"Ecel" ne demektir, çeşitleri nelerdir?

Soru Detayı

- "Ecel-i Muallak" , "Ecel-i Müsemma" , "Ecel-i Fıtri" kavramlarını açar mısınız?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Ecel-i muallâk ve Ecel-i müsemma: Levh-i Mahv İsbatta mukadder olarak yazılı, bâzı şartlarla mukayyed olan ecel manalarına geliyor.

Üstad'ın ifadesi ile; eşya önce "levh" ediyor, yani varlık sahasına çıkıyor, görünüyor, sonra "mahv" oluyor; yani zeval ve ölüm ile varlık sahnesinden çekiliyor, sonra yine başka mahluk ve eşya o gidenlerin ardından varlık sahnesine giriyor, buna da ispat deniyor.

Zaman şeridi, yazar bozar bir tahta hükmünde olduğu için, yazılar ve mukadderat son hali ile yazılı değildir, şart ve meşrut kaidesi vardır. Yani; Allah; “Kulum şu şartı yaparsa ben de ona şöyle muamele ederim” der.

Mesela; Allah bir kulunun ömrünü sağlığına dikkat etmek kaydı ile seksen yıl tahsis eder; ama o kul sağlığına dikkat etmez, Allah da levh-i mahv ispata yazmış olduğu seksen yılı siler, onu elli yıla çevirir. İşte sadakanın belayı def edip ömrü uzatması bu hakikatin bir neticesidir.

Sadakanın ömrü uzatmasının hakikati ne olursa olsun, neticede insanın ölümü söz konusudur ve bu ise Allah’ın malûmudur. Bu noktadan, onun ölüm vakti ve dolayısıyla da ömür müddeti Allah tarafından takdir edilmiş olup bunun değişmesi mümkün değildir. Meselâ, bir kimsenin verdiği bir sadaka ile ömrünün iki yıl uzadığını farzedelim. Bu şahsın sadakayı verirse ömrü elli sene, vermezse kırk sekiz sene, şeklinde olsun. Cenâb-ı Hak o şahsın sözkonusu sadakayı vereceğini bildiği için ömrünü elli sene olarak takdir etmiştir. İşte bu ecel değişmez.

Yukarıda takdim ettiğimiz hâdîs-i şerîf ile Peygamber Efendimiz (s.a.v.) mü’minleri hayra teşvik etmekte ve aralarındaki sevgi bağlarını sadaka ile perçinlemektedir. Sadakanın belâyı def etmesi, Allah-u Zülcelâl’in lütfu ve ihsanıdır. Verdiğimiz sadakaların ne gibi belâların def’ine vesile olduğu ise, bizim meçhûlümüzdür. Verdiğimiz sadakalarla ve yaptığımız hayırlı hizmetlerle başımıza gelecek birçok belâların def’ine sebep olmaktayız. Vücuda gelmediği için bilemediğimiz bu belâların def’i, bizim için ayrı bir nimettir.

Ömrün uzamasından maksat, ömrün bereketlenmesidir. Âhirete hayır ve hasenat için verilmiş bir sermaye olan insan ömrünün uzaması, bu sermaye ile daha çok kâr elde etmek mânâsınadır. Buna göre ömrün müddetinde bir değişme olmasa da, sadaka yoluyla mahsulünde bir artma olması ömrün uzaması demektir. Bunu bir misâl ile açıklamaya çalışalım. Bir ağacın her baharda dört bin meyve verdiğini ve ömrünün on sene olduğunu farzediniz. Cenâb-ı Hakk’ın ağaca lütuf ve ihsanıyla baharlardan birinde dört bin yerine sekiz bin meyve verdirmesi hâlinde, ağacın ömrü mânen bir yıl uzamış demektir. İşte sadaka da insan ömrünün verimini artıran güzel bir vasıtasıdır. Ve bu mânâda ömrü uzatmaktadır.

Her insanın ömrüne dair son hali, şartları ile beraber Levh-i Mahfuzda vardır, burada bir değişme olmaz. Yani Allah zaten onun sağlığına dikkat etmeyip, ömrünü elli yıla düşüreceğini ezeli ilmi ile biliyordu ve bunu Levh-i Muhfuzda kaydetmişti. Ecel-i muallâk mevzuu Kitab-ı Mübinin bu izah ve esaslarına mebnidir; burada her şey değişir. Sadakanın ömrü uzatması, bazı bela ve musibetlerin def etmesi hakikati Kitab-ı Mübinle alakalıdır.

Ezelden ebede kadar olmuş ve olacak bütün hâdiseler gibi, atâ kanununun tatbikatı da o ilmin şümûlündedir. Bu kader değişmez. Değişiklikler Levh-i Mahv ve isbat’ta olmaktadır. Önce takdir edilen nice cezalar, daha sonra tövbe vesilesiyle ve atâ kanunu ile affedilmekte, Levh-i Mahv ve isbat’tan silinmekte ve kaza edilmemektedir. Nitekim bu husus bir âyet-i kerîmede şöyle buyurulmaktadır: “Allah dilediği şeyi mahveder ve dilediğini isbat eder. Nezdinde kitabın aslı olan Levh-i Mahfûz vardır.” (Ra’d Suresi, 13/39)

Ecel-i Fıtri: Her mahlûkun yaradılışı itibariyle Cenab-ı Allah tarafından tayin olunan fıtri bir ömrüne r. Şayet Allah bu fıtri ömrü hikmeti gereği herhangi bir sebeple bozmaz ise, her mahlûk biyolojik olarak ölüme mahkûm olarak programlanmıştır. Türler içinde insanın ömrü ayrı, sair türlerin ömürleri ayrıdır. Dünyanın ve kâinatın da fıtri bir ömrü vardır, faraza kıyamet kopmasa yine kâinat ölüme mahkûmdur.

"Şu kâinatın mevti mümkündür. Çünkü bir şey kanun-u tekâmülde dâhil ise, o şeyde alâküllihalneşvünemâ vardır. Neşvünemâ ve büyümek varsa, ona alâküllihal bir ömr-ü fıtrî vardır. Ömr-ü fıtrîsi varsa, alâküllihal bir ecel-i fıtrîsi vardır. Gayet geniş bir istikrâ ve tetebbu ile sabittir ki, öyle şeyler mevtin pençesinden kendini kurtaramaz."

"Evet, nasıl ki insan küçük bir âlemdir, yıkılmaktan kurtulamaz. Âlem dahi büyük bir insandır; o dahi ölümün pençesinden kurtulamaz. O da ölecek, sonra dirilecek veya yatıp, sonra subh-u haşirle gözünü açacaktır." (29. Sözler, 4. Esas)

Üstad bu hakikate şu ibareler ile işaret ediyor:

"Hem nasıl ki kâinatın bir nüsha-i musaggarası olan bir şecere-i zîhayat tahrip ve inhilâlden başını kurtaramaz. Öyle de, şecere-i hilkatten teşa'ub etmiş olan silsile-i kâinat, tamir ve tecdit için tahripten, dağılmaktan kendini kurtaramaz. Eğer dünyanın ecel-i fıtrîsinden evvel, irade-i ezeliyenin izniyle haricî bir maraz veya muharrip bir hadise başına gelmezse ve onun Sâni-i Hakîmi dahi ecel-i fıtrîden evvel onu bozmazsa, herhalde, hattâ fennî bir hesapla, birgün gelecek ki

اِذَا الشَّمْسُ كُوِّرَتْ - وَاِذَا النُّجُومُ انْكَدَرَتْ - وَاِذَا الْجِبَالُ سُيِّرَتْ
اِذَا السَّمَاۤءُ انْفَطَرَتْ - وَاِذَا الْكَوَاكِبُ انْتَثَرَتْ - وَاِذَا الْبِحَارُ فُجِّرَتْ

mânâları ve sırları, Kadîr-i Ezelînin izniyle tezahür edip, o dünya olan büyük insan sekerâta başlayıp, acip bir hırıltıyla ve müthiş bir savtla fezayı çınlatıp dolduracak, bağırıp ölecek, sonra emr-i İlâhî ile dirilecektir."(29.Söz, 2.Maksat)

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...