahip olduğunu öğreniyoruz.Deccalın eşeğinin iki kulağı arasındaki mesafe ise kırk arşını bulmaktadır. (yaklaşık 27 m). Çağdaş bazı âlimler bundan maksadın iki kanadı arası kırk arşını bulan bir uçak olduğunu söylerler. Herhalde yeryüzünün ayaklarının altında koçun derisinin yünden dürüldüğü gibi dürülmesi (öylesine hızlı gitmesi) bundan olsa gerek. "Deccal önüne bulutu katan rüzgâr gibi hızlı gider"(41) rivayetinden de onun hızlı araçlardan yararlanacağını, sür'atli icraat yapacağını anlıyoruz. Allah Resûlü, kırk günde dünyayı dolaşan Deccalın Mekke ve Medine hariç ayak basmadık belde bırakmayacağını bildirir. Şuâlar'da da belirtildiğine göre, Deccal zamanında haberleşme ve seyahat araçları o derece gelişir ki, bir hadise bir günde bütün dünyada işitilir. Ve bir adam kırk günde dünyayı dolaşabilecek, yedi kıtasını, yetmiş hükümetini görebilecek ve gezebilecektir. Bu rivayet aynı zamanda keşfedilmeden on asır öncesinde tren, otomobil, otobüs ve uçak gibi araçlardan mûcizâne haber vermektedir. Ancak Deccal, deccallık haysiyetiyle değil, aksine gâyet müstebid bir kral sıfatıyla işitilir. Gezmesi de her yeri istilâ etmek için değil, aksine fitneyi uyandırmak ve insanları baştan çıkarmak içindir. Bindiği eşeği de bir kulağı Cehennem gibi ateş ocağı, diğer kulağı Cennet gibi güzelce tezyin ve tefriş edilmiştir. Düşmanlarını ateşli başına, dostlarını da ziyafetli başına gönderir. Veyahut onun eşeği dehşetli bir otomobil veya uçak veyahut da daha başka birşeydir.Konuyla ilgili Bediüzzamanla talebeleri arasında geçen enteresan bir hatırayı da buraya alalım: İnebolulu Ziya Dilek, gelişen hadiseler ışığında Deccalın çıktığına inanmaktadır. Ancak bazı müteşabih hadisleri anlamakta da zorlanmaktadır. Bunlardan biri şöyle: "Deccalın eşeğinin kulakları fil kulağı gibi kocaman, ayakları yumuşak olacak. Yürürken de şiddetli bir ses ve pis bir konu çıkaracak." Konuyu bir ziyaretlerinde Bediüzzaman'a sorarlar. O da şu cevabı verir: "Kardaşım, şu bindiğiniz otomobil bir parça o tarife benzemiyor mu? Bunun da kapıları fil kulağı gibi, ayakları (lastikleri) yumuşak ve giderken de arkasından hem bir pis koku, hem de ses çıkarıyor." Eski zamanın zındıkları bu tip rivayetleri imkânsız görüp inkâra kalkarlarken, şimdikiler de normal görmektedirler.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yükleniyor...