"Dünyada dar nazarımızla, kısacık fikrimizle, Musa ve Harun Aleyhimesselamın sevaplarını ne derece tasavvur ediyoruz, biliyoruz?" İzah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Dünyada, dar nazarımızla, kısacık fikrimizle, Mûsâ ve Hârun Aleyhimesselâmın sevaplarını ne derece tasavvur ediyoruz, biliyoruz? Âlem-i ebediyette, Rahîm-i Mutlak, saadet-i ebediyede, nihayetsiz ihtiyaç içinde bir abdine, bir tek virde mukabil vereceği hakikat-i sevap, o iki zâtın sevaplarına -fakat daire-i ilmimize ve tahminimize giren sevaplarına- müsavi olabilir." (Sözler, 24. Söz, Üçüncü Dal, Onuncu Asıl)

Dünyevi bakış açımız, dar nazarımız ve kısacık fikrimiz nedeniyle, Hz. Musa (as) ve Hz. Harun (as) gibi büyük peygamberlerin Allah yolunda gösterdikleri devasa fedakârlıkları, yaptıkları hizmetleri ve bunun karşılığında kazandıkları sevapları tam anlamıyla kavramamız mümkün değildir. Bizim bu konudaki bilgimiz ve hayal gücümüz çok kısıtlıdır. Çünkü fikir çapımız ve anlayış kapasitemiz çok dardır.

Biz bu kısıtlı ve sınırlı hayal ve tasavvur gücümüz ile o peygamberlerin sevaplarını ancak Ağrı dağı kadar tasavvur ediyoruz. Oysa onların gerçek sevapları, gerçekte Ağrı dağına nispetle Samanyolu Galaksisi büyüklüğünde olabilir. Şimdi Allah (c.c) dese ki "Filanca ameli yaparsan sana Hz. Musa ve Hz. Harun’ın senin tasavvur ve tahmin ettiğin sevabını vereceğim. Yani Ağrı dağı büyüklüğünde sevep alacaksın." Bu söz bu yönü ile o iki peygamberin sevaplarını küçültmez, basitleştirmez.

Bir kişinin, "Ben şu ameli işlemekle Hz. Musa ve Hz. Harun (as)’ın hakiki ve gerçek sevabı olan Samanyolu Galaksisi büyüklüğündeki sevabını elde ettim." demesi yanlış olur haddini aşar. Ama sınırlı ve kısıtlı tasavvurumuz ölçeğinde, o sevabı Allah bize verir ve bu bizim için bir motivasyon olabilir.

İşte bu noktada Allah'ın rahmeti ve cömertliği devreye girer. Allah, kullarına bir amel karşılığında vaat ettiği sevabı, bizim tasavvur edebildiğimiz ölçekte verir. Yani, "Filanca ameli yaparsan sana Hz. Musa ve Hz. Harun'un senin tahmin ettiğin (Ağrı Dağı büyüklüğündeki) sevabını vereceğim." demesi, o peygamberlerin gerçek ve sınırsız sevaplarını asla küçültmez veya basitleştirmez. Ve hangi seviyede bulunursa bulunsun herkese -tasavvurları nispetinde- o iki peygamberin sevabı kadar vermesi de adaletinin ve hikmetinin şanındandır.

Çünkü Allah, kendi sonsuz ilminde ve kudretinde, o peygamberlerin gerçek sevaplarını tam olarak bilir ve kıymetini takdir eder. Bize verilen o "Ağrı Dağı" kadar sevap, sadece bizim idrak edebileceğimiz, motive olabileceğimiz bir ölçektir.

İlave bilgi için tıklayınız:

- "Kim bunu okursa, Musa ile Harun’un sevaplarının misli ona verilir." Bu ifade hadis mi yoksa Ahmed Gümüşhanevî Hazretlerinin sözü mü?

- Amellerin Faziletleriyle ilgili Rivayetler

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Okunma sayısı : 364
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

artiha

Hakiki olmasa da, madem ümmet o geceye o nazarla bakıyor, inşaallah kabule mazhar olur. Leyle-i Kadr ile ilgili hüküm, konuya ışık tutar. Ümmetin nazarını karşılıyor ve umulduk her şey ihsan ediliyor. Diğer taraftan, ancak havsalasına girdiği kadarıyla kalıyor. Mutlak feyzi, ancak yakalayan alıyor. Kişinin istifadesi, tasavvur alanına girdiğine terettüp ediyor. Rahmet ve adaletin aynı anda nihai noktada tecelli makamı

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yükleniyor...