"Doktoru müstebit bir hâkim gibi yapar ve tavsiyelerine ve gösterdiği ilâçlara itaate mecbur ediyor. Bu ise, fedakârane, ihlâsla hizmete zarar verir." İzah eder misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
İslamiyet’te muamele ve fikrî seviyeler, insanın marifet ve manevî makamın mertebelerine göre farklılıklar gösterir.
Üstadımızın vazifesi, makamı, maneviyatı ve marifet noktasında mertebesi, diğer mühim ve muvazzaf insanlarda olduğu gibi, kendilerine has hususiyetler göstermektedir.
İnsanın dinde mükellefiyetleri makam, vazife ve marifete göre değişik tarzda cereyan eder.
Bazı hayırlı insanların iyilikleri, Allah’a yakın kulların yanında seyyiat ve kötülüktür. Sualde nazara verilen husus ve ona mümasil meseleler; Üstadımız gibi, hususî bir mertebede olan insanlara mahsustur. Başkaları bunları uygulayamaz ve tatbik edemez. Eğer uygulamak istenir ise; riyakârlık ve soğuk bir taklitçilik olur. Bu ise haddi aşmaktır.
İşte büyük insanların yüksek ihlâsları, bizlerde olduğu gibi, sadece kusur ve mes’uliyetlerle test ve imtihan edilmez. Onlar için hayırlı arzular ve ahiret makamları dahi ihlaslarına zarar verebilir. Hatta onlar ihlâsları için terk ettikleri hayırlı ve faziletli dereceleri dahi düşünmemek ve "terki de terk etmek" makamındadırlar.
Normal şartlarda hasta bir Müslümanın tedavi olması, doktorların tavsiyesine uyması ve ilaçları kullanması, hem bir tıbbî zarurettir hem de dinî bir vecibedir. Ancak manevî mertebe itibariyle müstesna bir hayata sahip insanlarda bu vaziyet değişir. Onlar için daha ince ve hassas terbiye kaideleri devreye girer.
Üstadımız hayatı yüksek ihlâs seviyesinde yaşadığından, ahiretin makam ve mertebelerinden dahi kaçmış, dünyada rahat ve huzurdan ziyade, meşakkat ve sıkıntılara talip olmuştur. Böyle bir insanın hastalıklara, ilaçlara ve doktorların tavsiyelerine itibar etmemesi gayet normaldir. Çünki onların ızdırab, çile ve musibetlerden aldığı ders ve hikmetler; istirahatten, lezzetten ve keyiften gelen zevklerin çok üzerindedir.
Istılahta bu manada yüksek insanların makamları, makam-ı niyazdır. Bizlerinki ise makam-ı nazdır. Bu sebeple Üstadımız, ilaçların, doktorların ve tedavilerin kendisine temin edeceği istirahat, dinlenme, yatma ve keyifli halleri mütehakkim ve müstebit olarak tarif ediyor. Zira tıbbın tavsiyelerine uymak; musibet, hastalık ve sıkıntıdan gelen manevî zevk ve keyifleri kaçırır ve izale eder.
Muazzez Üstadımız “Bana musibetin tenevvüü musikinin nağmeleri gibi geliyor” derken; hastalıklara ve musibetlere dert gözüyle bakmıyor, manevî terakkinin bir çeşit vesilesi ve Allah’ın, o kuluna çok hususi iltifat ve nimeti gözüyle bakıyor.
Hastalıklara ve musibetlere bu şekilde bakan ve yüksek seviyede olan insanların, tedavilere ve ilaçlara iltifat etmemeleri normal olup, iltifat etmek ise ihlası zedeleyen bir mesele olarak görülüyor.
Hastalıklar, Allah’a bakan veçhesiyle değerlendirildiğinde bir marifet ve iltifat muamelesi olarak görülür.
Muazzez Üstadımızın sualdeki mevzuu mezkûr hikmete mebnidir.
Bizler ise; hastalıkları kendimize bakan veçhesiyle değerlendirdiğimizden, tavsiyelere uyarak ilaçları kullanmak bir vecibedir.
Büyük insanların ihlasları ve samimiyetleri ağır musibet ve hastalıklarla test edilirken, bizim ihlas ve samimiyetimiz ise, günah ve kusurlarla test edilmektedir.
İşte bu sebepten mühim insanlar ihlaslarının muhafazası ve himayesi için musibet ve hastalıklara razı olmuşlar. Bırakınız onlardan kurtulmak için ilaçları kullanmayı, dua bile etmeyi zaid görmüşlerdir.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü