"Ey insan! Senin elinde gayet zayıf, fakat seyyiatta ve tahribatta eli gayet uzun ve hasenatta eli gayet kısa, cüz-ü ihtiyarî namında bir iraden var." İnsanın iradesini biraz açar mısınız?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Kâinata baktığımızda, her şeyin hikmetle yerli yerince yaratıldığını görürüz. Buna bütün bilimler şahittir. Her varlıktaki harika ve ince sanat Cenab-ı Hakk’ın, her şeye hakkını veren Âdil ismini, her şeyi hikmetli yarattığını ifade eden Hakîm isimlerini gösterir. Âdil-i mutlak ve hakîm-i mutlak olan Allah, kullarının istikamette kalmaları ve ebdedî saadete nail olmaları için kitaplar ve peygamberler göndermiş, emir ve yasaklarını bildirmiş, cenneti vaadetmiş, cehennemle de tehdit etmiştir. İmtihanın gereği olarak da insanları bu emir ve yasakları yapıp yapmama hususunda serbest bırakmış, hayır ve şerri tercih edebilecekleri bir irade vermiştir. Aksi hâlde gönderilen kitapların ve peygamberlerin bir mânâsı olmaz, emir ve yasaklar, teşvik ve tehditler abes olurdu. Çünkü seçme hürriyeti olmayan, fiilleri kendi iradesiyle yapmayan birini cezalandırmak veya mükâfatlandırmak ne adaletle, ne de hikmetle bağdaşmaz.

Üstad İkinci Mebhas Altıncı Vecih’te yapılan izahlara göre; bir kısım âlimler cüz’i iradenin harici bir varlığının olmadığından ve itibarî bir varlığa sahip olduğundan kula verilebileceğini söylerler. Bir kısım âlimler de cüz’i iradenin haricî varlığının olduğunu, bu yüzden kula verilemeyeceğini söylerler.

İnsan seyr halindeki muhteşem bir gemiye benzetilebilir, gemi her şeyiyle sultana aittir. Gemiyi yapan ve geminin makinelerine hükmeden odur. Cüz’i irademiz o gemide bir dümenci gibidir. Gemiyi ne yapmaya, ne de işletmeye gücü yetmemektedir. Seyr halinde olan ve durdurulamayan bu gemide bu dümencinin tek yapabildiği şey seyahatın yönünü belirleyebilmektir. Dolayısıyla seyahatin tüm masrafını ve cihazatını sultan karşılamakta, hatta geminin sistemini de o işletmektedir.

İnsan seçme hürriyeti olmayan, iradesi dışında vuku bulan şeylerden mesul değildir. Kendi iradesiyle tercih edip yaptığı kötü fiillerden mesuldür. İnsan vicdanen neyi isteyerek yaptığını, neyi istemeden yaptığını iyi bilir.

Şu da unutulmamalıdır ki, insan şer bir şeyi yapmaya karar verdiğinde o fikrinden vaz geçebilir. İnsan, iradesini öncelikle burada kullanmalı. Ama bazıları kendisini yokuş aşağı bırakmayı tercih ederken, nefis ve süfli arzularının kölesi olurken, bazıları da nefis ve şeytanın vesvesesine rağmen, ulvi hakikatlere yönelir, yokuşlara tırmanır. İnsanın günahlarla arasına nasıl bir mesafe koyacağını, hayırlara nasıl vesile olacağını şu ifadeler çok güzel anlatmaktadır:

”Ey insan! Senin elinde gayet zayıf, fakat seyyiatta ve tahribatta eli gayet uzun ve hasenatta eli gayet kısa, cüz-ü ihtiyarî namında bir iraden var. O iradenin bir eline duayı ver ki, silsile-i hasenâtın bir meyvesi olan Cennete eli yetişsin ve bir çiçeği olan saadet-i ebediyeye eli uzansın. Diğer eline istiğfarı ver ki, onun eli seyyiattan kısalsın ve o şecere-i mel'unenin bir meyvesi olan zakkum-u Cehenneme yetişmesin."

"Demek, dua ve tevekkül meyelân-ı hayra büyük bir kuvvet verdiği gibi, istiğfar ve tevbe dahi meyelân-ı şerri keser, tecavüzâtını kırar.”

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

BENZER SORULAR

Yükleniyor...