"Zerratı cevelana, mevcudatı seyerana, hayvanatı seyelana, seyyaratı deverana getirir, kâinatı konuşturur, ayatını ona sessiz söylettirir ve ona yazdırır." cümlesini izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Ve daha bilmediğimiz pek çok inâyât-ı gàliye ve makasıd-ı âliye için, kendi faaliyet-i kudretiyle kâinatı faaliyete getirir. Zerrâtı cevelâna, mevcudatı seyerâna, hayvânâtı seyelâna, seyyârâtı deverâna getirir, kâinatı konuşturur, âyâtını ona sessiz söylettirir ve ona yazdırır." (Mektubat, Yirmi Dördüncü Mektup, İkinci Makam.)

Zerrelerin hikmetle sevk ve idare edilmeleri, varlıkların muazzam bir şekilde hareket ettirilmeleri, hayvanların doğum ile varlık sahnesine çıkıp ölüm ile sahneden alınmaları ve feza boşluğunda milyarlarca galaksi ve gezegenlerin mükemmel bir nizam ve hassas bir ölçü ile döndürülmeleri Cenab-ı Hakk’ın birliğine, isim ve sıfatlarının tecellisine işaret eden levhalar hükmündedirler.

Evet, iman gözü ile bakılır, hidayet kulağı ile dinlenir ise, kâinat muhteşem ayetlerle dolu büyük bir kitap, muazzam bir levha hükmündedir. Mesela;

"Elhasıl, her bir zerreden, üç pencere Şems-i Ezelînin nur-u vahdâniyetine ve vücub-u vücuduna açılır." (Sözler, Yirmi İkinci Söz, İkinci Makam.)

Birinci Pencere’de zerrenin bir adım atabilmesi için, adım attığı yerin bütün her şeyini bilecek bir ilminin görecek bir gözünün olması gerektiğine dikkat çekilerek, zerrenin acziyeti ilan edilerek, o zerre arkasında zerreye iş yaptıran sonsuz ilim ve kudret isbat ediliyor.

Mesela, arıya hayatı verecek zâtın, arının hayatında hizmet eden bütün unsurlara ve sebeplere müteveccih birer yüzü, bakar birer gözü ve geçer birer sözünün bulunması, yani bunlara hükmünün geçmesi gerekir. Yoksa arıya hayatı bahşedemez. Bu sebepledir ki Allah, her bir sebebin arkasında sonsuz ilmi, mutlak iradesi ve nihayetsiz kudreti ile hâzır ve nâzırdır.

Gözümüzün bir hücresindeki bir zerreyi misal alarak düşünelim. Bu zerre kendi başına buyruk olarak çalışıyor değildir. Yaptığı iş, vazife yaptığı hücreye bakmakta, hücre ise gözün tamamına nazar etmekte, göz ise sinir sistemi ve damarlar yoluyla bütün beden ile bağlı bulunmaktadır. O atomun ihatalı bir ilmi olması, yani göz hücresinden bütün bir bedene kadar her âzayı bilip tanıması gerekir ki ona göre adım atsın. Beden de kâinatın tümünden süzüldüğüne göre, göz hücresindeki bir tek atomun yaratıcısı, sahibi ve mâliki ancak bütün kâinatın Hâlıkı olabilir.

İnsan bedeninde vazife yapan bir hücre, o âzanın çalışma sistemiyle mütenasib hareket etmesi gerekir. Aynı şekilde âza da vücudun genelinden müstakil hareket edemez, vücudun genel sistemine mutabık hareket etmesi gerekir. İnsan vücudu da kâinatın genel sisteminden vareste değildir. Öyle ise atom ile kâinat doğrudan veya dolaylı bir şekilde birbirleri ile alâkadardırlar. Şimdi atomun bu mükemmel hareket tarzını izah etmek için, ya atomun bütün kâinatı bilen bir ilmi, her şeyi gören bir gözü ve her şeye hükmeden bir kudreti olduğu kabul edilecek, ya da her şeyin sahibi ve maliki olan Allah’ın bir askeri ve bir memuru kabul edilecektir. Birincisinin muhal olduğu gayet açıktır.

İkinci pencere’de de benzer bir mâna ile hava zerrelerinin girdiği her bünyeyi çok iyi tanıyor gibi hareket edip faydalı bir parça olmaları, zerrenin bu işi kendi başına yapmasının mümkün olmadığını gösteriyor. Aklı ve şuuru olmayan bir hava zerresinin her bünyede mükemmel bir ustalıkla işlemesi ve çalışması, bu harika işlerin Allah’ın sonsuz kudreti ve muhit ilmi ile yapıldığını ispat ve ilan ediyor.

Üçüncü pencere’de de milyonlarca birbirinden farklı türlerin ve sistemlerin esas itibarı ile basit bir muhassaladan icad edilmesi nazara veriliyor. Evet, dört yüz bin çeşit bitki ve hayvanatın basit bir muhassaladan olan karbon, azot, oksijen ve hidrojenden icad edilmesi, başlı başına bir mucize ve bir sanat harikası olup, Allah’ın sonsuz ilmini, mutlak iradesini ve nihayetsiz kudretini ian ediyor. Şu basit unsurların Cenâb-ı Hak'tan nisbeti kesilse, toprağın zerreleri adedince İlâhlar kabul edilmesi lâzım gelir. Bu ise, bin defa muhal içinde muhal bir hurafedir.

Görüldüğü üzere, zerreler İlahî hüküm ve kuvvetin şerikleri değil ilancılarıdırlar. Allah’ın zerreleri bir sebep ve malzeme olarak kullanması -haşa- onlara muhtaç olduğundan değil, İlahî isim ve sıfatlarını şuur sahibi varlıklara ilan etmesi içindir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...