"Eğer desen: Muhtelif tarikatlarda vardır; muhtelif âyinler, ibadet şekli giymiş?.." Burayı devamıyla izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Eğer desen: Muhtelif tarikatlarda vardır; muhtelif âyinler, ibadet şekli giymiş? Derim: Üç şartı varsa, bir niyet-i hayr ile belki de zarar veremez..."(1)

Tarikatların her birinde kendine özgü zikir ve ibadet şekillerinin olması İslam’ın temeline, birliğine ve ruhuna uygun mudur? Üç şart yerine getiriliyorsa, bunda bir mahzur olmaz.

"Birinci şartı şudur: O münafi olmamak, kat'an vekar-ı zikre, hem âdab-ı huzura. İkincisi: Menhî olan efalin, içinde bulunmamak, menhî olsa hiç olmaz."

İslam'da Allah’ı zikretmenin bir vakarı bir adabı vardır. Bu vakar ve adaba riayet edildiği müddetçe farklı zikir şekillerinin olmasının bir mahzuru olmaz. Özellikle haram kılınmış fiil ve davranışlardan uzak durulması icap eder. Şayet zikir halkalarına haram bir şey karışırsa, bu zikir ayini caiz olmaz.

"O ef'al ve harekât, kasdî birer ibadet nazarıyla yapmamak... Evet hal ve harekât, ihtiyarî ve kasdîden daha ziyade olmalı. Şuursuz incizabî ıztırârî. Başka çeşit yakışmaz."

Tarikatların kendine özgü yapmış oldukları zikir çeşitleri, şeriatın emrettiği bir ibadetmiş gibi düşünülmemeli ve öyle algılanmamalıdır. Şayet bu zikirler dinin bir ibadeti gibi algılanırsa, diğerleri dinin dışında gibi tasavvur edilmeye başlanır. Bu da müminler arasında nifak ve ihtilafa sebebiyet verir.

Ayrıca tarikat ve tasavvuf, ruhun incizabından kalbin cuşu huruşundan gelen bir taşkınlıktır. Bu da planlı programlı bir şekilde intizam altına alınamaz. O zaman tasavvufun özü suni ve yapmacık olur.

"Zira asl-ı ibadet, bizzat nefs-i zikirdir. O ahval-i mübah'a, bir vesile-i müşevvik. Harekât tayininde, ihtiyar-i zakiri, âyet serbest bırakmış, mübahda takyid etmez."

İbadetin aslı ve özü Allah’ı zikretmek, anmak ve hatırlamak üzerine bina edilmiştir. Namaz, oruç, zekat, hac gibi farz ibadetlerin ana gayesi ve aslı zikirdir. Yani Allah’ı akılda ve kalpte her an anmak içindir. Bu sebeple Allah ibadetlerin bir kısmını, yani farz olanları tahsis ve tayin ederken, diğer bir kısmını ise mutlak bırakıp kişilerin kabiliyet ve haline bırakmıştır.

"Ey iman edenler! Allah'ı çokça zikredin. Onu sabah akşam tespih edin." (Ahzâb, 33/41-42)

"Allah’ı çokça zikredin" derken, ifade kayıtlı ve sınırları belli bir ibadet şeklinin dışında, kayıtsız ve çerçevesi çizilmemiş zikirleri de içeriyor. Tarikatların birbirinden farklı zikir ayinleri ve ritüeller bu ayetin kapsamındadır. İslam’ın özüne ve ruhuna aykırı düşmeyen her türlü zikir faaliyeti serbest ve caizdir.

"O ef'al hiç benzemez, şer'an muayyen olan ibâdât efaline. Zira ef'al-i şer'î, bir ceviz-i Hind'e benzer, süt misal lübbü gibi. Beyaz kışrı da lübbdür, cevizimize benzemez."

Şeriat tarafından tarif ve tahsis edilen ibadet ve zikirler, zikirlerin en üstünü en değerlisi ve en faziletli olanıdır. Yani insanlar tarafından tanzim edilen nafile zikirler, asla farz olan zikir ve ibadetlere benzemez ve onların derece ve makamına yetişemez.

Mesela, tarikatların kendine özgü zikir ve virdleri, asla ve kata şeriatça emredilmiş olan namaz, oruç, zekat ve hac gibi farz ibadetlerin derece ve makamına yetişemez. Şeriatın emrettiği ibadetler öz iken, insanlar tarafından şekillendirilen nafile ibadetler ise, özün üstündeki kışır ve kabuk hükmündedir. Üstadımız şeriatın emrettiği ibadetleri Hindistan cevizine benzetiyor. Bu meyvenin en içindeki sütü de o sütü koruyan beyaz kabuğu (yağlı çok lezzetli bir katmandır) da öz gibidir, kışır ve kabuğa mahal yoktur.

Farzları alelacele eda edip nafileye ihtimam gösterenlerin kulakları çınlasın. Bir milyon nafile ibadet bir farz ibadetin değerine ve faziletine karşılık gelemez.

(1) bk. Asar-ı Bediiyye, Lemeat, İttihad Yay., İst. 2002, s. 706.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Yükleniyor...