Eflâtun, Aristo, İbn-i Sînâ ve Farâbî gibiler "İnsaniyetin gayetü'l-gayâtı teşebbüh-ü bi'l-Vâcibdir, yani Vâcibü'l-Vücuda benzemektir." fikrine nereden kapılmışlar?

Eflâtun, Aristo, İbn-i Sînâ ve Farâbî gibiler
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Teşebbüh-ü bi'l-Vâcib" yani "Vacibü’l-Vücud’a benzemek" terkibinde sarih ve açık bir küfür unsuru yoktur. Lakin şirke ve küfre yol açacak ve insanı benlik ve kibre sevk edecek unsurlar mevcuttur. İnsanın ancak ilahi ahlakla ahlaklanmakla, yani Allah’ın razı olduğu ahlakla donanmakla kemale ereceğini bir derece hissetmiş, ama yanlış tefsir etmişlerdir.

Üstad Hazretlerinin ifadelerinden bu fikrin kaynağının “firavunluk derecesinde bir enaniyet” olduğunu ve bunun temelinde de insanın “acz, fakr ve kusurdan” yoğrulmuş bir mahiyete sahip olduğundan gaflet etmesinin yattığını anlıyoruz.

Burada Üstadımızın şu tesbitini hatırlayalım:

“Bazen kelam küfür görünür, fakat sahibi kâfir olamaz.” (Lem'alar, Yirmi Sekizinci Lem'a, Bir Suale Cevap)

İman eden ve namazını kılan bazı insanlar, elfaz-ı küfür sebebiyle küfre girseler bile, bu küfürleri devamlı değildir. Daha sonra iman alameti olan işler görebilirler.

"İnsaniyetin gayetü'l-gayâtı… Vâcibü'l-Vücuda benzemektir." diyen kişilerin de bu sözleri firavunane bir hüküm olmakla birlikte, kendilerine imansız manasında “kâfir” dememiz doğru olmaz. Zira insanın hiç inanmadığı bir zata benzemek istemesi düşünülemez. Ancak, enaniyetten kaynaklanan bu sözün çok büyük bir zulüm olduğu da kesindir.

Hazret-i İsa aleyhisselama ve Hz. Meryem’e uluhiyet isnad edenlere karşı bir âyet-i kerîmede şöyle bir ibret dersi veriliyor:

“Meryem oğlu Mesih, sadece bir peygamberdir. Ondan önce de nice peygamberler geldi geçti. Onun annesi de dosdoğru bir kadındır. İkisi de yemek yerlerdi...” (Maide, 5/75)

Ayet-i kerimede yemek yeme bir misal olarak verilmiş ve mümkin olan insan mahiyetinin Allah’ın vacib mahiyetine hiç benzemeyeceği harika bir şekilde ders verilerek, bu yanlış inanca kapılanlar ikaz edilmişlerdir. Şimdi benzer bir hatayı da bu haddini mütecaviz felsefeciler yapıyorlar.

Ana rahminde dokuz ay terbiye edilerek nutfe halinden insan haline terakki ettirilen, yiyen, içen, yorulan, uyuyan, hastalanan ve ölen bu aciz insanın mahiyetini, her türlü noksandan münezzeh, varlığı vacip, bütün sıfatları sonsuz ve mutlak olan Allah’ın mukaddes varlığına benzetmek büyük bir divanelik ve akıl almaz derecede bir haddi tecavüzdür.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

denizm

Bu felsefi fikirdeki teşbihi anlayamadım. Bir insan nasıl Vacibü'l Vücud'a benzemeye çalışır ki?? Biraz daha açıklar mısınız?

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Mehmet Selim)

İnsanoğlunda bulunan üstün meziyetlerin iki yönü vardır. Bunlar:

1- Ya bunları Allah'tan bilip şükrünü ve tesbihini, secdesini artırıp kulluğa yönlendirerek terakki edecek ve yükselecektir. Bu Nübüvvet yoludur ve İnsanın İlahi ahlakla ahlaklanmasıdır. 

2- Ya da bunları kendi malı gibi görecek, kainattaki herşeyin kendisine görünürde hizmetkar olmasını kendinden görüp Firavun'un ve Nemrud'un kendilerine İlahlık vermesi gibi davranacaktır. Bu da felsefenin yoludur ki, kabiliyet ve güç olarak Allaha benzemeye çalışmaktır. 

Tarih boyunca Peygamberler ile onlara zıt olanların bu mücadelesi hep devam edegelmiştir. 

Bu konu için çekilmiş video için tıklayınız.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yükleniyor...