"Eğer bu zerreler, yaptıkları vazifelerde memur olup Cenab-ı Hakk'ın emir ve iradesine tâbi oldukları kâfirane inkâr edilirse, o zerre herhangi bir bünyeye girse, o bünyenin bütün cihazatını, keyfiyetiyle teşekkülünü bilmesi lâzımdır.." İzah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Şirk sahibi, cehalet sarhoşluğunu terk ve ilim gözüyle küfrüne baktığı zaman, o küfrü iman ve iz'an edebilmek için, bir zerre-i vâhideye bir ton ağırlığında bir yük yükletmeğe ve her zerrede sayısız matbaaları icad edip tabiat ve esbabın eline vermeğe ve bütün masnuatta bütün san'at inceliklerini tabiata ders vermeğe muztar ve mecbur olur. Zira hava unsurundan (meselâ) her bir zerre bütün nebatlar, çiçekler, semereler üstünde konup bünyelerinde vazifesini yapmak salahiyetindedir."

"Eğer bu zerreler, yaptıkları vazifelerde memur olup Cenab-ı Hakk'ın emir ve iradesine tâbi oldukları kâfirane inkâr edilirse, o zerre herhangi bir bünyeye girse, o bünyenin bütün cihazatını, keyfiyetiyle teşekkülünü bilmesi lâzımdır. Bu bilginin o zerrede bulunmasını ancak o kâfir itikad edebilir."(1)

Allah kâinatı ve içindeki bütün eşyayı birbiri ile irtibatlı olarak yaratmıştır. Kâinat teavün (yardımlaşma), tesanüd (dayanışma), teanuk (kucaklaşma), tecavüb (birbirine cevap verme) fiilleri ile âdeta bölünmez bir bütün gibidir. Bunlar gözümüz önünde cereyan ettiği için ispata lüzum yoktur.

Kâinatın bir ucundaki bir küre ile diğer ucundaki küre arasında, bizim idrakinden aciz kaldığımız harika bir yardımlaşma ve tesanüd mevcuttur. Dünyamızdan milyonlarca km. uzakta olan bir yıldız zerre kadar mihverinden çıksa bütün kâinat fabrikasını yerle bir eder. Demek çok uzakta, hayattan alâkasız gibi duran bir yıldızın mihverinde ahenk ile gezmesinin bize dolaylı bir şekilde tesiri ve menfaati var.

Bir portakal ağacının C vitamini taşıyan bir meyve vermesi için, evvela insanı tanıması, onun bu vitamine olan ihtiyacını bilmesi, sonra onun damak zevkini, ağız yapısını bilmesi gerekir ki, tadıyla, vitaminiyle, yumuşaklığıyla tam insana uygun bir meyve yapsın.

Gözümüzün bir hücresindeki bir zerreyi düşünelim: Bu zerre kendi başına buyruk olarak çalışıyor değildir. Yaptığı iş, vazife yaptığı hücreye bakmakta, hücre ise gözün tamamına nazar etmekte, göz ise sinir sistemi ve damarlar yoluyla bütün beden ile bağlı bulunmaktadır. O atomun her şeyi ihata eden bir ilmi olması, yani göz hücresinden bütün bir bedene kadar her organı bilip tanıması gerekir ki ona göre adım atsın. Beden de kâinatın tümünden süzüldüğüne göre, göz hücresindeki bir tek atomun yaratıcısı, sahibi ve mâliki ancak bütün kâinatın Hâlıkı olabilir. Bunun için de kâinata tasarruf edip hükmedecek sonsuz bir ilme, mutlak bir iradeye ve nihayetsiz bir kudrete sahip olmak lazımdır.

Keza, bir arının hayatının varlığı ve devamı için bütün kâinat çarklarının hareket etmesi gerekir. Güneş, su, hava, toprak, elementler, hassas bir nizamla, mütenasib ve ölçülü bir şekilde beraber hareket etmeden bir canlı vücut bulamaz ve hayatını devam ettiremez. Bu sebeplerden bir tanesi vazifesini terk etse hayat teşekkül etmez, etse de devam etmez.

Bu da gösteriyor ki, hayat bütün kâinattan süzülüp gelen bir neticedir.

(1) bk. Mesnevi-i Nuriye, Lesiyyemalar.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...